D.Mehmet Doğan

D.Mehmet Doğan

“Orman Çiftliği” Atatürk’ün icadı mı?

“Orman Çiftliği” Atatürk’ün icadı mı?

Dün Ankara’nın “başkent” oluşunun 91. yıldönümü idi. Esasen, kanun metninde “makarr-ı idare” deniliyor, yani idare merkezi...

Ankara Türkiye’nin idare merkezi oldu... Bu Ankara’ya bir bağış veya lütuf muydu? Bu görüşte değiliz. Ankara yüzyıllardır önemli bir merkezdi ve Anadolu’nun ortasında kendine mahsus iktisadî kaynakları olan bir şehir ve vilayetti. Başkent olmadan Ankara şimdiki Çorum, Yozgat, Kırşehir, Kayseri, Kırıkkale vilayetleri ile alan Eskişehir sınırları içinde bulunan Sivrihisar ve Mihalıççık’ı da içine alıyordu. 

Ankara’yı başkent yapanlar şehri yoktan var ettiklerini iddia ettiler. “Ankara yoktu, önemsizdi, küçük bir kasaba idi, biz 20. yüzyılda yeni bir Ankara kurduk” iddiasının iler tutar yanı yok. Doğrusu şu: Zaferi kazandıktan sonra zaferin kazanılmasında mühim rolü olan gerçek Ankara yok sayıldı. Tıpkı, Millî Mücadele’nin fikrî ve manevî zeminini oluşturan İslâm’ın reddedilmesi gibi.

Bugünlerde yine sözü çok geçiyor, Ankara’da meşhur Atatürk Orman Çiftliği var. Bu arazinin bir kısmına Cumhurbaşkanlığı sarayı yapıldı. Bugüne kadar yapılan propaganda, Orman Çiftliği’nin Atatürk’ün dahiyane bir icadı olduğu yönünde idi. İşte bu tezin bir özeti: “Ankara hükümet merkezi olduktan sonra, Atatürk bu şehri çevreleyen topraklarda fennî ziraat yapılabileceği ve bu çorak arazide orman kurulabileceğini isbat etmek maksadıyla Gazi Orman Çiftliğini tesis etti.” (İktisat ve Ticaret Ansiklopedisi, C. 1, 1946)

Ankara, tarih boyunca ziraat ve ziraate dayalı sanayii ile dünyaca tanınmış bir şehirdi. Sırf Ankara ve civarında yetişen tiftik keçisinin tüyü ve bu tüyden, yani tiftikten yapılan sof, şal ve muhayyer gibi kumaşlar dünyanın ilgisini çekiyordu. Tiftik keçisinin dünya lisanlarındaki adı “angora”dır. “Moher”, ingilizce imlâsıyla “mohair” ise “tiftik” demektir. Mohair kelimesi çok tanıdık bir kelimenin İngilizceleştirilmişi: Muhayyer.

Osmanlı döneminde çok sayıda yabancı tüccar, tiftik ipliği veya tiftikten yapılan kumaşların ticareti için Ankara’yı mesken tutmuştu.

Ankara bozkırın ortasında bir şehirdi ama bağlar ve bahçelerle çevrilmiş, yeşillikler içinde bir şehirdi. Bakın Ankara salnamelerinde Ankara’nın bağ ve bahçeleri nasıl anlatılıyor:

“Şehrin üç yönünü süsleyen on bine yakın bağlarda mükemmel ve muntazam kâşaneler ve köşkler ve leziz sular ve sebiller mevcud olup ahalinin büyük bölümü yaz mevsiminde bağ ve bahçelere nakl ile yaz faslını buralarda geçirirler.

Ankara şehrini en fazla letafetiyle ünlendiren bu bağlardır ki ekserisinin şehre yirmi otuz dakika yakınlığı ve sefa saçmakta İrem bağını hatıra getirmeyecek derecede mükemmeliyeti olduğundan bunların bahar mevsiminde yenilenen tazeliği ve görünüşü bakanları sevinç ve şevk nurlarına gark etmekte ve yaz ortasına değin her dem taze olan çimenler ve çiçeklerin seyri hayat veren ruhanî bir zevke eriştirmektedir.

