24 Temmuz 2017 Pazartesi29 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:56Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:37Yatsı 22:18
    • 35°C Adana
    • 36°C Adıyaman
    • 30°C Afyon
    • 30°C Ağrı
    • 30°C Amasya
    • 28°C Ankara
    • 37°C Antalya
    • 24°C Artvin
    • 37°C Aydın
    • 35°C Balıkesir
  • BIST: 107.148 0.29
  • Altın: 143,559 0.61
  • Dolar: 3,5506 0.39
  • Euro: 4,1367 0.38

Maturîdî/Eş’arî Gençler Neden Selefî Olurlar ki? 3

Cemal Nar

Zaman böyle akarken, hicri IV. yüzyılda yeni bir bir görüş, bir mezhep ortaya çıktı. Sonraki Hanbelî mezhebi mensupları tarafından ortaya atılıp savunulmuş bu görüşe de sahipleri “selefilik” adını verdiler. Bu anlamıyla Selefiyye mezhebi, sahabe ve tabiilerin, yani ilk selefin akidesini canlandırmayı hedef edinir. Söz konusu mezhep VII. hicrî asırda kuvvetlenmiş, özellikle İbn Teymiye tarafından bu mezhebe yeni fikirler ilave edilmiştir.

Selefiyye, metod olarak nakle ve nassa kesin olarak bağlılığı kendilerine gaye edinmişler, tartışmayı gerektirecek ve çözümü zor olan mesele ve konular ile uğraşmamışlardır. Âyetlerde ve Sünnette bulunan her şeye, meselâ; habere ait sıfatlara ve müteşabih ayetler dahil tartışma götürebilecek konulara teslimiyetle iman etmişlerdir; teşbihten kaçındıkları gibi te'vile de gitmemişlerdir. Zaten fıkıhta da işin başında “eh-l-i eser” denilen bu kimseler, metot olarak “ehl-i re’y” denilen ekole hep karşı çıkmışlardır. Aslında itikat gibi amelde de böyledir.

Selefiyye, akidenin esaslarını sadece Kitap ve Sünnetten hareketle tesbit ve tayin etmenin gerekliliğini savunmuşlardır. Yani, inanç esaslarının kaynağı nass'lar olduğu gibi; bunların delilleri de oradan çıkarılmalıdır. Bu sebeple Selef mezhebi, Kur'an ve Sünnette, yani nass'ta Allah'ın sıfatları ve fiilleri ile ilgili hususları, mecazi manasına bakmaksızın, olduğu gibi kabul ederler; onları te'vil ve yoruma gerek duymazlar. Halbuki bunu yorumlayanlar, keyflerinden değil, daha önce genişçe ifade ettiğimiz bir zarurete binaen yapmak durumunda kalmışlardı. Selefi bu zarureti tanımadı ve ehl-i sünnetin aksine çok sert bir tutum takındı. Bu yüzden akaidde ters düşdüklerini tekfirde hızlı davrandı.

Onlara göre Cenab-ı Allah'ı şanına uygun düşmeyen şeylerden tenzih etmek gerekir. Kur'an-ı Kerim ve hadislerde Allah'ın isim ve sıfatları hakkında nasıl bir ifade kullanılmış ve ne söylenmişse, onları olduğu gibi kabul etmek; yani, Allah'ı bizzat kendisinin ve peygamberinin tanıttığı gibi bilip tasdik etmek gerekir. Bilhassa nass'ta geçen müteşabih ifadeler konusunda tevil ve yorum yapmadan, bu konuda aczini kabul etmek gerekir. Yine nass'ta geçen müteşabih ifadeleri anlamayanların, bunlar hakkında soru sormayıp susmaları , hatta zihnen bile meşgul olmamaları gerekir.

Selefiye’nin sonraki dönem temsilcileri İbn Teymiye (751/1350) akaidde olduğu gibi tefsir, hadis, fıkıh ve ahlak ilminde de büyük bir alimdir. Tartışılan yanı daha çok akaid ile ilgili olanlardır. İbn Teymiye daha sonra “vehhabilik” mezhebinin de çıkışında etkili olmuştur.

Selefilik, basit bedevi veya kırsal kesim insanını tatmin etse de artık çeşitli felsefe ve kültürleri tanımış olanlar için, onun bu metodu yeterli görülmemiştir. Nitekim daha sonraki Müteahhirûn Selefiye, tafsile önem vermek zorunda kalmıştır.

Sonuç itibariyle iki selefiyeden “ilk selefiye” hepimizin akaidde mezhebidir. Ehl-i sünnet vel cemaat mezhebi deyince ilk akla gelen onlardır. Ama daha sonra Ehl-i sünnet vel cemaat mezhebi deyince akla Eş’ari ve Maturidi mezhepleri gelir.

Şimdi kendilerini “selefi” olarak tanıtan “sonraki selefiler”, İbn Teymiye, vehhabilik ve aşırı Hambelilik karışımı bir mezheptir. Bu yüzden Eş’arilik ve Maturidilik gibi Ehl-i Sünnet kelamcılarının metodu daha uygun bir yol olarak gösterilmiştir.

Sonuç: Ashab-ı kirama, tabiine, tebe-i tabiine, ki Ebu Hanife ve emsali imamlar da buna dahil, “selef” veya “selef-i salihin” denir. Bunların yoluna da Ehl-i sünnet vel-cemaat denir. Bugün yaşayan iki mezhebi vardır: Eş’arilik ve Maturidilik.

Ne var ki, bugün “biz selefiyiz” diyenler, “selef” kelimesini istismar ediyorlar. Oysa gerçek olan, imam-ı Eşari’nin, imam-ı Matüridi’nin yolu ilk selefin, ilk  ehl-i sünnetin yenilenmiş yoludur.    

Şimdi  bir ehl-i sünnet kişinin, kalkıp da “ben selefiyim” diyenlere katılması, kendi aleyhine zarar ve ziyandan başka bir şey değildir.   

Şimdi bazı sapıklar da çıkıp, mesela “Peygamberiyye mezhebi” diye bir mezhep kursa, buna da “bu peygamberin yoludur” dese, ne dersiniz, itibar edilir mi?

Cahil gençlerimizin gözünü kamaştıran, mübarek  “cihat” kelimesidir. Ama IŞİD’e iyi baksınlar, acaba hiç İsrail veya Esed zalimleri ile cihad ettiğini görüyorlar mı? Bırakınız onu da, şunu söylesinler; cihat ile katillik arasındaki farkı biliyorlar mı?

 

Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.