Uçak parçaları Sivas'ta üretilecek...        G.Saray'lı yöneticilerden ortak yalanlama...        Trabzon, G.Antep'i konuk ediyor...        "Aydınlar acz içinde"...        "Makinistler alkollüydü" iddiasına tepki...        TFF Genel Kurulu 27 Şubat'ta...        İçişleri'nden arama yalanlaması...        Gül, Bakan Ergin'i kabul etti...        Aziz Kocaoğlu ifade verdi...        KCK'nın eylemcileri kaçakçı, hırsız, uyuşturucu satıcısı çıktı!...        "KKTC ve Gazze ambargosu insani değil"...        AK Parti'li vekillerin aracı devrildi...        
USD Alış 1.758 USD AlışUSD Satış 1.770 USD SatışEuro Alış 2.318 Euro AlışEuro Satış 2.335 Euro SatışAltın Alış 97.1490 Altın AlışAltın Satış 97.6970 Altın  Satış
 
 
18 R.Evvel 1433

10 Şubat Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Hasan Karakaya - Yeni Akit
2008-09-04

Ezan Girmeyen yere, yolsuzluk girer

Ezan girmeyen yere, yolsuzluk girer!
Bir süredir, “3 kitabı birden” okuyorum... Zaman oluyor birine dalıyor, onu okuyorum... Zaman oluyor, diğer ikisini okuyorum... Birisini bitirdim sayılır... Evet, Ahmet Çağlayan tarafından kaleme alınan, Kayıhan Yayınları tarafından piyasaya sürülen “Asr-ı Saadet'ten Günümüze Ezan” adlı 287 sayfalık kitabı bitirdim sayılır... Hüsnü Aktaş Hocaefendi tarafından yazılıp, Misak Yayınları arasında çıkan Medeni Vahşet adlı 240 sayfalık kitabı ise, yıllar önce okumuştum. Ama, bir defa daha ibret ve heyecanla okuyorum... Çünkü bu kitapta, “yazarını hapsettiren yazılar” yer alıyor... Evet, “12 Eylül Cuntası”nın gerçekleştirdiği “darbe” günlerinde; Hüsnü Aktaş Hocaefendi, bu kitabı dolayısıyla yargılanmış, tutuklanmış ve “Mamak Askerî Cezaevi'nde bir yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra” tahliye edilmişti...
Okuduğum diğer kitabın adı; ilk bakışta “meslekî bir kitap” gibi görünse ve “kapak dizaynı” da bunu desteklese bile, aslında “yolsuzlukların kılcal damarları”na kadar inen ve “peşkeşleri deşifre eden” bir kitap...
TÜRK İŞİ MORTGAGE
Adı, “Türk İşi Mortgage” olan ve emekli Binbaşı Zeki Bingöl tarafından kaleme alınıp, Togan Yayıncılık tarafından piyasaya sürülen 568 sayfalık kitapta, “Haramidere'den başlayıp, Silivri'ye kadar uzanan bölge”de dönen “dolap”lar, “entrika”lar, “yolsuzluk”lar ve en önemlisi de “arazi peşkeşleri” anlatılıyor...
“Anlatılıyor” diyorum, oysa “anlatan” kişi; aynı zamanda bu “tezgah”ları gören, yaşayan ve “gücü yettiğince müdahale eden” kişidir... Evet, “emekli Binbaşı Zeki Bingöl”dür... Görevi esnasında, “yolsuzluk” yapanlarla, kelimenin tam anlamıyla “boğuşmuş”tur!.. Ne çare ki, “yolsuzluk yapanların daha güçlü olduğu” bu ülkede, daha ileri gidememiş, “emekliye ayrılmak” zorunda kalmıştır...
MUSTAFA KEMAL KİM, DEDİ GENERAL!
Ama, nasıl ayrılma?!?..
Buyurun, “o an”ı, Zeki Bingöl'ün kendi kaleminden okuyalım:
“Sonunda kararını verdi.
Artık Silahlı Kuvvetler'de yapacak bir işi kalmamıştı.
Dilekçesini verdi ve Korgeneral N.Ç.'nin makamına çıktı.
Korgeneral ona "Sen kimsin? Şuna bak" dedi. Sanki bir itmiş gibi hissetmesini istiyordu binbaşının.
Girerken her asker gibi kendini takdim etmişti.
