Kerime Yıldız

Kerime Yıldız

Ne Alakası Var?

Ne Alakası Var?

Dün sabah, doğalgaz kuyruğunda bir genç hanımın sesi ile irkildik. "Şikayetçiyim tutun!" diye bağırıyor; bir genç de orta yaşlı bir adamı tutuyordu. Sonra güvenlikçiler geldi. Her ne yaptı ise önce inkar eden adam, sonra yalvarmaya başladı. Ötesini göremedim.

İşim bitince otobüse doğru giderken o hanımı gördüm. "Ne yaptınız?" diye sordum. Yardımcı olan delikanlı da yanındaydı. Polis gelmemiş.  Adam, yalvarıp yakarmış.  Kızın da işe geç kalması üzerine bırakmışlar. Güya, seksen yaşında anası varmış. Tutuklanırsa kim bakarmış.

Genç kız gidince delikanlıya ayrıntıları sordum. Otobüsde taciz meselesi. Adam otobüsden inip kaçmaya başlayınca peşini bırakmayıp metroda yakalamışlar.Delikanlı, adamın adını söyledi. Yargısız infaz olacağından yazamıyorum. Başharflerini de veremiyorum( Aynı harflerle başlayan isimler zan altında kalabilir). Eşi çoluğu çocuğu varsa yazık. Adam Başbakanlık'da bir idari görevde olduğunu söylemiş. Kimliğinden ismine de  bakmışlar.

Buraya kadar tamam. Adam sahiden orada çalışıyor mu bilemem. Korkutmak için böyle demiş olabilir. Yani "Benim arkam var." misali.

Delikanlının bir cümlesine takıldım. "Abla ben bu Başbakan'a oy vermem artık.". "Ne alakası var?" diye itiraz ettim.Eve gelince internette bir tarama yaptım. Tacizcinin facebook hesabına baktım. Evet, ismi ile fotoğrafı örtüşüyor.

Neleri beğenip takib ettiği kısmında ne var dersiniz? Kemal Kılıçdaroğlu.

Aynı soruyu tekrar etmek istiyorum. "Ne alakası var?" Şimdi bu adamın sapıklığından Kılıçdaroğlu mu sorumlu? 

Bunu niye mi anlattım? Devlet Bahçeli, doçent cinayetini hükûmete bağlamış da…(Halbuki insanlık tarihi kadar eski olan kadın-kız meselesi)

Buradan başka bir yere geçmek istiyorum. Başka dediysem esasında aynı. Yukarıda anlattığım olay direk taciz. Bir de dilimize son yıllarda giren psikolojik taciz kavramı var. Mobbing olarak dilimize yerleşti. Önce bir haber başlığı vereyim.

“CHP’li başkandan pes dedirten mobbing”

30 Mart’da Çemişgezek Belediye Başkanı olan Şadan Ersoy, dokuz memuru alakasız yerlere sürmüş. Ayrıca Memur-Sen’li oldukları için de disiplin soruşturması açmış.

Haber doğru olabilir. İşyerlerinde böyle şeyler vaka-i adiyyeden. Bana ters gelen haberin veriliş biçimi. Başkanın partisinden bahsederek yani. Daha açık söyleyeyim. Bu haber eğer doğruysa, başkan bu mobbingi CHP’li olduğu için yapmıyor. İlkelliğinden yapıyor. Çünkü mobbing ilkel bir şeydir ve partisi, sağı-solu yoktur. Hatta psikolojik bir rahatsızlıktır. Artık psikoloji bilimi, mobbing yapanları “rahatsız” sınıfında ele alıyor. Zaman zaman bu konuda yazılar yazacağım. Yani bugüne kadar mobbinge uğradığı için psikolojik sorunlar yaşayanlar artık mağdur ve hakkını arayabiliyor. Oysa önceden, taciz edilenlere,  hasta, deli, asosyal muamelesi yapılıp yalnızlaştırılıyor ve asıl ruh hastası olanlar aklanıyordu. Konu çok geniş. Burada duralım şimdilik. Arzu edenler Mobbing ile Mücadele Derneği sitesinden daha ayrıntılı bilgilere ulaşabilir.

Hemen bir şey ekleyeyim. Mobbing, sinemanın da ilgi alanına girdi ve muhteşem filmler yapıldı. İleride paylaşırım.

Şimdi habere döneyim. Başkanın mobbingi yapması partisi ile ilgili değil. Çünkü öyle olsa hiçbir CHP’linin kendi partisinden birine veya hiçbir AK Parti’linin kendi partisinden birine psikolojik işkence yapmaması gerekir. Yukarıda da dediğim gibi mobbingin dini imanı yok.

Peki o zaman sebep ne? En birinci sebep liyakatsizlik. Yani liyakatsiz insanların yönetime gelmesi. Sonra, geldiği makamı kaldıramamak da var. Adam karşıdan çok iyi ama makam sahibi olunca ne oldum delisi oluyor. Yani niyet iyi ama, kapasite dar.

Ve bence en mühimi ve en tehlikelisi makamda yarı tanrılaşma. “Güç bende artık” gözü dönmüşlüğü. Bu yarı tanrılaşma ifadesini dikkate almanızı istiyorum. İnsanların kaderini tayin etme gücü, daha doğrusu yanılgısı çok ama çok tehlikeli bir şey. Partisi, inancı mühim değil; her gücü ele geçiren kesim bunun pençesinde kıvranıyor. Gerçi, bana göre kıvranıyor; onlar çok mutlu. Kızdıklarını sürüyorlar. Gönüllerden ve Rablerinin katından sürgün olmalarının bir önemi yok. Dedim ya yarı tanrılar artık. Birgün o koltukları bırakacaklarına ve taciz ettikleri insanlardan helallik isteyeceklerine hiç ihtimal vermiyorlar.

“İnancı mühim değil” cümlesini düzeltiyorum. Dindar veya dindarlık iddiasında olanların ki bilhassa mühim. Çünkü referansı din olmayan ve İslami iddiası olmayanların zemin kaymasını anlayabiliyorum. Ama, her işinde “İnşallah” kelimesini kullananların  ego patlamasını anlayamıyorum.Belli bir noktadan sonra böyle söylemiyorlar ve her şey “Ben izin verirsem”e dönüşüyor. Oysa her şey ve her şey Allah’ın izniyle değil mi?

Dinin insanı terbiye etmesi ile ilgili bir hatıramı nakledeyim. Bir zalim yöneticiden bahsederken “ Hem namaz kılıp hem bunu nasıl yapıyor?” dediğimi duyan bir büyüğüm şöyle demişti. “Aman dikkatli konuş. Namaz kıldığı için yapmıyor. Bir de kılmasa neler yapacak kimbilir?” Yani ibadet o insanı bu kadar durdurabilmiş. Yoksa daha zalim olacak.

 Birkaç şey de haberdeki Memur-Sen meselesiyle ilgili olarak söylemek istiyorum. Yönetimin istemediği sendikadan olmak, memurlar ve işçiler için daima sıkıntılıdır. Ne Sen olursa olsun. O belediyede Memur-Senli olmak  nasıl sıkıntılı ise emin olun Ak Partili belediyelerde de olmamak sıkıntılı. 

Hak hukuk meselelerine, vatandaşlık haklarına siyasi açıdan değil insani ve hukuki açılardan bakmayı acilen öğrenmemiz ve geliştirmemiz lazım. İşyerlerindeki psikolojik taciz vakaları  çok ciddi boyutlarda.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Kerime Yıldız Arşivi