Kerime Yıldız

Kerime Yıldız

Ulan İstanbul'da gizli kamera rezâleti

Ulan İstanbul'da gizli kamera rezâleti

RTÜK’e şikâyet ettim; buraya da yazayım.“Ulan İstanbul” dizisini inceleyip daha önce bir eleştiri yazmıştım. Eleştirmemi talep eden bir okur, ”Ben de sizi bir eleştirmen sanmıştım.”diye mail atmıştı. Kızmıyorum artık. Sâlih Tuna’nın Kertenkele’ye “çok kaliteli” demesini eleştirince “sümüklü böcek kafalı” olmuştum. Kalite, kişiden kişiye göre değişiyor.

Ramazansız, kurbansız, câmisiz, ezansız mahallede, o biçim yılbaşı kutlandı. Sokaklara taşarak hem de. Neyse... Bunlar bildik şeyler. Dizide, öylesine subliminal ayak oyunları var ki pes ettim artık.

Şikâyetime gelince... Başkahraman Kandemir’in 12-13 yaşında bir kızı var. Öz babasını bilmiyor. Üvey babasını öz babası sanıyor. Kandemir, üvey babanın kim olduğunu öğrenemeyince, adamlarını tamirci kılığında eve gönderiyor. Kızının odasına kamera taktırıyor. Evet, kızının odasına, gizli kamera taktırıyor.

Durun. Hemen yargılamayın. Kandemir, bunu kızının iyiliği için yapıyor. Üvey babayı tanımak ve kızını korumak için. Kandemir, o kadar iyi bir adam ki yaptığı şeyin kötü olduğunu düşünmüyorsunuz bile. Ara sıra kayıtları seyrediyor. Bir önceki bölümde, adamlarına “Kızımı seyredelim.” dedi. Görüntüyü açtılar. Hep berâber kızı seyrettiler. Sanki kız 2-3 yaşında...

Halbuki adamın kimliğini öğrenmek için sokak kapısını gözlemek bile yeter. Eve, hele de ergen bir kızın odasına gizli kamera koymak da nedir? Böyle bir şey olabilir mi? Bir baba bunu nasıl yapar? Hadi yaptı, elalemin, kızını gizlice seyretmesine nasıl izin verir?

Özel hayatların gizlice kaydedildiği ve tehdit olarak kullanıldığı bir dönem geçirdik. Alt üst olduk. Bu, kolay kolay atlatılacak bir travma değil. Hiçbir izahı yok. Hâl böyleyken, insanın evladı bile olsa  gizli kamerayla başka birinin odasını gözetlemeyi sanki haklı bir şeymiş gibi göstermek, bu çirkin suçu meşrûlaştırmaz mı? Daha Türkçe sorayım. Gizli kamera kaydı yapanın iyi adam olması, bu suça bakış açımızı etkilemez mi? Demek istediğimi anladınız sanırım.

Bir de mahallenin dindâr(!) bir sapığı var. Adı Hayâti. Sevimsiz, kaba, görgüsüz, meraklı, ahlâksız bir adam. Durup dururken cinsel fantezileri başladı. Karısını aldatmaya kalktı. Yakalanınca sokakta kaldı.

Her dâim camda nöbet tutan ve gündemle ilgili gönderme yapan Servet Amca, karikatür meselesi üzerinden, Hayâti’ye hayat dersi verdi. Hayâti, “Aldatmadım. Aldatmaya teşebbüs ettim. Tetiği çekmedim ki” deyince, “Ne fark eder? Karikatür çizene tetiği çekenle, tetiği çekmeyi kafasından geçirenin, tetiği çekene ‘aferim’ diyenin bir farkı var mı?”

Kısacası, tetiği çekeni kınamayan herkes katil oldu. Charlie Hebdo saldırısı olunca bizim mahallede kınama yarışına girenleri şimdi daha iyi anlıyorum. Ma’kûl şüpheli olma endişesi. İnsanların kafasından geçenleri ölçen bir alet olmadığına göre ses vermeyen herkes katille bir demektir. Böyle bir yargı nerede görülmüş?

Tetiği çekeni tahrik edenlere, Müslümanların kutsalına saldıranlara laf yok. Hoş, bir çok dizide olduğu gibi bu dizide de kazârâ bile, bir kere Paygamberimizden bahis olmadı. Elin oğlu her filminde Hz. İsâ’dan bahsediyor oysa.

Ulan İstanbul, “Ben de Charlie’yim.” dedi anlayacağınız.

Son bölümde, eve girerken ayakkabı çıkarılması ve sağ ayakla bismillah diyerek girilmesi vurgusu dikkatimi çekti. Evet, bizim kültürümüzde, eve ayakkabı ile girilmez.

Ama, kimsenin evi ve özel hayatı da gözetlenmez.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
20 Yorum
Kerime Yıldız Arşivi