O yüzden “arz etmiştim” dedi... Korgeneral N.Ç. "Sen neyine güveniyorsun, arkanda kim var? Ben asıl onu merak ediyorum, delikanlıysan söylersin."
Binbaşı gururlu bir şekilde "Mustafa Kemal" dedi.
"O kim" dedi, General.
"Atatürk" dedi Binbaşı... Korgeneral N.Ç. Atatürk'ü duyunca bir an dondu kaldı. Terlemeye başladı. “Bak senin hazırladığın rapor elimde” dedi. Belli ki Askeri Şûra'ya bu rapor da gitmişti. Korgeneral'in tek amacı vardı: Jandarma Genel Komutanlığı'na Kurmay Başkanı olmak.
Korgeneral aşağılamaya başlayınca Binbaşı;
"Ben Cumhuriyetin onurlu bir subayıyım, sizinle görüşmem burada bitmiştir" dedi.
“Seni mahkemeye vereceğim. Tazminat davası açacağım” diyordu Kongeneral.
"Aç" dedi binbaşı ve odadan çıkıp gitti.”
DEVLETİN ARAZİSİ NASIL YAĞMALANDI?
Evet, böyle bir “ayrılış”tır Zeki Bingöl'ün ayrılışı.
Ayrılmıştır ama, yaşadığı olayları kitaplaştırmış ve “kamuoyunun bilgisi”ne sunmuştur!..
İşin güzel tarafı;
Yazılanlar, “yazıldığı yerde” kalmamış ve “Ergenekon İddianamesi”ne girmiştir!.. Ve bu iddialar, Vakit'in 6 Ağustos 2008 tarihli sayısına “askerî arazi talanı” başlığıyla “manşet” olup, iddianamedeki iddialar şöyle sıralanmıştır:
¥ Yakuplu Limanı'nda taşımacılık kooperatifi başkanı Mehmet Kahraman, jandarma bölge komutanlığı tarafından Diyarbakır'dan getirildi ve uyuşturucu işinde kullanılıyor.
¥ Arazi yolsuzluğunda Ahmet Özal'ın menfaat temin ettiği tespit edildi.
¥ Alkent 2000 villalarında 280 adet villa, milli savunma arazisine inşa edilmiştir.
¥ Orgeneral Teoman Koman, Yakuplu'da kaçak inşaat yaptırmaktadır.
¥ Aygaz dolum tesisinin arazisinin Milli Savunma Bakanlığı'ndan devrinde Orgeneral İsmail Hakkı Akansel menfaat temin etti.
¥ Orgeneral Çevik Bir, Tepekent villa inşaatının perde arkasında olmakla beraber 560 dönüm hazine arazisi gasp edildi. Mahkeme kararı olmasına rağmen talan devam ediyor.
¥ Vali Erol Çakır'ın usûlsüz ihalesi ve kendi vali yardımcılarına cinsel tacizde bulunduğu tespit edildi.
¥ İl Jandarma Komutanının bir generalin huzurunda ve savcının yüzüne karşı soruşturmada görev alan binbaşıyı vuracağını ifade edecek cesareti göstermesi kabul edilebilir tehdit sınırlarını zorluyor.
¥ Süleyman Demirel'in akrabalarının arazi yolsuzluğunda menfaat temin ettikleri tespit edildi.
¥ Yolsuzluğa adı karışanların isim ve makamları işlem yapacak kolluk ve adliye mensuplarını son derece korkutmaktadır. Hatta bu isimlerin zabıtlara geçirilmesi bir yana telaffuz edilmesinden dahi kaçınılıyor.
BİRBİRİNİ TETİKLEYEN OLAYLAR!
Dedim ya; bu günlerde, işte bu üç kitabı birden okuyorum.
Aslında, bu üç kitap; “Türkiye'de yaşananlar”ın, birbirlerini tetikleyerek yol açtıkları “zincirleme sonuçları” açıklıyor gibi!..
Mesela, Ahmet Çağlayan'ın yazdığı “Ezan” adlı kitap, “Ezanı Türkçeleştiren”lerin ve “ibadetlere müdahale” edenlerin, aslında nasıl bir “vurgun ve soygun düzeni” peşinde olduklarını deşifre ediyor... Evet, “ibadetlere müdahale edenler”in gelip dayandığı nokta, Zeki Bingöl'ün kaleme aldığı “Türk İşi Mortgage” olarak vasıflandırılabilecek “vurgun, soygun ve peşkeş” düzenidir!..
Bunlar, “birbirini tetikleyen” olaylardır!..
Hüsnü Aktaş Hocaefendi'nin yaptığı da, bu düzene “isim” koymaktır:
“Medeni Vahşet!”
