18 Ekim 2017 Çarşamba28 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:46Güneş 07:12Öğle 12:56İkindi 15:56Akşam 18:28Yatsı 19:47
    • 26°C Adana
    • 21°C Adıyaman
    • 19°C Afyon
    • 12°C Ağrı
    • 17°C Amasya
    • 18°C Ankara
    • 23°C Antalya
    • 14°C Artvin
    • 26°C Aydın
    • 24°C Balıkesir
  • BIST: 106.926 -0.06
  • Altın: 151,366 -0.06
  • Dolar: 3,6718 -0.12
  • Euro: 4,3291 0.22

Askeriyenin Osmanlı ordu marşı’nı söylemesi ve bir kitap

Ahmet Doğan İlbey

Ey azizan! Telefonum vecdli ve fikirli bir şekilde çalmaya başladı. Telefonumun sesi hiç bu kadar gönlüme güzel gelmemişti. “Bu gelen telefon sesinde hayırlı bir iş var” dedim. Fikir ve gönül dostlarımdan Fazlı Bayram’dı arayan.

“…ALLAHÜ EKBER ALLAHÜ EKBER / ORDUMUZ OLSUN DAİM MUZAFFER”

“… Müjde müjde! Bir devrim daha gerçekleşti. Askerlerimiz İzmir’de yemin töreninde Osmanlı ordu marşı’nı söyleyip Allah ü ekber diyerek tekbir getirdiler, etraftakiler gözyaşlarına boğuldular…”   diyordu.

İkimizde cezbe hâlindeydik. “İnşallah devamı gelir” dedim. 90 yıllık Kemalist rejimin karanlık döneminden sonra askerimiz Peygamber Ocağı üslûbuyla millet ve devleti için Müslümanca marş söylediler, gülbank çektiler, yâni dua ettiler, bu bir vak’a-i hayriye’dir.

Ardından bir de zarf attı Fazlı dost: “Mehmet Yaşar dostumuz, askerliğini böyle yapıp gelmeli değil mi? Yâni Osmanlı Ordu marşı söyleyerek tekbir getirip öyle gelmeli askerden…” “Evet, dediğin gibi yapmalı askerliğini” dedim.

Haddim değil sizlere bilgi vermem ama heyecanıma bağışlayın. Askerlerin söylediği Osmanlı Ordu Marşı’nı, 12 Eylül öncesinde Komünistlere karşı vatan savunması için sokakta olup da söylemeyen yoktur. Tadımlık olsun: “Ey şanlı ordu, ey şanlı asker / Haydi gazanfer, umman-ı safter (Yiğitler Ordusu ) / Bir elde kalkan, bir elde hançer / Serhadde doğru ey şanlı asker / Deryada olsa her şey muzaffer / Dillerde tekbir, Allahü ekber / Allahü ekber, Allahü ekber / Ordumuz olsun daim muzaffer…”

AZ KALDI, ASKERİYEMİZ “CEDDİN DEDEN” MARŞINI DA SÖYLEYECEK

Sabır, az kaldı. İnşallah kışlalarda ve ordugâhlarda mehteran eşliğinde “Ceddin deden” marşı da söylenecek. Şimdiden meşk etmeye başlayalım: “Ceddin deden, neslin baban / hep kahraman Türk milleti / orduların, pek çok zaman / vermiştiler dünyaya şan…”

Eğer askeriye sınıfındansanız “Mehter Marşı” nı da hazırlanın şimdiden: “Gâfil ne bilir neş’ve-i pür-şevk-i vegâyı (kavgayı) / meydân-ı celâdetteki envar-ı sefâyı / merdân-ı gazâ aşk ile tekbir tekbirler alınca / titretti yine, rû-yı zemin arş-ı semâyı / Allah yolunda cenk edelim şân alalım şan / Kur’an’da vaadediyor Hazret’i Yezdan”

---------------------------------

OSMANLI’YA BENZER BİR KİTABI ZİYARET ETMEK

Ey azizan! Daha önce anlattım, fakir bir şehir münzevisi olduğu içindir ki çok hâtırası olmaz. Nasip oldu, bu hafta gözlerime iyi gelen güneşsiz ve gri bir havada KSÜ Kütüphâne Müdürü, üniversite talebelerinin “Hasan abisi” şair Hasan Ejderha’nın yayınevine benzeyen bürosunda kitapseverlerin görüp tanımaları için bekletilen seksen santim uzunluğunda, kırk santim eninde ve 28 kg. ağırlığında “Osmanlı Fotoğraflarıyla Haremeyn” adlı muhteşem kitaba ta’zimde bulunmak için ziyarete gittim.

