23 Ekim 2017 Pazartesi3 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:51Güneş 07:17Öğle 12:56İkindi 15:50Akşam 18:21Yatsı 19:40
    • 20°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 13°C Afyon
    • 6°C Ağrı
    • 11°C Amasya
    • 15°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 15°C Artvin
    • 19°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 107.303 -1.09
  • Altın: 152,986 1.22
  • Dolar: 3,7141 1.19
  • Euro: 4,3624 0.88

Bütün düşmanlıklar bitiyor mu?

Abdulkadir Özkan

Yer yüzünde tüm küskünlüklerin, düşmanlıkların bitmesini, onun yerine dostlukların ve sevginin hakim olmasını kim istemez. Dünyada sevgi ve barış hakim olsa, insanlar ellerindekini olmayanlarla paylaşsa, Afrika’da çocuklar açlıktan ölmese, Uzak Doğu ülkelerinde çocuk yaştaki kız çocukları Avrupa’nın ya da Amerika’nın zenginlerine 3-5 dolar uğruna bedenlerini kiralamak zorunda kalmasa güzel olmaz mı? İnsanlık bunu gerektirmez mi? Ne kadar paran var o kadar insansın anlayışının yerine sadece insan olarak var olmanın yeterli olduğu anlayışı yeryüzünde hakim olsa ne iyi olurdu değil mi?

Aslında işin idealini istemek ve düşünmek ile hayatın gerçekleri birbiri ile örtüşmüyor. Herkes iyiliği ve güzelliği istiyor olsa bile kötülüklerin kökünü kazımak mümkün olmuyor. Elbette insanın bulunduğu yerde her türlü güzellikle birlikte kötülükler de olacaktır. Yaratıcının bizi imtihana tabi tutması da buna dayanıyor. Çünkü insanoğlu akıl denen nimet sebebiyle iyi ile kötüyü ayırt etme özelliğine sahip olmuştur. Elbette insanlar hep iyinin, güzelin, doğrunun yanında yer alsalar yeryüzü bugünkünden çok güzel olurdu ama bu olmuyor. İnsanların içinde barış yerine savaşı, sevgi yerine nefreti hakim kılmayı tercih edenler de bulunuyor.

Bunun için de yeryüzünde savaşların, öfke ve nefretin kökünü kazımak mümkün olmuyor. Elbette kendini bilen herkesin savaştan değil barıştan, nefretten değil sevgiden yana olması gerekiyor. İşte bu noktada bir hususa dikkat çekmek gerekiyor. Savaşın yerine barışı, nefretin yerine sevgiyi tek taraflı çabalarla hakim kılmak mümkün olmaz. Taraflar karşılıklı olarak barışı ve sevgiyi istedikleri takdirde çabalardan bir sonuç çıkar. Aksi halde yapılan iş ve harcanan çabalar göstermelik çabalardan öte gitmez. Ya da barışı sağlamak adına karşı tarafın oyununa gelmek söz konusu olabilir.

Yukarıdan beri belirttiğimiz hususların ışığında Kıbrıs Sorununun çözümü ve Ermenistan ile aramızdaki ihtilafların halli hususunda atılan adımların sonuç vermesi karşılıklı iyi niyetle mümkün olabilir. Aslında şahsen Türkiye’nin Kıbrıs diye bir sorununun olduğuna inananlardan değilim. Eğer bir sorun söz konusu ise bunun sorumlusu Kıbrıs Rumlarıdır. Türkleri Ada’dan atmayı hedefleyen bir takım olayların sorumlusu Rumlardır. Hatta, bunun için toplu katliamları yapanlar da Rumlardır. Ne var ki tüm dünya sorunun çıkarıcısı Rumlardan değil, Türkiye ve Türklerden çözüm için çaba sarf etmesini istiyor. Bunun sebebi ister derdimizi anlatamamış olmamız olsun, ister Batı dünyasının dindaşlık duygusu ile Rumlar ne yaparlarsa yapsınlar haklıdırlar mantığı ile hareket ediyor olmaları olsun pek önemli değil. Önemli olan zalimin çözüme zorlanması yerine mazlumdan taviz istenmesidir. Bu anlayış devam ettiği sürece önce Kıbrıs’ta olmayan bir sorun icat edilmiş, ardından da bu sorunun sorumlusu Türkiye ilan edilmiştir. Dolayısıyla şu andaki görüşmelerin tek hedefi vardır, Kıbrıs Türklerinin Rumlarla birlikte yaşamaya zorlanması, bunun için de kazanılmış haklarından vazgeçmeleridir.. Eğer bu istekler kabul edilerek icat edilmiş olan sorun çözülecekse buna sorun çözmek denemez. Olsa olsa dayatmalar karşısında teslim bayrağını çekmek denir.

Bunu söylerken iki toplum liderleri arasındaki görüşmelere karşı çıkıyor değilim. Muhtemel tuzaklara dikkat çekmeye çalışıyorum. Tek taraflı dayatmalarla barışın sağlanamayacağını vurgulamaya çalışıyorum.

Gül’ün Ermenistan ziyaretini de bu açıdan değerlendirmekte yarar vardır. Eğer bu ziyareti Ermeniler Türkiye’nin geri adımı ve tavizi olarak görürlerse ziyaretin ciddi hiçbir sorucu olamaz. Türkiye bir adım attı biz de bir adım atalım diyecek olurlarsa düşmanlıklar elbette sona erebilir. Aslında halklar arasında aşılmayacak düşmanlıklar olduğunu söylemek de doğru olmaz. Sadece bir takım siyasiler ülkeler arasındaki köprüleri atıyorlar ve bunu iç politikalarında malzeme olarak kullanıyorlar. Bu bakımdan Ermeni siyaset adamları meseleyi iç politika meselesi yapmaktan çıkartabilirlerse mesele yok.. Ama, hâlâ Türkiye’nin bazı illerinin Ermenilere ait ve Ermenistan’ın bir parçası olarak takdim etmeye devam edecek olurlarsa Gül’ün ziyaretinden bir sonuç çıkmaz.

Demek istediğim o ki, iyiyi, güzeli istemek tek başına yetmiyor. Bu yönde ortak bir tavır sergilemek gerekiyor. Dileriz bu gerçekleşir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.