Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Fethettiğimiz Kelimeler

Fethettiğimiz Kelimeler

Türk­çe, en faz­la Sel­çuk­lu ve Os­man­lı dö­ne­min­de baş­ka dil­ler­le ke­li­me alış-ve­ri­şin­de bu­lun­muş­tur. Bel­ki da­ha ön­ce Çin­cey­le de ay­nı du­rum ya­şan­mış­tır ama ma­ale­sef eli­miz­de­ki ve­ri­ler çok az. Sel­çuk­lu ve Os­man­lı dö­nem­le­rin­de, Fars­ça ve Arap­ça ile olan iliş­ki­le­ri­miz, kar­şı­lık­lı ola­rak bir­bi­ri­mi­ze pek çok ke­li­me, ya­ni kav­ram ver­me­mi­ze yol aç­mış­tır.  Da­ha son­ra­la­rı, Yu­nan­ca, Sırp­ça, Ar­na­vut­ça, Boş­nak­ça, Er­me­ni­ce ve ta­a İs­veç­çe­’ye ka­dar ke­li­me ver­me­miz ve ta­bi­i ki al­ma­mız söz ko­nu­su­dur. 

Hep söy­le­nir; dil­ler bir­bi­rin­den ke­li­me de­ğil, kav­ram alır­lar. Bir dil­de olup di­ğer dil­de ol­ma­yan kav­ram, bir ke­li­mey­le gi­rer di­ğer mil­le­tin di­li­ne ve bu da kö­tü bir şey de­ğil­dir. Tıp­kı, buz­do­la­bı­nın bü­tün in­san­lı­ğın ma­lı ol­ma­sı gi­bi, in­san­lı­ğın üret­ti­ği her ke­li­me de in­san­lı­ğın or­tak ma­lı­dır.

Her dil, bir baş­ka dil­den al­dı­ğı ke­li­me­yi, ken­di ses ve ya­pı özel­lik­le­ri­ne gö­re de­ğiş­ti­re­rek alır. Ben bu­na “ke­li­me feth et­me­k” di­yo­rum iş­te.  Her dil, baş­ka dil­ler­den ke­li­me feth eder ama Sel­çuk­lu ve Os­man­lı dö­ne­min­de, Türk­ler, im­per­yal bir viz­yon ser­gi­le­ye­rek, bir  “me­de­ni­yet di­li­” te­sis et­miş­ler ve uzak ya­kın bü­tün dil­ler­den, çe­kin­me­den ke­li­me al­mış­lar­dır. El­bet­te ke­li­me alır­ken o ke­li­me­de ses de­ği­şik­lik­le­ri ya­pa­rak Türk­çe ses özel­lik­le­ri­ne uy­dur­muş­lar­dır. Me­se­la Fars­ça “bâr-gîr: yük tu­tan, ta­şı­ya­n” de­mek olan ke­li­me, baş­ta di­li­mi­ze “bâr-gî­r” im­la­sıy­la gir­miş­se de, za­man­la di­li­miz onu “bey­gi­r” şek­li­ne dö­nüş­tür­müş­tür.

İlk ba­kış­ta şüp­he bu­rak­ma­ya­cak ka­dar Türk­çe gi­bi gö­rü­nen “çey­rek, çar­dak, çar­şı­” gi­bi ke­li­me­le­rin as­lı Fars­ça­’dır. “Çey­re­k” ke­li­me­si Fars­ça “çe­hâr-yek: dört­te bi­r” ke­li­me­sin­den, “çar­da­k” ke­li­me­si “çe­hâr-tâk: dört ke­me­r” ke­li­me­sin­den, “çar­şı­” ise “çe­hâr-sûy: dört yö­n” ke­li­me­sin­den gel­mek­te­dir. 

Ör­nek­le­ri­miz hep “dör­t”­lü ol­du; baş­ka ör­nek­ler de ve­re­lim.

Me­se­la bu­gün ar­tık “be­da­va­” im­la­sıy­la ya­zıp söy­le­di­ği­miz ke­li­me, Fars­ça “bâd-ı he­vâ: ha­va ye­li­” bir­le­şik is­min­den tü­re­me­dir ve an­lam ola­rak da “bo­ş” an­la­mın­dan ha­re­ket­le di­li­miz­de kul­la­nı­lır ol­muş­tur.

Ma­ğa­za­lar­da, iş yer­le­rin­de, atöl­ye­ler­de kul­lan­dı­ğı­mız “tez­gâ­h” ke­li­me­si de di­li­mi­ze Fars­ça­’dan gir­miş­tir. Fars­ça “dest-gâh: el ile iş ya­pı­lan ye­r” de­mek­tir. 

Di­li­mi­ze Arap­ça­’dan de­ği­şe­rek gir­miş bir­kaç ke­li­me ör­ne­ği de ve­re­lim.

Arap­ça­’da “ta­ba­ha­” geç­miş za­man kö­kü “pi­şir­di­” de­mek­tir. Bu­ra­dan “ye­mek pi­şi­ri­len yer an­la­mın­da, ism-i me­kân ka­lı­bıy­la “mat­ba­h” ke­li­me­si tü­re­til­miş­tir. Bu ke­li­me di­li­miz­de ön­ce­le­ri “mut­bah/mut­ba­k” şek­lin­de kul­la­nıl­mış­tır. Es­ki İs­tan­bul­lu­lar hâ­lâ “mut­bah/mut­ba­k” şek­lin­de te­laf­fuz eder­ler bu ke­li­me­yi.

Me­se­la di­li­miz­de çok kul­lan­dı­ğı­mız “ca­vı­r” ke­li­me­si de Arap­ça­’dan gel­miş­tir.  Bu ke­li­me, ba­zı­la­rı­nın ifa­de et­ti­ği gi­bi “cev­r” kö­kün­den gel­me bir ke­li­me de­ğil; “kâ­fi­r” kö­kün­den gel­me­dir. Baş­lar­da di­li­miz­de “kâ­fi­r” ola­rak söy­le­nen bu ke­li­me, da­ha son­ra, k se­si­ni c’­ye dö­nüş­me­siy­le, “ca­vı­r”­a dö­nüş­müş­tür. (Ço­cuk­luk­la­rı­mız­da ya­ra­maz­lık yap­tı­ğı­mız za­man­lar­da ana­la­rı­mı­zın çok söy­le­di­ği “Ca­vı­rın eni­ği­”n­de­ki ca­vır, iş­te bu­dur.

Os­man­lı za­ma­nın­da, baş­ka dil­le­rin ke­li­me­le­rin­den kork­maz­dık. Ül­ke feth eder gi­bi ke­li­me­ler feth eder­dik. Ke­li­me feth et­me kor­ku­su, cum­hu­ri­yet dö­ne­mi­nin has­ta­lı­ğı­dır. Ulus dev­let in­şa­cı­la­rı, mil­le­tin ke­li­me feth et­me duy­gu­la­rı­nı kı­sır­laş­tır­mış­lar ve bir sü­re son­ra da me­de­ni­yet di­lin­den uzak­la­şan ne­sil­ler ye­tiş­miş­tir. Şim­di bu ne­sil­ler, 30-40 yıl ön­ce­si­nin dil zen­gin­li­ğin­den bi­le bî­ha­ber. 1986’da ölen Hal­dun Ta­ne­r’­i bi­le söz­lük­le oku­yan ne­sil­ler var şim­di. Gel de bu ne­sil­ler­le an­laş!... 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Prof. Dr. Namık Açıkgöz Arşivi