Kitabın bohçasını çözerek yavaş yavaş açtılar. Önümde Osmanlı cesametinde bir kitap duruyordu, cezbeye kapıldım. Kitabın asaleti karşısında Cumhuriyet döneminin insanı olduğum için mahcubiyet hissettim. Hasan Ejderha’nın rehberliğinde kabartma ciltlerine dokunarak ilk kapağı açıldı, sonra ikinci farklı cilt kaplamalı kapağı açıldı, daha sonra üçüncü farklı cilt ve tezhipteki kapağı açıldı. Her kapağın açılışında soluk alıp veriyor, ciltlere dokunuyor, sûretinden sîretini görmeye çalışıyordum.

Ne kadar zaman geçti, bilmiyorum, bir rüyadan bir rüyaya geçe geçe nihayet dördüncü kapağından kitabın mündericatına vâsıl olduk. İçinde neler var neler… Anlatmaya ilmim yok,  vecd ve müptelâlığın saikiyle seviyorum kitabı.

BİR OSMANLI ÂLİMİNE BENZEYEN KİTABI KUCAKLAMAK İSTEDİM…

İslâm Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (Ircıca) tarafından bastırılan bu muhterem kitap Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın albümleriyle Hicaz müdafiî ve kahramanı Fahrettin Paşa (Türkkan)’nın koleksiyonundan seçilmiş fotoğraf albümü ve Haremeyn’le ilgili tanıtım yazılarından müteşekkil olduğunu gördüm. Bu muhterem ve muhteşem kitabı, ahdettiğim üzere kucaklamaya hamlettim, fakat masadan ancak on santim kadar kaldırabildim. Ah, o bel disklerim ve fıtıklarım! Vakarlı bir Osmanlı âlimine benzeyen kitabı kucaklamama mâni oldu. Fotoğraf çektirmeye düşkünlüğüm yok ama hürmete şayân bu kitapla fotoğraf çektirmeyi unutmuşum.

Bu anlamlı hâtırama ortak olan güzel dost Mehmet Yaşar ile doktor adayı ve şair dost İsmail Sağır’la nükteli ve edebî sohbet ettik. Şairden doktor, doktordan şair olması ne güzel. Türkiye’nin şair yüreğiyle insanına hizmet edecek doktorlara ihtiyacı var. Geleceği ve her şeyi Allah bilir ki, istikbâlin pırıltılı bir edebiyatçısı olarak gördüğüm genç şair Şeyhşamil Ejderha’yı da görünce sevindim. Hasbıhalimize bir talebe gelip dahil oldu. Sordum ona “ Nerede talebesin?”  “Kamu Yönetim’inde okuduğunu” söyledi. “İsmail Göktürk hocanız dersine giriyor mu?” “Evet” deyince, “Senin işin tamam” dedim.

Sonra, kütüphâneye gelen kitapları tasnif eden bir memurun “Kitap havuz odası” nda kitaplarla hemhal olmasını seyrettim. Dünyadan kopmuş ve sadece kitapları nüfus kaydına geçiyor, giydiriyor, sevip okşuyor, sonra kendi bölüğünde nizama sokuyordu. “Kolay gelsin efendi! Kitaplarla âtıfetiniz, onları sevip bakıcılığını yapmanız maişetiniz, yâni memuriyetiniz midir?” dedim. “Evet” dedi. “Siz ne bahtiyar bir insansınız! Demek her gün, sen üç yüz altmış beş gün kitaplarla bir odada al takke ver külah ediyorsunuz ve bu da maişet mesleğiniz öyle mi?” Tebessüm ederek yine “Evet” dedi. Cezbe hâlinde “Yarabbim bu ne bahtiyar bir kul böyle?” deyince, görevli bir hoş oldu vesselâm.

Kütüphânenin âşina olduğum fakat şu an ismini unuttuğum müeddep çaycısının çay sunuşuna hayranım. Onun çay sunuşuna meftun olduğum için ayağa kalkarak aldım çayımı ve dedim ki: İrfan meclisinde çay yapan ve çay sâkisi olan insan, türküdarlar ve şairler mesabesindedir…

Hâsılı, bu hafta fikirli ve bedii bir hâtıra sahibi olarak döndüm mağarama…

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.