23 Ocak 2017 Pazartesi25 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?(Tin 4-8)
  • “Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz”Buhârî, Rikâk 26
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:46Güneş 08:15Öğle 13:23İkindi 15:53Akşam 18:17Yatsı 19:41
    • 16°C Adana
    • 9°C Adıyaman
    • -3°C Afyon
    • 8°C Ağrı
    • 4°C Amasya
    • -2°C Ankara
    • 15°C Antalya
    • 5°C Artvin
    • 11°C Aydın
    • 5°C Balıkesir
  • BIST: 83.161 0.11
  • Altın: 147,145 0.42
  • Dolar: 3,7693 -0.58
  • Euro: 4,0453 -0.09

Yok öyle bir İstanbul!

Haşmet Babaoğlu

On yıl öncesine kadar...
Ne zaman Kanlıca iskelesinin oradan karşıya baksam, Emirgan'da olmak isteğine kapılırdım.
Ne zaman Emirgan Çınaraltı'nda çayımı yudumlasam, yok derdim içimden, en iyisi karşıya geçip çaya Kanlıca'da devam etmek.
Benim için İstanbul'da yaşamak böyle tatlı bir salıncak keyfiydi sanki. 
Bebek'te keyifle laflarken "haydi arkadaşlar, Samatya'ya!" deyip şevkle yerimizden fırladığımız bir şehirden söz ediyorum.
Kadıköy'den gece yarısı kalkıp sabahı Fatih'te karşıladığımız bir şehirden...
Çoktandır, bu salıncakta sallanmıyorum.
Hadi ben ağırlaştım. Fakat gençlere bakıyorum, onlarda da yok bu canlılık.
Çünkü şehir kompartımanlara ayrıldı. 
Her semt kendi sakinlerini içeriye kapattı, İstanbul dışarda kaldı. 

***

Şimdi içinizden birine "neden İstanbul'da yaşamaktan yakınıp duruyorsun?" diye sorsam, hiç duraksamadan bir bir sayıp dökmeye başlar.
Hepsi de elle tutulur şeyler, apaçık biçimde can sıkan şikâyetlerdir.
Ama "İstanbul'u neden seviyorsun?" dediğimde...
Uzun uzun düşünülür. Yutkunulur.
Kelimeler birbirini izlemekte zorlanır.
Sadece bu halimiz bile çok şey anlatır.
Sonra ya klişe cümleler gelir ya teorik güzellemeler.
Çoğu zaman da nostaljiye sığınılır.
Yirmili yaşlardaki gençlerin bile çok sağlam bir İstanbul nostaljisi var.
Yani bu şehir, artık herkes için kaybolmaya yüz tutmuş fakat şiddetle özlenen uzak bir yurt! 
"Hayır, doğru değil bütün bunlar!" deyip kendimizi kandırmayı sürdürelim mi? 
 

***


Bir de şu soru var...
Dolu dolu ve içimizden gelerek "İstanbul" dediğimiz yer sahiden neresidir?
Ataşehir mesela, Beylikdüzü falan... 
Buralar İstanbul olabilir mi? Buralardaki hayata "İstanbul hayatı" diyebilir miyiz?
O semtleri sakinlerinin hayat tarzıyla birlikte yerinden söküp çıkarsak ve Kuala Lumpur'a, Londra'ya, Sao Paulo'ya götürüp yerleştirsek, yabancı kalırlar mı?
Fakat İstanbul'a yabancılar!
Yani diyeceğim...
Bu şehri bir bütün olarak sevmeye kalkmak, palavradır.
Yok öyle bir şehir!
Varlığını iddia etmek, "hakiki İstanbul"a ihanettir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.