Ahmet Doğan İlbey

Ahmet Doğan İlbey

Müslümanın Bir Başucu Kitabı:“Hâcegân Sultanları”

Müslümanın Bir Başucu Kitabı:“Hâcegân Sultanları”

Ali Yurtgezen hocanın Semerkand dergisinde  “Altın Silsile” başlığı altında seri olarak yayınlanan yazıları “Hâcegân Sultanları”  adıyla Semerkand Yayınları tarafından kitaplaştırıldı.  

Her Müslümanın başucu kitabı olarak okuması elzem olan bu kitabın sarahat, selaset ihtiva eden akıcı, sarih bir üslûbu vardır. Her cümle kendi başına “hendesî bir disiplin içerisinde” mevzu ile ilgili zengin bilgiler ihtiva etmektedir. Tavsif etmek haddim değil, fakat söylemeden geçemeyeceğim. Kitapta başından sonuna kadar bu kaidelere uymayan gereksiz boş ifade yok. Yazılar ifade bakımından hem “kütük”, hem “nakış” sahibidir.                                                                                                                                                                                             

Kitap, Resûlullah Efendimiz (s.a.v)’le Hz. Ebû Bekir’in (r.a) mübarek şahsiyetlerini anlatarak başlıyor, Abdulkadir-i Geylânî (k.s) ile devam ediyor. Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahâeddin Buhârî (k.s) ile Horasan bölgesinde yeşerip Anadolu’da Müslüman devlet ve millet temellerine İslâm’ın değerlerini katan “Hâcegân Sultanları”, Abdülhâlik-i Gucdüvânî (k.s), İmâm-ı Rabbânî (k.s), Mevlânâ Halid-i Bağdâdî (k.s), Seyyid Abdülhâkim el-Hüseynî (k.s) ve Seyyid Muhammed Raşid el-Hüseynî’ye (k.s.) kadar “Altın Silsile”nin içinde yer alan mürşid ve veli şahsiyetlerin dinimize hizmetlerini kalbimize işliyor bu kıymetli kitap.

BAŞUCUMDA DURAN KİTAP  

Kitabın gaye ve istikâmetini arka kapak yazısından tanımak daha güzel, daha açıklayıcı: “Dosdoğru yolun kılavuzlarını, hem bu yolda yürüme kararlılığımızı güçlendirmek, hem onları hayırla, minnetle, şükranla yâdetmek, hem kimlere tekmil verdiğimizi bilmek için bir kere daha tanıyalım. Nakşibendi tarikatının zikir usullerinden olan hatme-i hâcegân’da isimleri zikredilen sadât-ı kiram efendilerimizi öğrenip bereketlenmek isteyenlere…”    

Müslüman millet değerlerinin temellerini oluşturanlar kitapta anlatılan mübarek şahsiyetlerdir. Milleti millet yapan bu mübarek insanlardır. Bin yıldır milletin mayasında “Hâcegân Sultanları”nın tasavvufla derinleştirilmiş İslâm mayası vardır. Tasavvuf anlayışının zengin ve derin terbiye metodlarıyla  insanları “beşeriyetinden” kurtarıp mü’min yapan ulvî yolun sultanlarının Asya’dan Anadolu’ya ve Balkanlara kadar millet-i beyzaya mensup Allah’ın (c.c.) her kulunun Müslümanlaşmasında emekleri vardır, tarikatlarının terbiye ve tâlim usulleri vardır.                                                                                                               

Erbabı bilir, “Hâcegân”, hâceler, şeyhler, mürşidler ve hocalar demektir. Hâce’nin sözlük mânası: Efendi, muteber kimse, hoca, müderris, âlim, molla, muallimdir. Hâcegân, Hace'nin çoğuludur ve halk arasında hoca şeklinde kullanılmıştır.                                                                                                                     

“Hâcegân Sultanları” millet-i beyza’nın din büyükleridir, İnsanları, hz.insan yapan kalp ve iman kahramanlarıdır.  Ham insanları kemalât mertebesine yükselten onların ilim, irfan ve terbiye gelenekleridir. Tasavvuf terbiyesi ile sevdirerek, kolaylaştırarak gönüllere Kûr’ân’ı Kerîm’in emirlerini yerleştirdiler. Din-i mübinin vecibelerini asırlardır yayarak ham ervahları Müslümanca adam yapanlar bu İslâm kahramanlarıydı. Ulusalcı Cumhuriyet, millet yapıcılarını ve büyüklerini bize bilerek yanlış öğretmiş.

