Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Köşklü Cumhuriyetten Saraylı Cumhuriyete

Köşklü Cumhuriyetten Saraylı Cumhuriyete

Köşk dediğiniz nedir ki? Üç-beş oda. Biraz hallice bahçe ve müştemilat... 

İstanbul’un her tarafı köşklerle doluydu. Üç-beş kuruş parası olan, hemen bir köşkçeğiz dikerdi. Parası biraz daha fazla olan ise, Boğaz’a sarkar, bir yalı dikerdi. O yüzden İstanbul bir köşkler ve yalılar cennetidir. 

Hallice Anadolu kasabalarında da köşkler vardır. Kimisi kesme taşla yapılmıştır; kimisi ahşap ağırlıklıdır. Bazılarının da adı “konak”tır.

Adı cumhuriyetle özdeşleşen Çankaya Köşkü de, alelâde bir Anadolu köşkü veya konağıdır. Asıl sahibi Ermeni Kasapyan ailesidir. Daha sonra Bulgurzadeler satın alıp kullanmıştır. Cumhuriyetin binası olması ise, Ankara Müstüsü Rifat Börekçi’nin, halktan topladığı paralarla satın alıp Mustafa Kemal’e hediyesi ile gerçekleşmiştir. Yani bu bina aslında resmi bir devlet binası değil, Mustafa Kemal’e hediye edilen bir köşk veya konak. Arka tarafları da Papazın Bağı. Orası da Topal Osman’ın mekânı idi. Hani Ali Şükrü Bey meselesinde öldürülen Topal Osman’ın mekânı. 

Dünyada, yönetim merkezi “köşk”; yani hallice birinin oturduğu ev olan tek ülke bizim ülkemiz; hatırı sayılır ülkelerin adı, hep “saray” ile anılır. Kullanılıyor olsa da olmasa da saray ile anılır. 

Bizde, Osmanlı ile ilgili her kelime “tu kaka” ilan edildiği için, Dolmabahçe hariç diğer saraylarımız, yokluğa terk edilmiştir. Müze haline getirilmeseydi Topkapı Sarayı yoktu bugün. Yıldız sarayının büyük bir kısmı metruk idi; IRCICA merkezi olunca derlenip toplandı. 

Vaktiyle Muğla Adalet Sarayı yaptırıldığında, bir takım insanlar, “Ne yani?... ‘Adalet’le  ‘saray’ yan yana olur mu?” diye güya ideolojik bir tavır sergilemişlerdi de o zamanın Adalet Komisyonu başkanı, “Valla adliye binaları bugüne kadar hep gecekondu gibi binalardı; şimdi de saray olsun işte.” demişti.   

Kafalarını kuma gömmüş partizan cumhuriyetçiler ve onların entel-dantel takımı, “Çankaya elden gidiyor!...” diye yaygaraya başladı. Çankaya’nın elden gittiği falan yok. O bir cumhuriyet hatırası ve başbakanın kullandığı bir bina olarak kalacak artık. Yeni Türkiye, zihniyetinin yanı sıra sembolleriyle de geliyor.  Yapılan yeni bina da, zihniyet değişiminin bir sembolü ama gerçekten saray mı?

Ben daha gidip görmedim. Sadece internetten fotoğraflarını inceledim ve pek saray özelliği de görmedim. 

Daha çok Selçuklu ve Beylikler dönemi binalarına benzettim. Dış cepheler yekpare duvar olmayıp sütunlardan oluşturulmuş gibiyse de, genel kompozisyon, enine gelişen Selçuklu binalarına benzer şekilde kubbesiz, kiremit kaplı ulu camiler gibi. Ben bir terkip binası ve özgün kompozisyon beklerdim. Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet terkibi olsun isterdim.

Hem şu “Ak Saray” ifadesi de ne oluyor? “Bir “Beyazsaray” özentisi mi? Öyleyse, çok kötü. 

“Ak Saray”daki “Ak”, parti adındaki “ak” ise daha da kötü. Çok eleştirdiğimiz parti devletine doğru mu gidiyoruz abi?

Ak Parti, belediyelerde önceleri “Ak Masa” adıyla müracaat masaları kurmuştu. Muhalifler, bu masalarla “Akmasa da damlar” diyerek matrak geçmişlerdi.  “Ak Masa”lardan sonra şimdi de “Ak Saray” çıktı. 

Şimdi üç tane “Ak saray”ımız oldu. 

Biri Aksaray ili; öteki İstanbul’daki Aksaray semti, üçüncüsü de “Ak Saray”... Şimdilik, ilk ikisi bitişik, üçüncüsü ayrı yazılan 2 kelimeden oluşuyor ama Türk Dil Kurumumuz bir süre sonra, olağanüstü bir genel kurul toplayarak bitişik yazılmasına karar verebilir.  Kurum yapmazsa, halkımız yapar  evvel Allah!... 

Neyse... Lafı uzatmayalım... Köşklü cumhuriyetten saraylı cumhuriyete geçiyoruz. “Saraylı”nın sadece tatlısı olacak değil ya; cumhuriyeti de olurmuş bakın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
11 Yorum
Prof. Dr. Namık Açıkgöz Arşivi