Asım Yenihaber

Asım Yenihaber

Teşbihteki hatayı görmek!

Teşbihteki hatayı görmek!

Boşuna “teşbihte hata olmaz” denilmemiştir, çünkü pek çok teşbih hatası yapılır!

Spor sayfaları gazetelerin arkalarında kanserli hücreler gibi büyüyor. Birken iki, ikiyken üç, beş oluyor…

Gazetelerin ilk sayfalarından spor sayfalarına geçenler olduğu gibi, spor sayfalarından ön sayfalara gelenler de oluyor. Yaş baş meselesi galiba!

Hükümetçi gazetelerin amiral takası bir gazete var. O gazetenin son taraftan gelme magazin-spor karışımı hafif yazılarıyla müştehir bir yazarı da var…

Adını desek mi bilmem! Bilen bilir, isterse bilmeyen öğrenir.

Bu pazar Ayasofya üzerinden ahkâm kesiyor. Hemi de İslâm tarihinden, Hz. Ömer’den delil getirerek!

Teşbihler hatalı, kıyaslar bâtıl!

Kaynağı da Bizans imparatoru Teodosyus’u MS. 4. yüzyılda vapura bindiren Raci Dikici nam yazar.

Efendim, mesele mühim…

Çünkü Ayasofya meselesi.

Türkiye’de İslâmi hareket Ayasofya gibi sembol mücadelelerle var oldu. Ayasofya davası tersine çevrildikçe de gücünü yitirecek.

Ayasofya’nın mâna ve mahiyetini nasıl kavrayacağız?

Ulu ceddimiz Fatih’i tanıyarak. Fethi derinlemesine bilerek.

İstanbul’un fethini “işgal” olarak görürseniz, Ayasofya konusundaki tutumunuz bellidir, söyleyeceğiniz ayandır! Yok, İstanbul’un fethini doğru okursanız, Fatih’i ve fethin manasını kavrarsanız, Ayasofya sizin için başka bir anlam taşır.

Akşamdan kalma Sabahçı yazar, bahsi geçen kaynaktan uzun bir iktibasla sütununu dolduruyor. Bu kadar zahmete değmezdi!

“Ayasofya cami olmamalıdır, Hz. Ömer de böyle yapardı” derdi, olur biterdi.

Sözün özü bu.

Hazreti Ömer, doğru bir söz söylemiştir. Kudüs’te, Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği kilisede namaz kılmak istememişti. Patrik sorduğunda da, “şimdi burada namaz kılarsam Ömer burada namaz kıldı diye camiye çevirirler!” demişti.

Hz. Ömer’in yaptığını, Fatih yapar mıydı?

Hiç şüphesiz. Çünkü Fatih de Hz. Ömer tabiatlı bir şahsiyettir. Asla diğer dinleri ortadan kaldırmak gibi bir niyeti yoktu. Zaten korku içindeki Hırıstiyan ahaliye haklarını veren, hatta dini teşkilatlarını kurduran o!

Rum patrikliği de, Ermeni patrikliği de onun sayesinde varlar.

Tamam, dinlere saygı esas. Farklı dinlerin hukukunu korumak müslüman bir devletin vazifesi. Fakat, bu hukuku ihlâl etmeden yapılacak uygulamalar da var. Ayasofya’nın camiye tahvili böyle bir hukuk sonucu.

Fatih hırıstiyanların hukukunu tanıdı, fakat Ayasofya’yı camiye tahvil etti. O bir imparatorluk mabedi idi. İstanbul’un yeni sahibi olarak, Bizans imparatorun mabedi onu geçti.

Ne yapmalıydı? Ayasoyfa’nın burnunun dibinde sarayını kuracak padişah? Fetihten sonra hiçbir şey değişmemiş gibi mi davranmalıydı?

Ayasofya’yı camiye tahvil eden Fatih, onun yakınındaki Aya İrini’ye dahi dokunmadı.

Ayasofya bir hakimiyet sembolüdür. Hakimiyet kimde ise, onundur. Yunanlılar da, batılılar da konuya böyle yaklaşmışlardır. Ayasofya’nın ne olacağı konusu 1. Dünya Savaşı’ndan sonra gündeme gelmiş, gücü elinde bulunduranlar kiliseye tahvilini düşünmüşler, fakat Türklerin direnci yüzünden bunu gerçekleştirememişlerdir. Sevr metinlerinde “Ayasofya’nın hiçbir dinin mabedi olmaması” kaydı vardır.

Lozan’n Sevr’in tadil edilmiş biçimi olduğunun delilerinden biri Ayasofya konusudur. Lozan’ın hemen uygulanan açık hükümleri yanında, zamana yayılan gizli hükümleri olduğunu düşünmemizi gerektiren uygulamalardan biri Ayasofya’nın müze yapılmasıdır.

Sözü dolaştırmaya hiç gerek yok. Eğer gerçekten müstakil bir devletsek, Fatih’in vakıf hukukunu korumaktan imtina etmeyiz. Diğer ihtimali allayıp pullamaya hiç gerek yok!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Asım Yenihaber Arşivi