Faruk Köse

Faruk Köse

“İslam Yurdu”nun parçalanmasına izin vermeyelim

“İslam Yurdu”nun parçalanmasına izin vermeyelim

Her ne kadar rejim/sistem olarak “Hududullah” aşılıyor, “Hükmullah”tan şaşılıyor, “Allah’ın yasaları” ile hükmedilmiyor, “ilahi murad”a uygunluk gözetilmiyorsa da, ülkemizin “İslam yurdu” olduğundan kuşku yoktur. Ancak yurt “İslam yurdu” da olsa, o “yurdun öz evlatları” olan müslümanlar “öz yurdunda parya” muamelesi görüyor; “yurdun evlatları”nın kimlik ve kişilik değerlerini belirleyen “İslam” ise kendi yurdunda egemen değil.

Hal böyle olunca, yurdun öz evlatları arasındaki esas “bağ”ın kopma noktasına geldiğini görüyoruz. İşte “Ayrılıkçı Kürt Hareketi” bu tür “sapmalar”dan biri. “Allah’ın yasaları”nın hilafına olarak “İslam kardeşliği”ni imha eden “ırkçı ve Laik Türk devrimleri”nin başımıza musallat ettiği bir sorun olsa da, bugün “esas sıkıntı”yı Kürt olsun Türk olsun, “müslüman toplum”un çektiği de bir gerçek.

Sorunun çözümü için atılan “yanlış adımlar”ın, “birlik”i sağlamaktan ziyade “ayrılık”a meşruiyet kazandırdığına şahid oluyoruz. Güya “Rejim sorunu”nun tezahürü ve “patlama noktası” olan Ayrılıkçı Kürt Hareketi, “çözüm süreci”nde “tasfiye” olacak, hiç değilse “sınır dışı”na çıkacaktı. Ama öyle olmadığını, bilakis daha da “yerleşip yayıldı”klarını, “denetim ve varlık alanları”nı genişlettiklerini, kırsalda ve köylerde tam olarak “egemenlik” kurduklarını, üstelik bunun “sistem tarafından kanıksandığı”nı görüyoruz. Baksanıza, terör örgütü “karakol inşaatları”nı basıp inşaatı durdurma, “yol kesme”, şehirlerin ortasında “kimlik kontrolü” veya “trafik-asayiş denetimi” yapma eylemlerinde bulunabiliyor. “Asker-sivil” demeden kaçırabiliyor, yerel yönetime “doğal kaynaklardan pay” isteyebiliyor, “özerklik uygulaması” yapabiliyor. İddia edildiği gibi “silahlı unsurlar”ı, tümü ile sınır dışına çekilmiş değil.

Hal böyle olunca, “ayrılıkçı”lar, geldikleri noktayı “kazanılmışlar hanesi”ne yazıp çıtayı bir “üst basamak”a yükseltiyorlar. Nitekim “Ayrılıkçı Kürt Haraketi”nin, siyasal uzantısı olan HDP Eş Genel Başkanı Sabahat Tuncel, açık açık “artık Kürdistan’ı inşâ edeceğiz” diyebiliyor. Bunun nasıl olacağını da, “önümüzdeki dönem demokratik, özerk Kürdistan’ı inşâ etme süreci” diye açıkladıktan sonra, “Kürdistan’da kendi dilimizle, kültürümüzle, kendi kendimizi yöneteceğiz, artık bunu telep eden değil, inşâ eden olacağız” diyerek gelinen noktayı özetliyor. Aksi halde neler olacağını “savaşlı çatışma” tehdidiyle beyan edip, “özerk Kürdistan’ı inşâ edeceğiz” vurgusu yapıyor.

“Ümmetçi” anlayışa sahip bir “Türk” olarak samimiyetle söylüyorum, “Allah’ın yasaları”yla hükmeden bir Kürt’ün yönetimini, İslam’la hükmetmeyen bir Türk’ün yönetiminde tercih ederim. Çünkü “kâfir”in “bizden”i olmaz, “müslüman”ın “sizden”i... Hangi ırktan, renkten, cinsten, kandan, bölgeden vs. olursa olsun, nasıl ki “küfür tek millettir”, aynı şekilde “müslümanlar kardeştir” ve esas olan, aralarındaki “iman bağı”dır.

Yine samimiyetle söylüyorum; “İslam” hakim olacaksa, yönetim, rejim, toplumsal yaşantı “Kur’an’ın rehberliği”ne, “Rasulullah’ın önderliği”ne uygun olacaksa, “Allah’ın yasaları” ile yönetilecekse, İslam coğrafyasının parçası ve “Ümmet birliği”nin üyesi olarak “vahdet”i bozmayacaksa, adı “Kürdistan” olacak yapıya karşı değilim.

Ancak, bugün terör örgütü PKK eliyle, İslam’a ve müslümanlara karşı “vahşi bir talan ve katliam” harekâtı yürüten “Küresel emperyalistler”in güdümünde, “müslüman Kürt halkı”nın “hak ve duyarlılık noktaları”nı kullanan “gayriislami bir organizasyon” olarak kurulmak istenen “Kürdistan”ı, bir “müslüman”ın kabul edebilmesi mümkün değil. “Coğrafi bölge” olarak değil, “İslam dışı rejimle yönetilen devlet” olarak böyle bir “Kürdistan”ı kabul etmek, “müslüman Kürt”ün bile rıza gösteremeyeceği bir şey olsa gerek. Tıpkı, “İslam dışı bir Türkistan”ı da “müslüman Türk”ün tasvip etmesinin mümkün olmadığı gibi.

Esas sorun, “toplumsal değerlerden uzaklaşma”dır. Toplumun inanç, kimlik ve kişilik değerlerinin hilafına dayatılan bir rejim/sistem var. Bu rejim/sistem, toplumu paramparça olma noktasına getirdi. En büyük ayrılığı da Kürtler ile Türkler arasında yaptı.

Bunu tersine çevirmenin yolu, var oluş gayesi ve kendini ifade biçimi “ayrılma” olan PKK’yı muhatap alma ve “müslüman Kürt halkının kaderini terör örgütünün ayrılıkçı stratejisine havale etme” yanlışlığından vazgeçmektir. Müslüman Kürt halkının müslüman temsilcileri muhatap alınmalı ve paralel olarak “Devlet”te kesin ve net bir değişim/dönüşüm yapılmalı. Rejim/sistem, “kurumsal ve hukuksal yapı”sıyla “toplumun inanç, kimlik ve kişilik değerleri”ne uygun hale getirilmeli.

Terör örgütü “müslüman Kürtler”in inanç değerlerine aykırı olarak “Ümmet birliği”ni parçalayan “Kürdistan”ı kurmak için ilerlerken, “Türk”üyle, “Kürt”üyle müslümanlara düşen, “İslam’ın egemenliğinde devleti yenilemek”, bunun için güçlerini, kaynaklarını, enerjilerini, imkânlarını vs. birleştirmek değil mi?

Devlet ve toplum hayatını “ilahi yasalar”a bağlayıp, “İslam yurdu”nun parçalanmasına izin vermemek, “müslümanım” diyen her “Kürt” ve “Türk” için öncelikli görev olarak bilinmesi gerekmez mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum
Faruk Köse Arşivi