19 Ekim 2017 Perşembe28 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:47Güneş 07:13Öğle 12:56İkindi 15:55Akşam 18:26Yatsı 19:46
    • 28°C Adana
    • 22°C Adıyaman
    • 13°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 13°C Amasya
    • 12°C Ankara
    • 25°C Antalya
    • 12°C Artvin
    • 18°C Aydın
    • 14°C Balıkesir
  • BIST: 107.791 0.81
  • Altın: 151,401 -0.02
  • Dolar: 3,6652 -0.18
  • Euro: 4,3268 -0.04

Bir ihtilal mektubu: Mehmet Okul’dan kızı Melek’e

Sibel Eraslan

Nuru aynım, kızım Melek...” diye başlayan 23 Mart 1981 tarihli bir mektup... Ankara’dan İstanbul’a yazılmış. Sağ üst ve alt köşelerinde; “GÖRÜLMÜŞTÜR” damgası... 

12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından yurt çapında ilan edilen sıkıyönetimin kuralları gereği, idare askeriyenin eline geçmiş, siyasi partiler kapatılmış, yöneticileri tevkif edilerek cezaevlerine yollanmıştı... Mehmet Okul Beyefendi o dönemde Milli Selamet Partisi’nin İstanbul İl Başkanı olduğundan o da derdest edilen siyasilerin arasında. O Eylül sabahında kapılarına dikilen askerler, kendisine tevkif tebligatını yapıp, ivedilikle evden tahliye ediyorlar.

Melek Hanım ise büyük kızı, babasının bir anlamda hem talebesi, hem de asistanı gibi, Şule Yüksel Şenler’in koordine ettiği İdealist Hanımlar Derneği’nin aktif kızlarından... O dönemde hanımların henüz direkt olarak siyasetin içinde görev almaları adetten değil, lakin sivil çalışmalar ve daha ziyade dinsel tebliğ/davet işleriyle uğraşıyorlar, edebiyat ve tarih araştırmalarına yönelenler çok, söylemlerinde aileci bir dil hakim, başörtüsü yasakları gene sürüyor ve bu minvalde bir yandan hukuk mücadelesi bir yandan davet de sürüyor... Melek Hanım, henüz yirmilerine yeni değmiş, başörtüsünü, yeni haliyle, yani “şule başı” tarzında taşıyan ilk İstanbul kızlarından... O döneme has genel eğilim gereği, Şule Hanım’ın yanında toplaşan genç kızların hemen hepsi edebiyatın, kalemin, şiirin rüzgarında, Melek Hanım da kalemi güçlü olan kızlardan. “Seher Vakti” adlı bir dergi çıkıyor Şule Hanım’ın editörlüğünde, şiirler, makaleler, mektuplarla sadece dergi değil aynı zamanda sosyal çevre ve okul işlevi gören bu çevre içinde Melek Hanım da...

Babasının ihtilal memurları tarafından götürülüşüne eşlik ederken, ne kadar metin durmaya çalışsa da paramparça olan bir evlat. İhtilal günlerini anlatan kitap ve anılar, genelde hapishaneye düşmüş, işkenceyle mağdur olmuş hatta sonu uzun mahkumiyet veya idama kadar gitmiş, 1. tekil şahıslar üzerinden aktarılır... Darbe günlerinin ana mağdurları onlardır. Lakin ben daha ziyade “dışarıda” kalanların öykülerine de giderim, onların anlatılmamış derin kederlerine. Özellikle evin büyük kızı olan evlatlara. Çünkü onlar hem ağır bir üzüntüyle paramparça olurlarken hem de babalarından kalan boşluğu, ailenin dağılmaması için metanetle doldurmak zorunda kalan kişilerdir. Rahatça ağlayamazlar bile, kalpleri patlayacak gibi telaşla sarsıldığı halde, aile fertlerini yatıştırıp, Babalarına her işin yolunda gittiğine dair haberler yazarlar...

“... Her zaman, her yerde, şartlar göz önüne alınmadan, muhatabız dertlere. Metin olmalıyız. Çile pişirdi bizi, dertler mayamız, meseleler malzememiz, hizmetse mahsulümüzdür...” diyor kızı Melek’e Mehmet Okul Bey... Sanki kürsüden konuştuğu liselilere, üniversiteliler de hitap ediyor kızına yazarken... Sanki Mehmet Okul değil de Necip Fazıl konuşuyor kalemin ucunda. Necip Fazıl Bey’in açık edebi tesiri derhal fark ediliyor saman kağıt üzerine yazılmış bu tarihi mektupta... Niçin saman kağıt? O darbe döneminde cezaevi koşulları, kağıt kaleme bile müsaade etmediği için... “Hak galip gelecek bu çekilen çileler bitecek” diyor nazik mektubunda Mehmet Bey... Allah rahmet eylesin çiçek ve ağaç düşkünü bir kimseydi hocamız... Mehmet Okul Bey, hayatın en derin çileleri ve kederler içindeyken bile içindeki çiçeği hiç soldurmamış ahlakıyla bir duruş sergilemişti zaten. Onu 2010 yılında dar-ı bekaya uğurladık. Gençleri asla incitmez gayet ciddiye alırdı, uzun nasihatlerini dinlemişliğimiz var, torunu Hilal Azak da Refah Partisi döneminde Beşiktaş’ta görev yapardı. Sonra bizim partilerimiz de üst üste kapatıldı... Kapatıla kapatıla bugünlere geldikRahmetli Mehmet Okul’un yanında yetişen Gençlik Kolları Başkanı, bugünün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu...

Evet, “çile pişirecek, dertler maya, meseleler malzeme ve hizmetse mahsül olacak”... Bugünlere hiç kolay gelinmedi...           

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.