Tam da bu kitapları okuduğum şu günlerde, İzmir-Dikili'den gelen bir haber, “Medeni Vahşet”in hangi boyutlara ulaştığını gözler önüne serecek nitelikteydi.
Önceki günkü Vakit'te yer alan haber şöyleydi:
“İzmir Dikili'de mübarek Ramazan ayı öncesinde ilçede ezan sesinin ulaşmadığı bölgelere takılan hoparlörlerin, SHP'li Belediye Başkanı Osman Özgüven tarafından söktürüldüğü ortaya çıktı. Kendi imkanları ile alıp, ilçenin çeşitli noktalarına monte ettirdikleri hoparlörlerin sökülmesine büyük tepki gösteren vatandaşlar, aralarında imza toplayıp, belediye başkanı hakkında şikayette bulundular.”
EZANLA İLGİLİ ANEKDOTLAR
İşte bu haberi okurken, “Ezan” adlı kitapta anlatılan olaylar geldi gözlerimin önüne.
Düşünebiliyor musunuz;
1932-1950 yılları arasında tam 18 yıl süren “Türkçe Kur'an, Türkçe Ezan, Türkçe tekbir ve Türkçe hutbe okutma” girişimleri, ancak ve ancak 16 Haziran 1950'de Demokrat Parti'nin iktidara gelmesi ve dönemin Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki'nin 23 Haziran 1950'de bütün müftülüklere gönderdiği “genelge” ile sona erdirilmiştir!..
Peki, bu 18 yılda neler olmuştur?..
¥ Bir Cuma günü; “Türkçe Hutbe”ye itiraz edip, “Bu namaz olmadı” diye isyan edenler derhal karakollara götürülmüş ve orada bir güzel “benzetilmiştir!”
¥ 4 Şubat 1933 tarihinde bir “tamim” yayınlayan dönemin Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi, “ezanı Türkçe okumayanların cezalandırılacaklarını” bildirmiştir!..
¥ “Türkçe Ezan dayatması”nı delebilmek için, halk, minarelere “çocuk”ları ve “meczup”ları çıkarmış, onlara “ezanı aslî dilinde” okutmuşlardır.
¥ Milli Şef İnönü tarafından 2 Haziran 1941 tarihinde çıkartılan bir yasa ile, “Arapça ezan ve kamet” okuyanlara, 3 aya kadar hapis ve 10 liradan 200 liraya kadar para cezası verilmesi öngörülmüştür.
Bunun gibi daha nice “dayatma” örneği vardır ki, bunların hepsini burada yazmak mümkün değildir.
Ama, bir örnek var ki; her hatırladığımda tüylerim diken diken olur!..
“Namaz” için camiye gidenler, orada başlarına “takke” takmasın diye, saçlarına “zift/katran” sürülmüş, iyi mi?..
Yine o dönemle ilgili, bir de “sevindirici” bir örnek var ki, o da şöyle:
“Aslî dilde ezan”a izin verilince, Sultanahmet Camii'nin “6 minare ve 18 şerefesi”ne ayrı ayrı “müezzin”ler çıkmış ve 18 şerefede tam 18 müezzin, birer dakika arayla ezan okumuşlar!.. Camiye gelen cemaatin 10 bini aşkın olduğu, “sevinç gözyaşları” döktükleri kayıtlara geçmiştir!..
KATRANI ERİTSEN DE OLMAZ ŞEKER!
Aradan geçen 58 yıl sonra bugün, bu defa “aynı zihniyet” tarafından İzmir-Dikili'de “ezanın sesinin kesildiğini” duymak, beni yeniden “Milli Şeflik günleri”ne götürdü!..
Demek oluyor ki;
O zihniyet, hala yaşıyor!..
O zihniyet, sadece “Halk”tan değil, aynı zamanda “Hak”tan da kopuk ve tahammülsüzdür!..
Hani, her zaman derim ya;
“Katranı eritsen de, olmaz şeker.
Cinsini sevdiğimin adamları, cinslerine çeker!”
Aynen öyle!..
“Şeflik despotizmi”ni yaşatıyorlar halka!..
Tabii, bunu yapmakla “yağma”ların, “peşkeş”lerin, “yolsuzluk” ve “soysuzluk”ların üzerini örtüyorlar!..
Ya da örttüklerini sanıyorlar!..
Hele söyleyin;
Bir “Medeni Vahşet” değil midir bu?!?..

