23 Mayıs 2017 Salı27 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. Ankebût, 29/7
  • “Allah’ım! Senden iman içinde sağlık, güzel ahlâk içinde iman, peşinden rahmet, âfiyet, mağfiret ve rıza gelen bir kurtuluş istiyorum.” (Hakim, "De’avat", No: 1919)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:41Güneş 05:33Öğle 13:08İkindi 17:03Akşam 20:30Yatsı 22:13
    • 16°C Adana
    • 16°C Adıyaman
    • 17°C Afyon
    • 11°C Ağrı
    • 15°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 24°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 28°C Aydın
    • 23°C Balıkesir
  • BIST: 97.484 1.12
  • Altın: 144,385 0.09
  • Dolar: 3,5643 0.08
  • Euro: 3,9997 -0.03

(NA)MERT

Ziya Müezzinoğlu

İlginçtir, ülkemizde siyaset hep tarihler üzerinden yürüyor. Zihinlere bir mıh gibi çakılıp kalan ve yıllarca hafızalardan silinmeyen etkileriyle kafalarda uçuşup duran binlerce tarih var. Bu bakımdan Türkiye siyasi tarihi, bir bakıma “tarihlerin tarihi”dir desek, sanırım pek de yanılmış olmayız.

Bu, tıpkı hapishanede mahkumların yıllarca birbirlerine anlattıkları fıkraları numaralandırıp da fıkra anlatacakları zaman sadece numarayı söylemekle yetinmelerine benziyor.

Siz fazlaca zahmet etmeden sadece rakamı söylüyorsunuz ve herkes hangi olaydan bahsettiğinizi kolaylıkla anlayabiliyor. Şayet tarihin yanına bir kelime daha ekleme zahmetinde bulunursanız hangi tarafta durduğunuzu ve olaya nereden baktığınızı da ortaya koymuş oluyorsunuz.

27 Mayıs’a darbe derseniz farklı, devrim derseniz farklı bir yerde durmuş oluyorsunuz örneğin. Ya da “28 Şubat’ta demokrasiye balans ayarı yapıldı” derseniz farklı, “Postmodern darbe yapıldı” derseniz farklı bir yerde durmuş oluyorsunuz.

Aynı durum 17-25 Aralık tarihleri başta olmak üzere hemen hemen diğer tüm tarihler için de geçerli. 3 Mart 1924, 1 Kasım 1928, 12 Eylül, 24 Ocak, 27 Nisan ve daha niceleri…

Yıllarca hükümetle işbirliği ve uyum içerisinde serpilip büyüyen cemaatin bir bakıma yediği kaba pisleyerek hükümete operasyon çekmesinin yıldönümüne ramak kala nur topu gibi yeni bir tarihimiz daha oldu: 14 Aralık.

Paralel yapıya yönelik bu yeni operasyonun 17 Aralık’a çok az bir zaman kala başlatılmış olmasının cemaate direkt olarak verdiği mesajın ötesinde bir anlamı ve işlevi daha var: Görünen o ki bu yeni tarih, uzunca bir zamandır her seçim öncesi adeta gelenek haline gelen kutuplaşmanın ve seçmeni iki parti arasında tercih yapmaya mahkum etmenin yeni bir startı olacak. Bu yüzden seçime kadar operasyonların artarak süreceğini kestirmek de zor olmasa gerek.

Gelelim meselenin diğer tarafına. Cemaat, 17 Aralık’tan bu yana sürekli kan kaybediyor. Cemaat süreci öylesine eline yüzüne bulaştırdı ki lehine çevirebileceği ve hanesine kazanç olarak yazdırabileceği durumları bile hırçınlığı, öfkesi ve kiniyle aleyhine dönüştürdü. Bu da cemaatin her geçen gün daha fazla kaybetmesine ve çöküşe bir adım daha yaklaşmasına yol açtı, açıyor.

Bu bakımdan 14 Aralık da mağlubiyetler hanesine yazılan son tarih oldu. Bir bumerang gibi attığı her adım dönüp kendisini bulan cemaatin 14 Aralık tiyatrosu da milyonlarca insanın gözü önünde sergilenen bir komediye dönüştü.

Mertçe, yiğitçe gidip ifade vermek yerine ikamet adresi olarak gösterdiği gazeteden günlerce çıkmayıp binbir vaveyla ile vatandaşları gazete önüne yığarak gerçekleştirilen “Bekliyorum, gelsinler, alsınlar” türünden yapay mertlik gösterileri de “oturup çay içelim” gibisinden ciddiyetsiz, zevzek açıklamalar da ve yedi kıtada Türkçe öğretmekle övünen cemaat mensuplarının İngilizce pankartlar taşıyarak verdikleri mesaj da tıpkı daha öncekilerde olduğu gibi dönüp kendilerini bulmuş ve yine çöküş hanesine yazılmıştır. 

Bu ülkede bugüne kadar birçok gazeteye baskınlar yapıldı, çalışanlar tartaklanıp gözaltına alındı, binlerce davayla ekonomik darboğaza sokulan gazeteler oldu ancak hiçbirinden bu kadar gürültü çıkmadı. Çeşit çeşit kumpaslarla aleyhlerinde delil oluşturup evlerine bombalar yerleştirdiğiniz ve haksız yere yıllarca hapse tıktığınız masum insanlardan da bu kadar ses çıkmadı.

Şafak baskınlarıyla içeriye tıkıp haklarında “Gözaltıların gazetecilikle ilgisi yok” ve “Bu mu gazetecilik?” manşetleri attığınız ODA TV’cilerden bile bu kadar ses çıkmadı. Yıllar yılı “vurana elsiz, sövene dilsiz” lafını dillerine dolayan hoşgörü abideleri olarak sizler de bir Müslümanın olması gerektiği kadar olmasa da en azından ODA TV’ciler ya da İşçi Partililer kadar onurlu, vakur ve mert olun!

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.