“ALTIN SİLSİLE” MİLLÎ EĞİTİM KİTAPLARINDA YOKTUR

Efendimiz (s.a.v)’le başlayan “Altın Silsile”yi vesayetçi-pozitivist Cumhuriyet rejiminin resmî tarih ve “din kültürü ” kitaplarından öğrenmedi nesiller. Resmî rejimin ekseninde olmayan kitaplardan öğrendi. Bu mübarek şahsiyetlerin hayatlarına ve İslâm’a hizmetlerine doksan yıldır lise ve üniversite dahil hiçbir resmî İslâm tarihi kitaplarında yer verilmedi.   

Kitap hakkında düşüncelerini yazan Enver Çapar gönlüme düşenleri yazmış: “(Dünyada garip bir yolcu gibi ol) bu Hadis-i şerif  esasında bize nasıl yaşamamız gerektiğini kısaca özetliyor. Dünyaya geldik ve gidiyoruz. Bir yolculuk halindeyiz. Her zaman bir yoldan bahsedilir. Yola çıkmak, yolda olmak, yol almak…  İki kapılı handa biraz mola verip yola devam etmek. Yol, iz bilmiyorsanız yolu iyi bilen birinin peşinden gitmelisiniz. İki yol var. Biri dosdoğru bir yol, diğerinin sonu uçurum. Şeytan, huzurdan kovulunca mühlet istemişti. İnsanları doğru yoldan çıkarmak için. Yolda olmak dikkat gerektirir, kılavuzunuzu iyi seçmelisiniz. Son peygamberin önderliğinde yol alan, hatme-i haceganda isimleri geçen, Abdulkadir Geylani ‘den (ks.) Seyyid Muhammed Raşit ‘e (ks.) on dokuz mübarek zatın hayatının anlatıldığı bir kitap olan Ali Yurtgezen hocanın Semerkand dergisindeki yazılarından oluşuyor.”   

Hâsıl-ı kelâm; Ali Yurtgezen hocanın Ahmet Nafiz Yaşar müstearıyla yazdığı “Sonsuzluk Kervanı Peşinizde Ben” (Semerkand dergisi, sayfa 23, nisan 2010, sayı 136)  yazısından naklettiği İslâmî derûnumuza hitap eden bu vakarlı kitabın “Takdim” yazısındaki şu satırlar ahrete kadar “Hâcegân Sultanları” nın her Müslümana kılavuz olan yol haritasını anlatmaktadır:   

“…Ahiret saadetini gölgeleyecek bir sapma, bir kötü âkıbet tehlikesi hep başının üzerindedir.  Öyleyse sürçtüğünde tutup kaldıracak, şaşırdığında istikametini düzeltecek vesileler lazımdır insana. Bu vesileler ona kim olduğu, nereden gelip nereye gittiği sürekli hatırlatılmalıdır.  Ancak Kur’an ve Sünnet ışığında yol alabileceği, istikamet sahibi velilerin ayak izlerini takip etmekle yoldan çıkmayacağı tembihlenmelidir. Tasavvuf büyükleri işte bu hatırlatma ve tembihin devamlılığı için, yine âyet ve hadislerden hareketle değişik zikir usulleri öğretmiş bağlılarına. ‘Hatm-i Hâcegân’ dediğimiz halka bunlardan biri. (…) Nitekim Hâcegân silsilesinin sertâcı Abdülhâlik-ı Gucdüvanî hazretleriyle (kuddise sırruhû) başlayıp bugüne kadar gelen hatm-i hâcegân usulü, Nakşibendiyye hâtimesinde, sonunda yapılan r zikirdir.”   

Dahası var;  adı geçen yazısında “Bir Yürüyüş Tâlimi” ara başlığı ile “Hatme-i Hâcegân”ı târif eder: “Hatme-i Hâcegân, sırat-ı müstakimi sadece tarif etmekle yetinmeyip, aynı zamanda yürüyerek nasıl yol alınacağını gösteren bir peygamberi takip gayretidir. Yolu O'nun gibi, O'nun uyguladığı usul ve erkanla tutmanın talimidir. Denkleri bağlar gibi kapılar örtülür, yalnızca daha önceden yol hazırlığını yapmış olanlar diz dize halkalanır sonsuzluk kervanının son katarında. ‘Estağfirullah’, yolculuğun başlama komutudur. Yürüyüşümüzü zorlaştıracak, hızımızı kesecek bütün ağırlıklar yine ‘estağfirullah’ komutuyla terk edilir, Masıvaya dalmamak, şeytanın çağırdığı yollara sapmamak için gözler kapatılır; kalp gözü, kılavuz silsilesinin son halkasında. bu kafilenin rehberinde odaklanır. Nihayet sılaya giden yolun kapısı ‘Fatiha’ ile açılır ve yürüyüş başlar.”

