27 Mart 2017 Pazartesi29 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:22Güneş 06:49Öğle 13:17İkindi 16:44Akşam 19:31Yatsı 20:52
    • 18°C Adana
    • 13°C Adıyaman
    • 14°C Afyon
    • 8°C Ağrı
    • 9°C Amasya
    • 11°C Ankara
    • 16°C Antalya
    • 14°C Artvin
    • 17°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 89.955 -0.47
  • Altın: 145,546 0.79
  • Dolar: 3,5984 -0.37
  • Euro: 3,9105 0.22

"Neme lazım, be sultanım!"

Şevket Tandoğan

Geniş halk kitleleri çoğunlukla neme lâzımcıdır. Bir başka ifadeyle “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.”  Derler. Özellikle neme lâzımcı muhafazakâr kitleler, gaflet ve tembelliklerine kılıf olarak “Allah büyüktür, o icabını yapar” sözünü kullanırlar. Bu sakat ve son derece vahim anlayış yüzünden, bir avuç ama organize şer odağı masum kitlelere tahakküm eder.

 Nitekim tefekkürden mahrum şuursuz, fikirsiz sürü psikolojisindeki topluluklar, eli sopalı dengesiz bir paranoyak adam tarafından güdülür ve vâhâ zannettikleri çorak arazide otlamaya çalışırlar. Günümüzde çok da yaygın olan bu durum, en mühim mesele olarak önümüzde durmaktadır. Akl-ı selim sahibi arif olan kişilerin bu yaraya artık neşter vurması gerekir.

“Memleketi sen mi kurtaracaksın?” mantığıyla konuşanlar; kötü gidişatı durduramazsın, bırak ne hali varsa görsünler, Allah kerimdir, boyunu aşan işlere karışma, her koyun kendi bacağından asılır, suya sabuna dokunursan başına dert alırsın, sürü içinde kamufle olup işini yürütmeye bak gibi sözlerle hem kendilerini, hem de tesir edebildikleri dostlarını kandırmaya çalışırlar. Bu ne vahim hatadır!

Kâinata rehber olmuş peygamberler, onların gerçek vârisleri mürşidler ve tüm mücahid liderler acaba bir kez olsun “Neme lâzım” demişler midir? Onlar hayatları boyunca hak uğurunda çırpınıp didinmeseydi kâinat ayakta kalır mıydı?

Arap edebiyatçısı el-Meydânî, mecmau’l-emsal isimli kitabında şöyle yazar: Bir ormanda ak, kara ve kızıl üç öküz, aslanla beraber yaşıyorlarmış. Tabii aslana karşı ittifak edip beraber hareket ettikleri için aslanın onlara gücü yetmiyormuş. Aslan bir gün kara ve kızıl öküzlere, “Ak öküz yüzünden sizin burada olduğunuz avcılar tarafından hemen fark edilir. Benim rengim de sizin renginiz gibidir. Bana izin verirseniz onu yiyeyim, orman bize kalsın” demiş. Bu iki öküz “Tamam, yiyebilirsin” deyince aslan da ak öküzü tek yakalayıp yemiş.

Günler sonra aslan, kızıl öküze “Bizim renklerimiz aynı, müsaade et de şu kara öküzü yiyeyim, orman bize kalsın” demiş. Kızıl öküz de “Tamam, yiyebilirsin” deyince aslan onu da afiyetle midesine indirmiş. Sonra da kızıl öküze gelip “Şimdi de seni yiyeceğim” deyince, aslanın hilesini çok geç anlayan kızıl öküz, izin ver de üç defa bağırayım demiş: “Ben aslında, ak öküzü yediğin gün sana yem oldum, öküzlüğüme kurban gittim” anlamındaki (innemâ ükiltü yevme ükile’s-sevru’l-ebyaz) demiş. Neme lâzımcılara bu ders yetmezmi?

Osmanlı devletinin en ihtişamlı döneminde, Kânuni Sultan Süleyman (r.h.) devletin âkıbetini merak eder. Günün birinde Osmanoğulları inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı diye düşünmeye başlar. Meşhur âlim ve süt kardeşi Yahyâ Efendi’ ye güzel bir hat san’atıyla bezediği bir mektup yazarak şöyle sorar: Sen ilâhi sırlara vâkıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğullarının  akıbeti nasıl olur? Bir gün olup da izmihlâle uğrar mı?

Bu mektubu okuyan büyük âlim Yahyâ Efendi’nin cevabı çok kısadır: “Neme lâzım, be Sultanım” Topkapı sarayında bu kısa cevabı okuyan Sultan Süleyman bir mana veremez, söylenmeye başlar, acaba bir şey mi vardır? Kalkar, Yahyâ Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gelip, süt kardeşine:”Ağabey! ne olur soruma cevap ver. Bizi geçiştirme, sorumu ciddiye al” deyince, Yahya Efendi duraklar; “Sultanım, sizi ciddiye almamak mümkün mü? Sorunuz üzerinde iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz ettim” der.

Muhteşem Süleyman: “İyi ama, ben bir şey anlamadım, sadece “Neme lâzım, be Sultanım” demişsiniz, sanki beni geçiştirmişsiniz deyince, Yahyâ Efendi tarihî cevabı açıklar: “Sultanım! bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de neme lâzım deyip uzaklaşsalar; sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler söylemeyip sussa, yoksulların feryadı göklere çıksa, bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür, çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir”

Bunları başını sallayarak gözyaşı içinde dinleyen koca hükümdar, hemen Devlet’i-aliyyenin bütün birimlerine gereken tamim ve talimatı göndermiş, böylece Osmanlı devleti asırlarca ayakta kalmayı başarmıştır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.