Hüseyin Öztürk

Hüseyin Öztürk

Sık Bacım Sık (2)

Sık Bacım Sık (2)

İhsan Sabri Çağlayangil’in hatıralarına dünden devam.

“Mahkeme hâkimini evinde buldum. Gittiğimde mahkemenin aldığı kararı yazdırıyordu. Devir, CHP devri. Herkes çekiniyor.

Hâkim bana, ‘Cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak pazartesi günü mahkemeyi toplar, kararı veririz. Salı günü de idam hükümlerini yerine getiririz’ dedi.

O zamanlar dördüncü bölgede temyiz hakkı yok.

Abdullah Paşa, sıkıyönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek. O da,‘yukarıdaki karar tasdik olunur’ demiş, basmış boş kâğıda imzasını. Hâkime dedik ki:

-‘Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Maksat hâsıl olmuyor ki.’

Hâkim, ‘başkaca bir şey yapılamaz’ diyerek kestirdi attı. Ben de kendilerine sordum:

-‘Sizin saat 17.00’den sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu?’

-‘Ooo, çok oluyor. Gün oluyor, dokuzlara onlara kadar çalışıyoruz’ cevabını verdi.

-‘Eee, sondan beş saat ihlâl ediyorsunuz da baştan beş saat ihlâl etseniz, olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. Pazartesi günü 24.00’ten başlıyor’ dedim.

Hâkim: ‘Elektrikler kesiliyor’ dedi.

Ona da çare bulduk: Otomobil farları ile hapishaneyi aydınlatırız. Halkevi’ne lüksler koyarız.

Hâkim bu defa; “samiin (hazır bulunanlar, şahitler) yok” dedi. Ona da çare bulduk.

-‘Samiin de getiririz. Kaç kişi asılacak?’ ‘Onu karardan önce söyleyemem’ dedi ama ekledi:

-‘Savcı 27 kişinin idamını istedi. Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım?’

Ceza İnfaz Kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu.

Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de cellat buldu. Gece 12.00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık.

Mahkemenin 72 sanığı var. Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. Cellat da geldi. ‘Adam başına on lira’ istedi. ‘Peki’ dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıklandı.

Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle Polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı:

-‘Asacaksınız’, dedi ve bana döndü:

-‘Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?’

Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk.

-‘Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz’, dedi.

Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Fındık Hafız’ın idamı bitti.

Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti:

-‘Evladı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi.

Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Celladı itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüseyin Öztürk Arşivi