Ankara’da dört mevsim tamamıyla hükmünü yürüttüğünden kudretin feyzinin bahar mevsiminde bolca verdiği ruhu besleyen güzellikler hangi yöne göz çevrilse letafeti göz almakta ve bütün zemin türlü türlü çiçekler ile süslü bir zümrüd kadife gibi tabiatın en şaşaalı süslerini şevk gözleyişlerine sunmakta ve sevinmektedir.” 

Metnin dilini bugün anlaşılacak şekle soktuk, ama üslubunu koruduk. Bağ ve bahçelerde 10 bin ev, köşk ne demek? Bütün şehir ahalisi, yaz aylarında bağ ve bahçelerde yaşıyor demek. İşte Milli Mücadele sırasında ihtiyaç olduğunda bu yapılar da devreye sokulmuştur.

Salnamede şehrin üç yönündeki bağlardan bahsediliyor. Aslında dört yönü bağlık bahçelik desek yanlış olmaz. Eski bağ ve bahçe semtlerini saysak, şimdinin Ankaralıları “vay canına, bizim oturduğumuz yer eskiden bağmış, bahçe imiş” derler. Hani bu değirmenin suyu nereden geliyor, denilir ya... Şehrin yeşil alanları nasıl sulanıyor? Yine salnamelerdeki “enhar” yani “nehirler” kısmına bakalım: 

“Çubuk Çayı namıyla maruf olub şehrin kuzey tarafından akan nehrin bir kısmı açılan harklar vasıtasıyla civardaki ekili yerleri suladığı gibi doğu yönünden akan Debbağhane Deresi (Bent Deresi) dahi özel su kanalı ile akıtılarak mevcut bağ ve bahçe ve bostanlar sulanır.”

Buraya kadar asıl mevzuumuz olan Orman Çiftliği ilgili bir bilgi yok. Şehrin bir akarsuyu daha var: İncesu Deresi. İşte salnamelerde onunla ilgili bilgi:

“Şehrin batı yönünden gelen ve o taraftaki bostanlardan büyük bölümünü sulayan İncesu Nehri dahi bir iki bin hayvanın otlanmasına kâfi olan çayırları sulayarak Orman Çiftliği ile Akköprü arasından sözü edilen Çubuk Çayına dökülür.”

Evet bir okuma yanlışı yok: Orman Çiftliği...

1872 tarihli ilk yıllıktan itibaren salnamelerde ismi geçen bir mevki... Bu mevkiin ağaçlık bir yer olduğunu tahmin etmek zor değil. Zaten bu bölge, ağaçlık, sazlık, yer yer bataklık ve yeşillik bir alan. İki bin hayvanın otlamasına müsait bir yer. İşte bu yer ve ona ekli olan kıraç arazi Atatürk tarafından ele alınıyor ve şimdi Atatürk Orman Çiftliği denilen işletme ortaya çıkıyor. 

“Cumhuriyet tarihi” yazarları doğru dürüst türkçe bilmediklerinden, yani Cumhuriyet öncesi kaynakları okuma ve anlamaktan mahrum olduklarından, Tek parti devrinde ortaya atılmış propaganda maksatlı metinleri baş tacı ediyorlar. Orman Çiftliği isminin yüzyıllardır mevcut olduğundan haberdar bile değiller. 

Yine Ankara Büyükşehir Belediyesi! Türkiye’nin en kültürsüz belediyesi. Doğru dürüst bir şey yapmıyor, yaptıkları da kaliteden yoksun. Ankara salnamelerinin bazıları daha önce Latin harflerine aktarılmıştı. Şimdi Büyükşehir tamamını yayınlamış. Birkaçına baktım... İşin ciddiyetine uygun bir yayın olduğunu söylemek güç. Yukarıya aktardığımız metinden iki örnekle bunu açıklayalım. Latin harflerine aktaranlar “İrem bağı”nı bilmedikleri için gülzar-ı İrem’i  “gülzar-ı âram” diye nakletmişler! “Reyyan”ı ziyan olarak okuyarak İncesu Deresi”nin iki bin hayvanın otlayabileceği araziyi ziyan ettiği bilgisini icad etmişler! Halbuki reyyan “suya doyuran, suya kandıran” anlamına geliyor....

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
D.Mehmet Doğan Arşivi