Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Ramazanlarda genç olmak

Ramazanlarda genç olmak

Bu ülkede genç olmanın ne denli zor olduğunu çok iyi biliyorum. Çok iyi biliyorum, çünkü hiçbir genç hiçbir zaman benim yaşımda olmadı, ama ben her gencin yaşında oldum.

Öncelikle inandığınız gibi yaşamaya bırakmıyorlar sizi: İnanılana inanmaya zorlanıyorsunuz. Onu da ya devlet belirliyor, ya hükümet, ya patron, ya da aile... Mantığınız alabora oluyor!

Hayatınızı dilediğiniz gibi yönetmenize ve yönlendirmenize izin verilmiyor, diledikleri yere yönelmenizi istiyorlar: Şuurunuz çatlıyor!

Eğitiminiz ne olursa olsun, bu ülkede istediğiniz gibi yaşamaya bırakmıyorlar sizi, istenileni yaşamaya zorluyorlar: Hayatınız tökezliyor!

Bu ülkede özgürce sevmenize bile izin yok; kimi seveceğinizi, kimi beğeneceğinizi, kimi alkışlayacağınızı ve hayatınızı kiminle birleştireceğinizi size “büyükleriniz” söylüyor...

Tercihiniz çözülüyor, yüreğiniz param parça oluyor!

Gencecik yürekler param parça ülkemde, yüreğini yaşamak isteyenin dünyası zindan. Özellikle gençler istediklerini yaşamakla istenileni yaşamak arasında bunalmış...

Kendi beğendiklerini sevmeye bile hakları yok: İlle de aileler seçecek!

“El kadar çocuk” nereden bilecekmiş doğruyu, yanlışı?

Varsın o “el kadar çocuk” otuzuna merdiven dayamış olsun, varsın üniversiteler bitirmiş olsun, mastırlar yapmış olsun, varsın şirketler yönetmiş olsun; kimin umurunda!..

Ailenin gözünde o, ne istediğini bilmeyen “ebedi çocuk”tur, o kadar. Onun yerine düşünür, onun yerine sever, onun yerine karar verirler. (Bazen sorar gibi yapsalar bile, sormalarında bile baskı kokusu vardır) Gençlere de yalnızca incinmek düşer!

Ne yapın biliyor musunuz, bahar yüreklilerim: İncinen kalbinizi kırmızı bir gül goncasının içine koyun, aynanın karşısına geçin ve, “Gülün içindeki yüreğimi kendime saklıyorum!” deyin. Sonra aynaya gülümseyin, tertemiz bir yürekle yaratıldığınız için Allah’a şükredin ve her şeye rağmen ayakta kalma kararlılığınızı vurgulayın...

Yüreklerimize hükmetmeye kalkışanlar, bunu asla başaramadıklarını bir gün idrak edecekler ve o gün yüreklere hükmetme sevdasından mecburen vazgeçeceklerdir.

Hayat bir yarış, tırmanış ve yakarıştır. Herhangi bir gerekçeyle tırmanmaya ara verenler, kendilerini düşmeye mahkûm ederler...

Malum işte: Düşenin dostu olmuyor. Düştüğünüzde dostunuz olmayabileceğini bilin, ancak siz düşenlere dost olmaya bakın.

Gidenlerin arkasından ağlayarak vakit kaybetmek yerine, elinizde kalana gülümseyerek şükretmek daha doğru. Unutmayın: Sabretmeyi bilmeyen gönül ne sevmeyi bilir, ne kavuşmayı.

Aşkı bir papatyanın kanadında bile yakalayıp yaşayan insan--sonu hüsran bile olsa--hiç yaşayamayandan çok daha talihlidir: Hiç olmazsa kimi günlerini, yahut “an”larını mutlu geçirebilmiştir...

Biliyor musunuz bu toplumda, para dışında hiç kimseyi sevmeden ve tabii hiç mutlu olmadan “severmiş gibi” yapıp “yaşarmış gibi” yaşayan milyonlar var? Sevgiyi de, hayatı da sadece taklit ediyoruz: Amma da ikiyüzlüyüz!

Gençler ise dürüsttür, temizdir, masumdur. Yüreklerine bırakmalı onları, istediğimizle evlenmediler diye kasıp kavurmamalı. (Kızının kendisinden habersiz evlenmesine sinirlenen baba, düğüne giden eşini, küçük kızını ve kayınbiraderini öldürüp intihar etti. 22 Temmuz 2003 tarihli gazeteler)

Birbirlerine karşı bazı “yamukluk”ları da olmasa, tümüyle gençleri “haklı” çıkaracağım, ama ah şu sorumsuzluklar, sabırsızlıklar, tahammülsüzlükler, uygunsuzluklar! Hem birbirlerini kırıp geçiriyorlar, hem de ortalığı ezip büzüyorlar...

Hatalarını, kusurlarını “yetişme tarzı”na verip bunların sorumluluğunu da yetişkinlere yıkmak elbette ki mümkündür, ancak böyle bir yaklaşım adil olmaz; neden derseniz, her türlü tercihi ve seçimi özgürce yapabilecek birikimde gösterdiğim gençlerin kendi sorumluluk paylarını üstlenmekten kaçındıkları gibi bir görüntü oluşur. Bu da çok güvendiğim gençlere yakışmaz.

Biliyorum, bahar yürekli gençler, siz bir yürek inkılâbı yapacaksınız...

Bu inkılâpla kendi dirilişinizi, kendi dirilişinizde Türkiye’nin dirilişini sağlayacaksınız...

Bana da bu muhteşem “oluş”u seyredip keyfetmek düşecek.

Ama önce şu mübarek günlerde çocuklarınızla barışın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi