28 Mart 2017 Salı1 Recep 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:20Güneş 06:47Öğle 13:16İkindi 16:45Akşam 19:32Yatsı 20:53
    • 18°C Adana
    • 14°C Adıyaman
    • 11°C Afyon
    • 2°C Ağrı
    • 10°C Amasya
    • 9°C Ankara
    • 17°C Antalya
    • 5°C Artvin
    • 16°C Aydın
    • 13°C Balıkesir
  • BIST: 90.182 0.54
  • Altın: 147,357 1.03
  • Dolar: 3,6478 0.95
  • Euro: 3,9515 0.65

Şiddetin en çirkin halini evimize servis ediyorlar!

İbrahim Karagül

Soğuk Savaş döneminde 'İslam'ın sınırları neden kanlı' tezi işlenirdi. Küresel bloklar arasında cephe hatlarına dönüştürülen Müslüman ülkeler, askeri olarak güçlendirilir, ekonomileri kırılgan tutulur, toplumsal bağları alabildiğine zayıflatılırdı. Bu ülkeler birer garnizon devlet olarak ayakta tutulurken azcık kafasını kaldıranlar perişan edilirdi.

Batı hükümranlığı için seferber edilen bu ülkelerin Müslüman vatandaşları, 'cephe ülke' olmanın getirdiği kanlı sınırlardan sorumlu tutulur, bütün şiddet ve kan, Müslüman kimliğine ve İslam'a yüklenirdi.

Soğuk Savaş bitti, iki dünya tezi çöktü, çoklu güç yapılanmaları başladı. Meşhur tez işte bu aşamada değişti. 'İslam'ın kanlı sınırları' Müslüman dünyanın kalbine taşındı. Şiddet ve çatışmalar sınırlardan alınıp, Müslüman coğrafyanın kendi içine, hemen bütün ulus devlet sınırlarına, ülkelerin içine kadar taşındı. Etnik kimlik üzerinde tanıştığımız iç çatışmalara yenisi eklendi ve bizler mezhep çatışmalarıyla yüzleştik.

Bu dönemin favori sloganı şuydu: 'İslam kendi içinde çatışacak...'

Bütün güvenlik stratejileri, harita taslakları, işgaller, iç savaş senaryoları, kurulan ve finanse edilen sayısız örgütün faaliyetleri, Müslüman coğrafyada yer alan ülkelerin tehdit tanımlamaları bu büyük değişime göre yeniden formatlandı. Madem 21. yüzyılda Müslümanlar kontrol altında tutulamıyordu, öyleyse kendi içlerinde savaşarak, birbirlerini tüketerek bu yüzyılı harcamak zorundaydı.

Güney Asya'da, Kuzey Avrupa'da, Orta Afrika'da ve özellikle Mezopotamya havzasındaki bu yüzyıl böyle başladı. 'Kaos coğrafyası' olarak niteledikleri, 'fay hattı' dedikleri coğrafyanın her köşesini ateşler sardı. Bu yıkım projesi, bir dünya savaşı projesiydi ve İslam-Orta Kuşak harabeye çevrilecekti. Birinci Dünya Savaşı benzeri bir senaryo uygulanıyordu.

KÖRLÜK AYNI, İHANET AYNI..

Osmanlı siyasal otoritesinin bekası olan Türkiye, yüz yıllık uykudan uyanırcasına bu projelere cephe aldı. Ama maalesef bölge ülkeleri, dışarıdan dayatılan bu stratejiye direnemedi, onu algılayamadı ya da içerideki hesaplar bu büyük projenin önüne geçti.

Oyunun kurbanı oldular. Bir kere bu tuzağa düştüler ve bir daha kurtulamayacaklar. Belki on yıl, belki yirmi yıl sonra bu ülkelerin bir çoğunun parçalandığını, bazı devletlerin yok olduğunu, yerlerine daha küçük devletçikler kurulduğunu göreceğiz. Bölgedeki rejimler, kitlelerin algı ve bilinç düzeyi ile alay edercesine ülkelerini bu tuzağın içine çekti. Daha ileri giderek, söz konusu projenin uygulanması yönünde roller üslendi, başkalarının savaşlarını omuzladı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz emperyalizminin kendilerine cennet vadettiğini sananlar şimdi aynı körlükle ABD ve müttefiklerinin kendi geleceklerini kurtaracağına inanıyor!

Körlük aynı, ihanet aynı, sefil düşünce aynı.

Türkiye, yirminci yüzyıl defterini kapatma yönünde kararlı bir duruş sergiledi. Bunu sadece kendisi için değil, etrafındaki toplumlar, ülkeler için de istedi. Adeta bir tarihi çağrı yaptı. Bin yılın geçmişini, bin yıllık hesabı bugüne taşıyıp bizim coğrafyanın önüne koydu. Aslında bu, hem 20. yüzyılla, hem Birinci Dünya Savaşı'yla hesaplaşma, bir meydan okumaydı. Türkiye, bu meydan okumanın, yüz yıldır devam eden çözülme ve ayrıştırma tezlerini tersine çevirmekten geçtiğini, bölgenin kurucu unsurlarıyla güç birliğinden geçtiğini pekala biliyordu.

İKİ YENİ YIKIM SENARYOSU

Bu yüzden de, Güney ülkelerinden başlayarak Kuzey Afrika'ya uzanacak şekilde bir bölgesel istikrar haritası, ortaklık haritası önerdi. Bunun için çok yoğun çaba harcadı. Ama Arap Baharı rüzgarlarıyla bu proje dondu ya da donduruldu. Veya boşa çıkarıldı. Bölge yeniden lime lime edildi, ülkeler arasındaki güvenlik sarsıldı, vesayetle yönetilen rejimler, kitlelerin ve ülkelerin hayallerini çaldı.

Türkiye'nin bu meydan okuyuşu, kendi müttefiklerini bile endişelendirdi. Türkiye karşıtı bir rüzgar estirmeye, önünü ve ufkunu sınırlamaya dönük projeler uygulamaya başladılar. Ülke içinde bir geriye dönüş, yeniden vesayetçi yönetime dönüş için yapmadıkları çirkinlik kalmadı. Geleneksel muhalefeti denediler olmadı, çevrede kalanları bir çatı altında topladılar olmadı, en son muhafazakar bir çevreyi denediler yine olmadı. Büyük dönüşümün mimarlarını, öncülerini tasfiye etmeyi başaramadılar.

Şimdi iki yeni şey deniyorlar. Biri Türkiye'nin çevresini daraltmak, diğeri çözülme ve ayrıştırmayı yeniden Türkiye'nin içerisine taşımak.

Hani İslam'ın kanlı sınırları tezi yerine İslam kendi içinde savaşacak tezini koydular ya... Aynı şekilde önce Türkiye'nin güneyini kanlı sınırlara dönüştürdüler. Devamında da bu kanı içeriye, evimize taşımaya çalışıyorlar.

Kobani üzerinden servis edilen budur. Sınırlarımız, sınırın hemen öte tarafı yeniden çatışma alanlarına dönüşürken, HDP-KCK üzerinden çatışma ve şiddet evimize servis ediliyor. Birileri Türkiye'yi hem dışarıdan hem de içeriden vurmaya çalışıyor. 'Paralel yapı' çerçevesinde dünya genelinde yürütülen Türkiye karşıtı kampanya da bunun tuzu biberi oluyor.

YA KÜRTLER YA ARAPLAR TEZİNE HAYIR!

Bu bölgenin geleceği Türkiye ile Kürtler ve Araplar arasındaki dayanışmadır. Dünyaya meydan okuyacak güç ve enerji de buradan çıkacaktır. Türkiye'nin Kürtlerle de Araplarla da asla bir çatışmaya girmemesi gerekiyor. Ama bu gün, 'Ya Arapları tercih edeceksin ya da Kürtleri' şeklinde önüne iki seçenek konuluyor. İşte tehlike burada. Tehlike Kobani üzerinden Kürtleri ve Arapları çatıştırma ile başladı. Bu çatışma ile Türkiye'yi bir tuzağa çekmek istediler. Kanı evimize taşımak isteyenler bu senaryoyla hem çözüm sürecini bozacaklar hem de Türkiye'yi, İran'ın da çıkarları doğrultusunda, Arap dünyasının karşısına dikeceklerdi.

Müthiş bir strateji doğrusu. Ama Türkiye bunu yemedi. Yemediği için de Suriye'de yaşanan, Irak'ta yaşanan şiddetin en çirkin halini Türkiye içine servis ederek onu cezalandırmaya çalışıyorlar.

Çözüm süreci, bölgede iyi giden, örnek olan, belki yüz yıldır ilk kez başarılabilecek bir proje. Türkiye'nin de Kürtlerin de geleceği bu projede. Vesayet geleneğinin en çok korktuğu proje.

Kaybedersek hepimiz kaybedeceğiz...

Siz siz olun, şiddeti sınırlarımıza yayanlara, evimize taşıyanlara karşı tetikte olun. Bu yönde çaba harcayanların, rol üslenenlerin, bölgedeki ilkel rejimlerle aynı misyonu üslendiklerini iyi bilin.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.