 
 
 
  Henüz Yorum Yazılmamış
Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Arzu Erdoğral Uludere’den ifadeye Fidan kimin hedefinde?
Cemal Nar Peygamber İkinci Adam Olamaz
M. Emin Parlaktürk Senegalli Musa Sow ve Dindar Savcı
Ahmet Türk Zamane "Our Boys" Tükendi mi? Uykuda mı?
Şevket Tandoğan SELAM
Mezhepler
Fatih Uğurlu Halil İbrahim Sofrası
Dostum Necati nasıl öldü?
 Feyzullah Birışık Şeytanı donduran söz!
Cevdet Kara İçkale'de ceset devlet kayıtlarında reset!
 
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
5 31
Güneş
6 59
Öğlen
12 25
İkindi
15 11
Akşam
17 39
Yatsı
19 00
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Madem PKK’ya sızmak suçtur, o halde MİT’i lâgvedin!
Abdurrahman Dilipak CHP varolduğu sürece...
Ali Karahasanoğlu Paksüt’te ne olmuştu hatırlasanıza!
Yener Dönmez Ergenekon’un Wikileaks Üzerinden Başlattığı Operasyon
Ahmet Varol Filistin'in Diplomasi Trafiği
M. Şevket Eygi Büyük Kayıplarımız
Abdullah Büyük Ahiret yokmuş gibi yaşamak-2
İbrahim Karagül Hesaplaşma: Kim kimi tasfiye edecek?
Süleyman Yaşar Yeni Ticaret Kanunu'na niye saldırıyorlar?
Erdal Şafak Şaştım kaldım
Şevki Yılmaz İmanî, insanî ve vicdanî sorumluluk!
Yavuz Bahadıroğlu Haddini bildirmek yahut haddini bilmek
Merve Kavakçı İslam UHİM 2011
Serdar Arseven Erdoğan “Final” oynuyor!..
Hayrettin Karaman Tarih mirası değerler
Engin Ardıç Liberal aydınların "saftırık" kanadı
Fatma Tuncer Nasıl bir çocuk yetiştirmek
Hüseyin Öztürk Taşlarda teselli arayan Müslümanlar
Ali Ferşadoğlu Kur'ân'ın belâgatını açıklayan belâgat şaheseri sadeleştirilemez!
Mahmut Övür MİT polisi, polis MİT'i izliyor
Haşmet Babaoğlu Biraz konuşalım mı?
Mehmet Şeker Rekabete tahammülü yok
Mehmet Barlas Gerçekten Ankara yoktan mı var edildi?
Taha Kıvanç Siyasetin doğa yasaları
Abdulkadir Özkan İçeride de dışarıda da kış sert geçiyor!.
Emre Aköz 2014 kavgası
Yusuf Kaplan Türkiye'nin "din"i: Araçsallaştırma
Fehmi Koru Kuşku penceresinden bakınca gördüklerim
Ersoy Dede Ekşi Komplo
Faruk Çakır İçten içe kavga
 
 
E-Devlet
 
 BİR AYET
Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
Cuma Suresi Ayet 9
 
 BİR HADİS
Cum'a namazı, dört kişi hâriç geri kalan her müslüman üzerine cemaat içinde yapması gereken vâcib bir hakk'dır. Cumadan istisna edilen bu dört kişi şunlardır: Köle, kadın, çocuk ve hasta.
Ebu Davud, Salat 215
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 
 
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.