D.Mehmet Doğan

D.Mehmet Doğan

Ahlâkın sırası mı?

Ahlâkın sırası mı?

Önceliği mutlaka kazanmak, ille de başarmak, çok zengin olmak, yüksek makam mevki elde etmek olanların sözlüğünde bu kelimeye yer olmaz. Elbette kazanmanın, başarmanın, zenginliğin, makam-mevki sahibi olmanın ahlâkî yolları da vardır. Fakat “kazan kazan”cı bir dönemde yaşıyoruz. Servetimiz, şöhretimiz, makamımız, mevkiimiz habire yükseliyor. Tüketim hırsımız ona paralel yürüyor. Bu ihtiraslar dünyasında safra olarak görülen unsurlar atılarak yükselmek olağan hâle geliyor... 

Türkiye’nin bir asırdır ilk defa böyle bir rahatlık, refah ve zenginlik içinde olduğu görülüyor. 

Fakirin, mahrumun, zayıfın dürüstlüğü, ahlâkı elbette muhteremdir; zenginin, muktedirin, güçlünün ahlâklı olması ondan kat kat tebcile lâyıktır. 

Ahlâkın günümüzde pek de geçerli bir kelime veya kavram olmadığı ortada. Cumhuriyetin ilk yıllarında sırf dinle olan içiçeliğinden ötürü ahlâk da geri plana itildi. Hatta, ahlâkî kayıtlardan azade olarak güç kazanmanın mümkün olabileceği görüşü hâkim oldu. 1920’li yıllarda CHP’nin ceddi olan Cumhuriyet Halk Fırkası lâdinî ve lâahlâkî klüpler açtı. 

“Lâdini”yi bugün “laik” olarak karşılıyoruz. Ya lâahlâkî? Ahlâkdışı...Yani ahlâkı önemsemeyen.

Tek parti iktidarı halk oyu ile yıkıldıktan sonra, Demokrat Parti döneminde efsanevî Maarif Vekili Tevfik İleri Ahlâk Şuraları topladı. Eğitim öğretim sistemi içinde din ve ahlâk müfredatı belirlenmeye çalışıldı. Elbette devletin merkezine yerleştirilmiş olan ideoloji ciddi direnç gösterdi. 

Bütün seçilmiş iktidarlar bu konuyu önemsedi, fakat ideolojik merkezin direncini kırmak kolay değildi. 12 Eylül darbecileri, Anayasa hükmü olarak din kültürü ve ahlâk bilgisi dersleri koydu. Bu derslerin resmî ideolojiyi bu yolla desteklemek amaçlı olduğunu düşünebiliriz. Çünkü yurtdaşlık bilgisi derslerinin sulandırılmış dinî bilgilerle sunumuna benzeyen bu dersler istenilen sonucu hâsıl etmedi. 

Türkiye, âcilen ahlâka yönelmek, ahlâkiliği öne çıkarmak zorunda. Görmezden gelinen, gittikçe büyüyen değer aşınması hali ile karşı karşıyayız. Ahlâksızlığın tavan yaptığı bir yerde, ahlâksızlık ahlâk haline gelir. Fuhuş olağan hal alır, rüşvet, yolsuzluk alır başını gider. Helâlle haram birbirine karışır. 

20. Yüzyılımızın büyük ahlâkçı düşünürü Nureddin Topçu, değer tanımayan barbar pozitvizme karşı ahlâk nizamını savundu. “İsyan ahlâkı” kavramı ile hem yerli hem evrensel bir düşünce ve hareket yolu açtı. Onun yüzüncü yaşı dolayısıyla, Türkiye Yazarlar Birliği 2010’da İstanbul’da bir “ahlâk şûrası” topladı. Kısıtlı imkânlarla yapılan bu başlangıçta, sosyal bilimler alanında birikimimizi sınama imkânını bulduk. Çok değerli ilim ve fikir adamları, uygulayıcılar bir araya geldi. 

Geçen sene, Konya Büyükşehir Belediyesi başkanı Tahir Akyürek beyin desteği ile Türkiye 2. Ahlâk Şûrası’nı topladık. Üç gün süren “Siyaset ve Ahlâk” başlıklı şûra, bildiri sunan, müzakereye katılan, sorularıyla katkıda bulunanlar ve dinleyicileriyle hatırda kalacak izler bıraktı. (Tek kusur: Şûra kitabı hâlâ yayınlanamadı!) 

Ahlâk şuraları iki yılda bir yapılmakla beraber, konunun âciliyeti dikkate alınarak Eğitim-Bir Sendikası ile “eğitim ve ahlâk” başlıklı 3. şûranın bu sene yapılmasında mutabık kalındı. 21-23 kasım günleri Ankara’da Bera Oteli’nde yapılacak toplantıda ahlâktan eğitime, eğitimden ahlâka, eğitim tarihimizde ahlâk, eğitim müfredatlarında ahlâk, aile ve toplumda ahlâk eğitimi, ahlâk eğitiminde rol model, ahlâk eğitiminde yeni arayışlar gibi başlıklar altında değerli ilim ve fikir adamlarının hazırladıkları metinler müzakereye açılacak, tartışılacak ve sonunda kapsamlı bir bildiri ve rapor hazırlanacak. 

Başlıktaki sorunun cevabı açık: Hem de tam sırası!

Umulur ki, Türkiye’yi yönetenler bu toplantıda dillendirilecek hususlarla ilgili gerekeni yaparlar!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
D.Mehmet Doğan Arşivi