16 Ocak 2017 Pazartesi18 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik.(Yûnus 13-14)
  • “İslâm hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!”Tirmizi, Zühd 35, (2350).
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:49Güneş 08:20Öğle 13:21İkindi 15:46Akşam 18:09Yatsı 19:34
    • 7°C Adana
    • 5°C Adıyaman
    • 4°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 4°C Amasya
    • 1°C Ankara
    • 13°C Antalya
    • 2°C Artvin
    • 9°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 81.712 0.23
  • Altın: 147,154 2.65
  • Dolar: 3,8050 1.37
  • Euro: 4,0356 1.21

Paris; hainlerin, teröristlerin ve kötülüğün şehri

Ahmet Doğan İlbey

Paris; hainlerin, teröristlerin, kaatillerin hâmisi ve yatağı… Sömürgeciliğin ve katliamcılığın elebaşlarından. İslâmların ve hususen Türkiye’nin terör kaynağı olan ilk beş merkezden biridir. Osmanlı’ya çullanan düvel-i muazzama arasında Paris’te vardı. Samimiyetsiz, yılan ve fahişe Paris… Terörü kınıyormuş. Etme bulma dünyası.

NAMUSSUZ, SÖMÜRGECİ VE KAATİL PARİS…

Cezayir’de bir buçuk milyon Müslümanı katleden namussuz ve vahşî Paris1945’de Cezayir’de bir gecede kırk beş bin Müslümanın katliamını nasıl anlatacak? En başta PKK, Işid, El Kaide, El Nusra gibi terör örgütlerine verdiği desteği nasıl izah edecek alçak ve kaatil Paris… Mısır, Libya, Tunus, Suriye ve yakın tarihte Madagaskar, Komor, Senegal, Mali, Fil Dişi Sahili, Gabon, Kamerun, Gana, Gine, Benin, Ruanda ve 1920’de İstiklâl Harbi’nde Maraş’ta yaptığı katliamları unutmadı Müslümanlar ve âl-i Osman Türkleri…
                                       
Türkiye’ye ihânet eden her entelektüel ve örgütle Paris arasında zımnî bir anlaşma vardır. Kimliğini, yani milletini küçümseyen her Türk aydını Paris’le fikren nikâhlıdır. Parisli mürebbiyelerin elinde yetişmiş İstanbul soyluların ve paşazâdelerin torunları birer mösyö, birer matmazel gibi yaşayıp çürüdüler.

Bütün haramların işlendiği diyâr-ı küfrün en aldatıcı, en günahkâr şehri Paris, Tanzimat’dan günümüze kadar Türk müstağribleri ve intelijansiyasını baştan çıkaran ve azdıran bir fahişeye benzer. Bir fahişe gibi her geleni koynuna alır. Bâbıâli’yi “Bâbıâdi” yapan Paris’tir.

Âmâ üstadım Cemil Meriç, “Paris, okuduğum romanların en tatsızı, en namussuzu, en kahpesi” diyordu. Onun ifadesiyle “imandan şüpheye, şüpheden inkâra, inkârdan maddeciliğe” istihâle edenlerin iltica ettiği habis bir şehirdir. Evden, yani Türkiye’den kaçanların merkezidir.

MEDENİYETİNDEN UTANAN ZAVALLI TÜRK AYDINLARININ PARİS’LE MUÂŞAKASI    

Medeniyetinden utanan zavallı Türk aydını Paris’le muâşaka, yani âşıkdaşlık etmekten pek haz duyar ve “Paris Musahabeleri”ne bayılır. Paris’in yalanlarını ve inkârlarını “ilmin son sözü” olarak kabul eder. Montespuieu’nun “Kanunların Ruhu”nu “Modern Türkiye’yi” kurtaracak bir din kitabı olarak okur. Montaigne’yi ve Balzac’ı okumayanı Paris yârânı saymaz.

Hazret-i insan ve Allah üzerine inşa edilmiş bin yıllık edebî geleneğine sırtını dönüp, dinsiz Sartre’nin “Bunaltı”sına perestij eden kafası karışık şairlerimizin ve J.J.Rousseau’nun semavî dinlerden uzak “Ahlâk, Ferdiyetçilik ve Eşitsizliğin Kökeni” anlayışını ders olarak okutan üniversite allâmemizin mabedidir Paris.

Mesnevi’yi, Safahat’ı bilmeyen Paris yâranı için Hugo’nun “Sefiller”ini ve Allah’tan arındırılmış natüralist gerçekçiliği din hâline getiren Zola’yı okumak ayrıcalıktır. “İçtimaî Mukavele” ile “Fransız İhtilâli ve Devrimleri” kitapları laikçi sağ ve sol Türk aydını için Türkiye’yi “çağdaşlaştırıcı” ve “kurtarıcı” sosyal ve siyasî doktrinlerdir.

