Fatma Tuncer

Fatma Tuncer

Kendimi Test Ettim

Kendimi Test Ettim

Geçtiğimiz günlerde e-posta adresime şöyle bir mesaj geldi: “Lise öğrencisi bir genç kızım. Köyde yaşayan kuzenim cep telefonu dâhil hiçbir şey kullanmaz. Geçen hafta onu ziyarete gitmiştim, gelirken yanına telefon ve bilgisayarını alma dedi. Öyle yaptım ve kendimi test etmeye karar verdim. Ama inanın cep telefonu, internet ve televizyonun olmadığı bir ortamda kendimi o kadar yalnız hissettim ki, sanki bir parçamı kaybetmiş gibiydim. Akşamları ellerim istemeden çantama gidiyor ve bir boşluk hissediyordum. Annem, teknolojiyi tanımadan büyüdüğü için şanslı olduğunu anlatır. Onlar vaktin her saatini yakınları ile dolu dolu geçirirlermiş. Ama biz teknolojiye esir olmuş bir nesiliz. İnternet ve cep telefonum olmadan geçirdiğim birkaç gün bana bir yıl gibi geldi. Telefon, bilgisayar ve izlediğim dizilerin beni ne kadar etki altına aldığını fark ettim. Ama çevremde bu araçlara bağımlı olmayan yok ki, bu durumda ben kendimi nasıl koruyabilirim?” (Berna Ç)

    Günümüz insanı yaşamını belli araçlara ya da nesnelere bağımlı kalarak sürdürüyor. Maddi olarak her türlü imkâna sahip olan insan İnternet, televizyon, cep telefonu, araba, ev, alış veriş ve daha akla hayale gelmeyecek bir çok nesnenin bağımlısı haline geliyor ve yaşamını bu nesneler olmadan sürdüremeyeceğine inanıyor.

Teknoloji doğru kullanıldığında hayatımızı kolaylaştırabiliyor. Doğru kullanılmadığında ise, arkadaş, akraba ve dostluk ilişkilerini zayıflatıp, fertleri izole bir hayata itiyor.

Ne yazık ki günümüzde bu araçların getirdiği zararlar faydasını aşmaya başladı.

İnternet son yıllarda daha yaygın ve aktif kullanılıyor ve sadece haberleşme aracı olarak değil, ticari faaliyetlerin de sürdürüldüğü bir aygıt olarak kabul ediliyor. Artık insanlar alış verişlerini buradan yapıyor, arkadaşlarını buradan ediniyor, boş zamanlarını burada değerlendiriyorlar. Fakat bilgiye ulaşma noktasında büyük faydaları olan bu araçlar bağımlılık, yalnızlaşma kopukluk ve ruhsal sorunların artmasına da sebebiyet verebiliyor.

Araştırmalar yaşlı kesimde TV bağımlılığının daha yaygın olduğunu gösteriyor. Büyük şehirlerde, akraba, akran ve yakınları ile doyurucu ilişkiler kuramayan yaşlı insanlar televizyonu bu noktada kendilerine olanak sağlayan bir araç olarak görüyorlar. Yani insanlar yakınlık kurma ihtiyaçlarını bu araç vasıtasıyla sağlamaya çalışıyorlar. Ama nereye kadar? Sosyal medya olarak tanımlanan sanal ağlar, insanın sosyal ihtiyaçlarına ne kadar cevap verebilir?

    Günümüz insanı bağımlı kaldığı araçların nesnesi haline gelip pasifleşiyor ve edilgen bir hayat yaşıyor. Bu sorunun toplumsal yansımalarını hepimiz hissetsek de çözüm noktasında yetersiz kalıyoruz. Zira araçlar, özel bir noktada konumlandırarak bizi al aşağı ediyor. Artık hepimiz dünyayı sadece teknolojinin oluşturduğu bir ağ sistemi olarak görüyor ve teslim oluyoruz. Ne acı!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fatma Tuncer Arşivi