KİTABIN MÜNDERECATINI KISA BİR OKUYUŞ

-Dosdoğru Yolun Önderi: Rahmet Peygamberi (s.a.v) / Risaletinden Önce de Örnekti.                                                                                                                    
-Hz. Ebû Bekir (r.a): Güzel Dost

-Abdulkadir-i Geylânî (k.s): Aşk ile Geldi, Kemal ile Gitti

-Muhammed Bahâeddin Buhârî (k.s): Şah-ı Nakşibend

-Seyyid Emir Külâl (k.s.) : Hem Zâhirin, Hem Bâtının Pevlivanı

-Hâce Muhammed Baba Semmâsî (k.s): Er Kokusu, Gül Kokusu

-Hâce Azîzân Ali Râmitenî (k.s): Hizmeti Minnet Bilen Şeyh

-Hâce Mahmud-ı İncirfağnevî (k.s) : Gönüller Mimarı

-Ârif-i Rîvgerî (k.s.): Âriflerin Önderi

-Abdulhâlik-ı Gucdüvânî (k.s): Hızırdan Ders Alan Veli

-İmâm-ı Rabbânî (k.s): İkinci Binyılın Yenileyicisi

-Mevlânâ Halid-i Bağdâdî (k.s): İzleri Tazeleyen Kılavuz

-Seyyid Abdullah-ı Şemdinî (k.s) : Yolda Bir Kutlu Köprü

-Seyyid Tâhâ-yı Hakkârî (k.s) : İrşad Kutbu

-Seyyid Sıbgatullah Arvâsî (k.s) : Gavs-ı Hizânî

-Abdurrahman Tâhî (k.s) : Sadıklardan Bir Mürşid

-Şeyh Fethullah Verkânisî (k.s) : Edep Şahı

-Muhammed Diyâüddin (k.s) : Seferberlik Gazisi Bir Veli

-Ahmet Haznevî (k.s) : Şah-ı Hazne

-Seyyid Abdülhakim el-Hüseynî (k.s) : Gavs-ı Bilvânisî

-Seyyid Muhammed Raşid el-Hüseynî (k.s) : Seyda

--------------------------------------------- --------------------  

Ali YURTGEZEN: 1955 yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve orta tahsilini burada tamamlamasının ardından Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden 1979’da mezun oldu. Çeşitli liselerde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yaptıktan sonra 2005 yılında emekliye ayrıldı. Talebelik yıllarında başladığı yazı çalışmalarını hâlen Semerkand dergisinde sürdürmektedir. Ali Yurtgezen hocanın Dîvan Edebiyatı’ından seçilmiş tasavvufî beyitlerin şerhlerinden oluşan, yine Semerkand Yayınevi tarafından basılacak olan “Evin Mahremi Olmak” adlı kitabı da “Hâcegân Sultanları” gibi İslâm derûnumuza hitap eden kıymetli kitaptır.

-----------------------------------------------------

NOT: “ Hâcegân Sultanları” adlı muhterem kitabın kitap zarfına girmeden, yani yayıncının eline ulaşmadan önceki ilk emekçisi KSÜ Öğrt. Gör. İsmail Göktürk’tür. Yazıları önce CD’ye topladı, ardın tek tek çıktısını alarak ciltlettirip Ali Hocam’a tashih için teslim etti. Yazılardan bir cilt de bu fakire yaptırdı. Sonra bu ciltli hâlini okumak nasip oldu. Semerkand Yayınları’ndan çıkan kitapla yanyana durur, başucumdan hiç kalkmaz.

--------------------------

İLÂVE YAZI:     

Ey azizan! Bu hafta bahtiyar olmam için kalbî beş sebep var ki iyi dinleyin:

                                                                                                                    ŞAİR MEMDUH ATALAY, FAKİRİN GECEYLE HEMDEM OLMASINI SAVUNMUŞ: “NİETZSCHE ‘GECELERİ UYUMAYANLARIN YOLUNDAN ÇEKİLİN’ DEMİŞ…”

Zâhir ve taassup ehli geceleri uyumayışımı nelere yordular nelere! Bir gece dostu, yâni bir ehl-i gece çıktı nihayet; fakiri savundu. Şair Memduh Atalay, bu fakirin geceleri uyumayıp, geceyle hemdem olmasına dair şöyle demiş:
“Nietzsche ‘geceleri uyumayanların yolundan çekilin’ demiş...”

Eyvallah! Hâlden anlayan dost böyle olur. Nietzsche’nin fikirlerini beğenmesem de bu sözü güzel ve doğru söylemiş. Geceyi severim; gece dostumdur. Çünkü, gece ehlinin yüreğini hüzün, geceleri ziyaret eder. Geceler tenzih zamanlarıdır.  Çünkü Rabbi olan Allah’ı en çok bu saatlerde hatırlar. Geceler ibadeti, kalemi, kitabı sevdirir. Hüzün ehli, münzeviler, şairler, geceleri severler. Gece de onları sever. Geceyle hemdem olmak nasibimdir. Geceye dost olanların hüznü ve taati daha ziyadedir.

Mânevî Diriliş için en güzel fırsat gecedir. Gece saatleri, gündüzün velvelesinden, meşgalelerinden ve halk içinden uzak, gönül huzuru ve sükûnetin hâkim olduğu saatlerdir. Gece, Kur’ân’daki  “Vel-leyli” ifadesiyle Cenab-ı Hakk’ın üzerine yemin ettiği nefsî murakabe ve tefekkür saatleridir. “Canan ki gündüzleri gelmez / akşam görünür havz üzerinde”

Ey gündüz ehli! Siz gecenin sükûtunu, sırrını, uzletini, hüznünü bilmezsiniz. Fakirden sorun gecenin fikrini ve dostluğunu. Yaşamayan bilmez. Geceyi yaşayın da gelin.

-----------------------------
ŞAİR FAZLI BAYRAM’IN “İKLİM” ŞİİRİ

Şair dost Fazlı Bayram, Yoldaki Kalemler internet dergisinde (yoldakikalemler@hotmail.com) yayınlanan “İklim” şiirinde “Memduh Atalay benim öz babam / göğsünde rüzgarı eriten adam /bir ömür sürecek olanlardan ve senden başka / gözlerine yürüyen sular kadar büyüktür mecmuam…”  deyince, Memduh Atalay’ın, fakire “Ahmet abi benim anam gibidir…” deyişi düştü gönlüme.

------------------------------

“CUMA KAPUSUNU AÇTIN MI? YAZISINI YAZAN H. AHMET ERALP’IN YÜREĞİNİ KUTLARIM

Gönül dostum H. Ahmet Eralp, Yoldaki Kalemler dergisinde (yoldaki kalemler@hotmail.com) “Cuma Kapusunu Açtın mı?” başlıklı yüreğimin üstünden geçen bir yazmış ki onun yüreğini kutlarım. Tadımlık birkaç satır:  

“Cuma kapusuna varmak samimiyet gerektirir, samimiyetlerin en samimisiyle niyetlenmeyi gerektirir. Yola çıkıp öylesine yürümek yeterli değildir, yolla birlikte yol olmayı gerektirir. Sen öyle bir çırpıda soruverdin amma cevabı hemen söylemek mümkün değildir. Şehrin ışıklarıysa hala yolumu aydınlatan Cuma kapısına doğru giderken, aslolan ışığı kaybetmişim demektir. Şehrin anlamsız gürültüsüyse eğer hala beni uyanık tutan, gönlümüzün asıl ezgilerini unutmuşum demektir. Uyanık kalabilmek ezgilerimizle mümkün değil midir can? Ben hangi seslerin ayakta tuttuğu adamım o zaman? Ben asıl Işığı unuttuysam eğer hangi aydınlığın sarhoşluğundayım can? Aydınlıkları, aydınlanmayı karıştırdım birbirine can, ayık oluşumun vesilesi sesleri karıştırmışım can. Sesleri ve aydınlıkları kaybettim; Cuma kapusuna erişemedim…”

-----------------------------------            

ŞAİRİM MEHMET NARLI, POLONYA’DAKİ MÜSLÜMAN TÜRKLERE  “EDEBİYATIMIZDA TASAVVUF” U ANLATMAYA GİTTİ

Kalbimin şairi Prof. Dr. Mehmet Narlı’nın, ehl-i tasavvuf Tuğrul İnançer hoca ile Polonya’daki Müslüman Türklere “Edebiyatımızda tasavvuf”u anlatmaya gideceğini öğrenince gönlüme sürur geldi. Hayli zamandır Batı gurbetinde olsa da, “Dil Kapısı”, şairimin gönlünde yaşıyor. Ne güzel.

-----------------------------------

“HÂCEGÂN SULTANLARI” KİTABININ DİYARBAKIR’DA İMZA GÜNÜ

Bahtiyar oluşumun beşinci sebebi de Türkiye Yazarlar Birliği K. Maraş Başkanı İsmail Göktürk dostumuz, bu münzevî muharriri Ali Yurtgezen hocamın Semerkand Yayınlarından çıkan “Hâcegân Sultanları” kitabının imza günü için Diyarbakır Kitap Fuarı’na götürüyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Doğan İlbey Arşivi