Serdar Demirel

Serdar Demirel

“Usame bin Lakin”

“Usame bin Lakin”

11 Eylül saldırıları olduğunda ABD medyası başta olmak üzere küresel medya ittifak etmiş hâlde daha ilk dakikadan itibaren suçluları bulmuş, İslâmcı teröristleri ve El Kaide’yi parmağıyla göstermeye başlamıştı. İlk ândan itibaren bir algı operasyonu yürütülüyordu.Aslında kimse ne olduğunu bilmiyordu ve insanları bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya zorluyorlardı.

Meselenin anlaşılması için kendisine mikrofon uzatılan uzmanlar analizlerini yaparken hayli zorlanıyorlardı. Uzmanlar terör eylemi diyor ve saldırıları kınamayı ihmal etmiyorlardı. 

Eylemcilerin kimlikleri belli olmaya başladığında insaf sahibi yorumcular tahlillerini yaparken eylemcileri buna sevkeden sebeplere de dikkat çekmeye özen gösteriyor; “Ama Batı Müslüman dünyada halka karşı diktatörlerle iş tutarak bu oluşuma gerekçe üretti”, “Lakin Batı insan haklarını, demokrasiyi Müslüman dünyada hiç önemsemedi”, “Fakat Batı İsrail’e tam destek vererek bu gençleri kışkırttı” türden Batı’nın hatalarına da ayna tutmaya gayret etmişlerdi. 

İşte o zaman madalyonun öteki yüzünü de gösteren bu türden analizlere karşı kampanya başlatılmış, herkes “amasız”, “lakinsiz” ve “fakatsız” bir duruşa davet edilmişti. 

Bu meyanda Arap medyasında “Usame bin Lakin” başlıklı bir makale bile yazılmıştı.Ama ve lakin yasaktı. Oysa amasız aile içi ufak bir anlaşmazlığı dahi izah etmek çoğu zaman mümkün değildir. Bu tarz büyük bir olayı anlamak için bu insanları bu eylemlere iten sebeplere de mutlaka dönüp bakmak gerekmez miydi?

Eğer bir sosyal olgunun, bir cinnet hâlinin sebepleri bilinmiyorsa soruna çözüm üretmenin imkânı da kalmaz. Analitik düşünmeyi çok iyi bilen Batı bu meselede analiz yapmayı neden yasaklıyordu? 

O zamanlar belki de şokun etkisiyle böyle davranıyor diye düşünmüştüm. Ama hayır, zaman bunun bir yöntem olarak kullanıldığını gösterdi. İslâmî hareketler şiddet kullanmaya bilinçli olarak itiliyor ve geniş halk kitleleri de bunları anlamadan mahkum etmeye zorlanıyordu.

Toprakları hârici düşmanlar tarafından işgal edilen Müslümanlar elbette hem İslâm hem de uluslararası hukuka göre vatanlarını savunacaklardır. Bu meyanda bir cihattan bahsetmiyoruz ve mesele de bu değil. 

Mesele, Müslümanlar kendi aralarında şiddete zorlanıyordu. Yaşadıkları topraklarda kendilerine zulüm uygulayan diktatörlere karşı şiddet kullanmaya itiliyorlardı. Savaş meydanında olmayan sivillere karşı şiddet uygulamayı meşrulaştırıyorlardı. Böylece şiddet en pornografik hâliyle İslâm karşıtı algının oluşmasına payanda kılınıyordu. 

Mısır’da İhvan hareketini şiddete maruz bırakarak şiddete yönelmeye zorlamalarını tekrar hatırlatacağım. 28 Şubat günlerinde Türkiye’de de Müslümanlar şiddete zorlandılar. Ama bazı coğrafyalarda bu oyuna gelenler oldu. 

Batı’nın halkı ikna edebilecek ve toplumu çatışmadan uzak tutacak mutedil hareketlerden hazzetmemesi neden iyi analiz edilmez?   

Son günlerde IŞİD kınanıyor. Tamam da bu hareketi ortaya çıkaran sebepler ne dediğinizde “amasız” ve “lakinsiz” kına diyorlar. Sadece kınamak sorunu çözecek mi? 

Eğer, “ama”ların, “lakin”lerin ortaya serdiği sebepler anlaşılsa ve gereği yapılsaydı 2003 yılından beri yapılan büyük hatalar tekrar etmezdi. El Kaide’yi ortaya çıkaran sebepler anlaşılsa ve sorunla adil olarak yüzleşilseydi IŞİD ortaya çıkmazdı.   

ABD geleneksel müttefikleriyle IŞİD’i askerî olarak vurmaya başladı. Yani aynı hatalara bilinçli olarak devam diyor. Siyasi, sosyo-psikolojik sebepler ortada dururken sonuçlar kaçınılmaz olur. Ama Batı, kendisinin var ettiği sebeplerle yüzleşmeden sonuçları yok edeceğini sanıyor… 

Son bir soru; Eğer Esed rejiminin değişmesine müsaade etselerdi ve Irak’ta Sünniler sistemin dışına itilmeseydi IŞİD ortaya çıkar mıydı?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Serdar Demirel Arşivi