13 Aralık 2017 Çarşamba25 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:40Güneş 08:13Öğle 13:05İkindi 15:23Akşam 17:44Yatsı 19:10
    • 9°C Adana
    • 11°C Adıyaman
    • 6°C Afyon
    • -13°C Ağrı
    • 4°C Amasya
    • 3°C Ankara
    • 12°C Antalya
    • 5°C Artvin
    • 12°C Aydın
    • 9°C Balıkesir
  • BIST: 108.153 -0.82
  • Altın: 153,551 -0.22
  • Dolar: 3,8325 -0.13
  • Euro: 4,5073 0.05

28 Şubat süreci ve kayıp trilyon davası

Abdulkadir Özkan

Erbakan’ın ev hapsinin Cumhurbaşkanı Gül tarafından kaldırılması bile bazı çevrelerce istismar ve polemik konusu haline getiriliyor. Söylenen ve yazılanlar karşısında insafsızlığın ve tarafgirliğini böylesi karşında insan “Pes doğrusu” demekten kendisini almıyor.

Niçin böyle düşünüyorum izah edeyim.

Kayıp trilyon davası diye bilinen olayın 28 Şubat sürecinde yaşandığını ve bu sürecin toz duman bulutu arasında başta Erbakan Hoca olmak üzere bazı kişilerin yargılanıp mahkum edildiğini hiç hatırlamadan sanki ellerine fırsat geçmiş gibi olayı polemik konusu yapmaya çalışanların çarpık zihniyetlerini görmek insanı üzüyor.

Bir defa ortada kayıp trilyon diye bir husus yok. Parti teşkilatlarına gönderilen bir paranın belli bir bölümünün belgeye bağlanamamış olması söz konusu. Ancak, davanın açılışından görülmesine kadar tüm safhalarda mevcut yasalara aykırılık var. İşin bu boyutu çeşitli kereler ifade edildiği gibi Sayın Şevket Kazan tarafından kitaplaştırıldığı için üzerinde fazlaca durmak istemiyorum. Ancak, ortada var olduğu söylenen mahkumiyet zorlama bir mahkumiyet, olağanüstü dönemin şartlarından ileri gelen bir mahkumiyettir. Bu bakımdan bugün Erbakan affı sebebiyle bazı çevrelerin kopardığı gürültü bize göre haksızlığa alkış tutmak demektir. Hukukun hakimiyeti ilkesini çiğnemek, olağanüstü dönemin icraatlarına destek vermek anlamına gelir. çünkü 28 Şubat süreci bazılarınca post modern olarak nitelendirilen bir darbe dönemidir. Kayıp trilyon davası işte bu dönemin ürünüdür. Ergenekon davası sebebiyle günlerden beri ortaya dökülenler bile 28 Şubat sürecinin hukukun rafa kaldırıldığı, daha doğrusu yargının zorlandığı bir dönemdir. Belli çevreler hemen tüm kurumlar üzerinde baskı oluşturmuş, bu baskı sonucu birtakım neticeler elde etmek istemişler, çoğu zaman da istedikleri sonuca ulaşmışlardır.

Kayıp trilyon davasına gelince: Siyasi partilerin hesaplarının Anayasa Mahkemesi tarafından inceleceği hükmü ortada dururken bir başka kurum bu incelemeyi yapmıştır. Dolayısıyle Anayasa Mahkemesi devre dışı bırakılmıştır. Sunulan bazı belgeler dikkate alınmamıştır.

Bir başka husus ise şu anda başta iktidar partisi olmak üzere tüm partilerin muhasebe kayıtlarında istenirse bir takım eksiklikler bulunabilir. Maksat bir partiyi cezalandırmak olursa bundan hiçbir parti kurtulamaz. Bu partilerin harcamalarda usulsüzlük yaptığı anlamına da gelmeyebilir. Sebebi, özellikle taşra teşkilatlarında görevli kişiler harcamalarının çoğunu zamanında belgeleye bağlayamamakta, sonradan belge bulup hesapları kağıt üzerinde dengelemeye çalışmaktadırlar. çünkü, teşkilatlardaki görevlilerin hepsinin esas görevleri vardır partilerde gönüllü olarak görev almaktadırlar. Bu arada bir çok görevli de muhasebeden hiç anlamamakta, bu sebeple de işin ciddiyetinin farkında değildir. Yani ortada bir usulsüzlük ve art niyet olmadan partiler rahatlıkla suçlanabilirler. Bu durum bir de olağanüstü şartlar içinde birilerince değerlendirilmeye ya da siyasi olarak bir parti hakkında yıpratma konusu yapılmaya kalkıldığında işler iyice sarpa sarabilir. Daha doğrusu sardırılabilir.

Bu bakımdan Erbakan’ın affı bir haksızlığın sonucunun telafi edildiği şeklinde değerlendirilmesi o günün şartları düşünüldüğünde daha doğru olur. Aksi ise demokrasinin, hak ve hukukun askıya alındığı bir sürecin alkışlanması ve tasdiki anlamına gelir ki bu kişilerin bir başka mesele sebebiyle ortaya çıkıp demokrasi, hak, hukuk savunuculuğu yapmaya kalkışmaları inandırıcı olamaz. çünkü samimiyetten uzaktır. İnsaf ölçülerinden uzaklaşmış, hak ve hukuk kavramlarını sadece kendilerine göre yorumlayan anlayış sahiplerinin bu ülkeye verebileceği hiçbir şey yoktur. Elbette eleştiri herkesin hakkıdır. Ancak, eleştirinin de çerçevesini hukuk ve adalet çizmelidir ve eleştiri adı altında 28 Şubat sürecine alkış tutulmamalıdır. Alkış tutuluyorsa bunun darbeye alkış tutmak anlamına geldiğini de birilerinin hatırlaması gerekir. Eğer, halkın kendilerini onaylamaması, onlara iktidar yolunu açmaması sebebiyle halka duydukları öfke bu şekilde bir takım olağanüstü şartlardan medet ummalarına yol açıyorsa bilinmelidir ki bu millet onlara hiçbir zaman onay vermeyecektir.

Herkesçe bugün 28 Şubat sürecinin olağanüstü bir dönem olduğu ve bu dönemde bir taktım zorlamaların yaşandığı kabul ediliyor. Ergenekon soruşturması sebebiyle her gün medyaya yansıyan bilgiler bile nelerin yaşandığını, bazı çevrelerin kanunları bir kenara iterek insan hayatına bile kastettiğini gösteriyor. O şartlar içinde verilmiş bir kararın hukuki boyutu üzerinde durmak gerekirken mağdurların hâlâ suçlanmaya çalışılmasının bir tek izahı olabilir o da tarafgirliğin insanda insaf duygularını nasıl yok ettiğidir.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.