Laikçi-zorba Türk generalleri Fransız Jakobenlerine ve Napolyon’a taparlar. Fransız İhtilâli’nin en çok Jakoben diktatörlerine alâka duyarlar. Darbeci Türk subayları en fazla Fransız Jakobenizminin kanlı öncülerinden Robespierre ve Danton rolünü tercih ederler. İttihat’tan bu yana Türk aydınının Jakoben damarı Paris’ten mülhemdir.   
       
MİLLETİNE YABANCILAŞMIŞ AYDIN “BEN PARİS’TEYKEN…” DİYE SÖZE BAŞLAR

Kompleksi Türk aydını “Ben Paris’teyken...” diye söze başlar. “Fransızca İstanbul gazetesinin âteşîn yazılarını” hayranlıkla okurlar. Dininden kopan her Meşrûtiyet ve Cumhuriyet aydını Paris’ten bir felsefeciyi, bir edebiyatçıyı kendine üstad edinmiştir. Bin yıllık İslâmlaşmış kimliğini redd-i miras eden Batıcı aydınlar için Paris bir “mağara”dır. Gölge hakikatlerin, izm’lerin ve İslâm düşmanı olan düşüncenin membaı olan bir mağara.  İslâmcısı, Türkçüsü, solcusu, sosyalisti, yâni kafası karışık ne kadar aydın varsa Paris’i birkaç kez tavaf etmiştir… Edebî ve felsefî hava koklamak için Paris’e giden şairleri, edebiyatçıları, aydınları anlamak zor. Niye giderler ki Paris’e? Paris hâtıralarından utanç duymalıdırlar… Paris’ten üstad edinmedim şükür.

SAĞCI VE SOLCU, GARPÇI AYDINLAR HEP PARİSÇİDİR

Türk sağı ile Türk solunun edebiyatta ve fikirde baş tâcı ettiği Garpçı aydınlar hep Parisçidir. Jön Türklerle başlayıp Ziya Gökalp’ten Yusuf Akçura’ya, Ahmet Ağaoğlu’ndan Hamdulluh Suphi Tanrıöver’e kadar Türkçü, solcu, Kemalist, Marksist ve liberal aydınların müracaat kapısıdır Paris. Edebiyat mekteplerimizde destebaşı olarak okutulan Yahya Kemal’ler, Ahmet Haşim’ler, Peyami Safa’lar “Paris Ekolü”nden tesirler almışlardır.

Haşim, Paris için “birçok memleketlerden bu şehre tahsillerini yapmak üzere gönderilen gençler tam bir hazırlık, müthiş bir iyi niyet ve hiçbir şeytanî baştan çıkma ile erimeyecek bir iç kuvvetle mücehhez değillerse ruhlarını ve etlerini bu cehennemî çarkın dişlerine kolayca kaptırırlar” diyor. Fakat hayranlığını da gizleyemez. Paris’in, inançları sarsılmış, şuuraltının birikintilerini kelimelere döküp bir nevi tatmin ayini yapan sürrealist ve geleneğe karşı çıkan dadaist şiir akımını tasvir ettikten sonra, kendi şiirinin kaynağı olan sembolistleri övmeden geçemez.

Dahası “Paris Kadını”nı hem acıyarak, hem överek târif eder: “Gerçekten de düşen Fransız kadını yalnız safdil ve talihsiz olanların sınıfındandır. Fakat bunların ruhu, kirli etleri içinde ışığı sönmeyen bir mücevher gibidir. Fransız kadını ruhunu vücudundan ayırmayı biliyor. Bu büyük bir hüner ve kâfi bir fazilettir.” Ne diyelim; zavallı Haşim â’rafı tercih etmiş.

BÜTÜN GÜNAHLARIN VE İNANÇSIZLIĞIN ŞEHRİ…

“Çağdaşlaşmak” isteyen Türk aydınının rüyasına giren bir batakhanedir Paris. İslâm medeniyetini “irtica” sayan “bilim insanı” için insanlığa ışık saçan (!) bir akademyadır; inançsız ve pozitivist akademinin ilk karargâhıdır. Muazzez ülkesinden nefret edip kaçan Türk Prometelerin ve cümle vatan hainlerinin sığınağıdır.

Edebiyattan düşünceye, ideolojiden felsefeye ve terör destekçiliğine kadar bütün kötülükler, günahlar ve inançsızlık Paris’ten akıp geliyor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.