D.Mehmet Doğan

D.Mehmet Doğan

Ayasofya korkusu!

Ayasofya korkusu!

İstanbul’un fethinden sonra, Bizans imparatoruna ait olan bir yapının, Ayasofya’nın, Osmanlı hükümdarına geçmesi ve onun tarafından cami olarak vakfedilmesi esasında tartışılabilecek bir konu değil. Eğer bir ülkede hukuk varsa, bu hukuk vakıf mülkiyetini kabul ediyorsa, vakıf sistemi devam ediyorsa, bunun üzerinde yönetimin tasarrufta bulunması mümkün değildir.

Şöyle düşünelim: Aydın Doğan Vakfı var mı? Var. Hükümet bu vakfın emlâkini müzeye dönüştürüyor veya başka maksatlarla kullanıyor…

“Fatih’in vakfı ile Aydın Doğan’ın vakfı bir mi?” sorusu hatıra gelebilir. Elbette birisi tamamen hayrı bir vakıftır, diğeri belli bir amaca yönelik olarak tesis edilmiştir. Ayrıca zamane işadamları vakıfları kârlarını azamileştirmek maksadıyla kullanıyor olabilir. Reklam veya halk nezdinde imaj oluşturmak için de böyle vakıfların yararlı olduğu şüphesizdir. Öyle veya böyle vakıf emlâkinin korunması, hukuk gereğidir.

Ayasofya’da bunu aşan bir taraf olduğu şüphesizdir. Ayasofya, tarihen önemli bir yapıdır. Bütün dünyanın ilgi odağıdır. İstanbul’un fethinin de sembolüdür. Bizim için böyleyse, kendini karşı tarafta görenler içinse, fethedilmenin (işgalin) sembolü olmalıdır!

Ayasofya 1. Dünya Savaşı’ndan sonra çeşitli taleplere konu olmuştur. Yunanistan ve Rum cemaati, Ayasofya’yı kiliseye tahvil etmeyi, hatta minarelerini yıkmayı tasarlamış, bunu uygulamaya geçirmek de istemiştir. İstanbul’un işgalinden sonra bu ihtimalin önüne geçmek için bir muhafız birliğinin Ayasofya’yı korumak için görevlendirildiği, eğer hiçbir çare kalmazsa, yani kilise yapılmanın önüne geçilemezse, tahrip edilmesine karar verildiği de meçhul değildir.

Ayasofya Sevr görüşmelerinin konuları arasında yer almıştır. İngiliz Hariciye Nazırı Lord Curzon ile Fransız mevkidaşı Berthelot’un 12.22.1919’da Ayasofya için “eğer tefrik edici bir muamele gerekliyse... bütün mezhep ve itikatların eşit çıkarlara sahip bulunduğu tarihî bir anıt olarak muamele edilebilir ama hiçbir inanç tarafından ibadet amacıyla kullanılamaz” kararı aldıklarını biliyoruz. (bkz. Paul C. Helmerich: Sevr Entrikaları, sf. 152)

Bu ülkede Sevr Andlaşması aleyhinde mangalda kül bırakmayanlar var. Sevr imzalandığı anda dahi uygulama şansından yoksundu, Nitekim bir tek Yunanistan Sevr’i tasdik etmiştir! Bu uygulanamayan bir andlaşma ama bir de uygulanan andlaşma var: Lozan andlaşması! Gerçek adıyla “Şark-ı Karip Umuru Hakkında Muahadename” Yani, Yakın Doğu İşleri Hakkında Andlaşma…Bu Andlaşma’nın metni ortada. Fakat bu metni aşan kabuller olduğunun delillerinden biri de Ayasofya’nın ibadete kapatılmasıdır. Sevr’de görüşülen, kararlaştırılan bazı hususların andlaşmaya konulmadan dönemin cumhurbaşkanının rızasıyla Türkiye heyeti başkanı tarafından kabul edildiği iddialarını, bu ve benzeri bazı uygulamalar teyid ediyor.

Yeni Türkiye Devleti’nin bağımsızlığına rağmen bir üst otoriteyi tanıdığının emarelerinden biri Ayasofya’nın müze yapılmasıdır. Sevr’de alınan (ve muhtemelen Lozan’da teyid edilen) bir karar Türkiye’nin “bağımsız” hükümeti tarafından uygulamaya konulmuştur.

Ayasofya 24 Ekim 1934’ten itibaren ibadete kapatılmış, cami olduğunu hatırlatan malzeme boşaltılmıştır. (Yalnız, Allah, Muhammed ve dört halife levhaları büyüklüklerinden ötürü kapıdan çıkarılamadı...) 1 Şubat 1935’ten itibaren de Fatih’in bu mübarek emaneti vakıf hukuku hiçe sayılarak müze olarak açıldı! Bunun bir tesadüf olduğu söylenebilir mi? Ayasofya camilikten çıkarıldıktan 6 ay sonra İngiliz Kralı 8. Edward tarafından ziyaret edildi! Böylece, büyük otoritenin bir kararının daha Türkiye’de hayata geçirildiği bizzat görüldü!

Bunlar bilindikten sonra, çok akıllı köşe yazarlarının yorumları nereye konulabilir?

İşte bir tanesi: “Cumhuriyet’i kuranlar, 1453’te camiye çevrilene kadar bin yıl boyunca Hıristiyan aleminin en görkemli ve önemli mabedi olmuş Ayasofya’yı, modern Türkiye’nin Hıristiyan dünyasıyla kurmak istediği barış ve saygıya dayanan olumlu ilişkilerin bir sembolünü teşkil etsin diye müzeye dönüştürmüşlerdi.” (Kadri Gürsel, Milliyet 2.6.2014)

Türkiye için Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmed vakfı olarak ibadete açılması bir hükümranlık meselesidir. Türkiye kendini gerçekten hükümran bir devlet olarak kabul ediyorsa, Ayasofya’yı açar. Bunun zamanı geldi mi?

Geldiyse, hep beraber görürüz!

İşte bazılarının korkusu budur!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
D.Mehmet Doğan Arşivi