Cihangir İşbilir

Cihangir İşbilir

Kahire’den Duşanbe’ye ‘Darbe Etkisi’

Kahire’den Duşanbe’ye ‘Darbe Etkisi’

MART ayının başında Tacikistanlı muhalif lider Umarali Kuvvatov’un İstanbul Fatih’te başından vurularak öldürülmesi kısa bir süre önce de benzer şekilde Özbek ve Çeçen muhaliflerin İstanbul’da suikaste kurban gitmesi gözlerin bu ülkelere çevrilmesi ve ‘İstanbul’un güvenliği’ni sorgulamamız için yeterli olmadı.

Türkiye sadece Orta Asya’dan değil bir çok ülkeden mazlum ve muhaliflerin sığınağı hâline geldi artık. Bu cinayetlerin İstanbul’da vukubulması, Türkiye’nin itibarını sarstığı gibi ‘güvenli sığınak’ özelliğine de darbe vuruyor. Bu suikastler için Türkiye’nin seçilme sebebi ve Türk güvenlik ve istihbarat birimlerinin bu cinayetleri engelleme kapasiteleri umarız ciddi anlamda sorgulanıyordur… 

Aslında bu girişi, üzerinden bir buçuk ay geçtikten sonra bir suikasti ve sonuçlarını hatırlatmak için yapmadım; şu noktaya dikkat çekmek istiyorum: Türkistan’da sıkışan bir siyaset ve gerilimi her geçen gün artan bir sosyoloji var ve biz maalesef bırakın buradaki cinayetleri engellemeyi, kardeş ülkelerdeki İslam karşıtı veya insan haklarını ihlal eden uygulamalarla ilgili etkili bir çalışma yapamıyoruz. 

ORTA ASYA POLİTİKAMIZ

Başbakan Ahmet Davutoğlu 2001’de yayınladığı Stratejik Derinlik kitabında Türkiye’nin Orta Asya politikasını detaylı bir şekilde tahlil eder. “…Orta Asya Türkiye’nin derinlemesine bir Asya stratejisi oluşturmasının anahtarı konumundadır” diyen Davutoğlu bundan 14 sene önceki zaaflarımızı şöyle sıralamıştı: “Türkiye’nin Orta Asya politikasında psikolojik, teorik ve kurumsal hazırsızlık, mikrostrateji ile makrostrateji arasındaki uyum, bölgelerarası etkileşimin öne çıktığı alanlardaki kademelendirme problemi, kurumlararası koordinasyon ve dinamik şartlara uyum sağlamanın asgari şartı olan taktik-strateji bağlantısı…” (s.455-500)   

Bugün geldiğimiz nokta kabul etmek lazım ki 14 sene önceki duruma göre kimi alanlarda çok iyi olmakla birlikte kimi konularda geçmişle aynı. Siyasi ilişkiler, kalkınma yardımları, sivil toplum münasebetleri özellikle Soğuk Savaş sonrası kurulmak istenen ilişki zeminine göre daha sağlıklı ve daha rasyonel. Ancak maalesef tüm bu iyileşmeler Başbakan Davutoğlu’nun ifade ettiği zaaflarımızdan arındığımız anlamına gelmiyor. Onun için Türkistan’daki baskıcı, İslam karşıtı ve ayrımcı siyaset izleyen ülkeleri sadece izliyoruz bugün, hatta gözden bile kaçırıyoruz bir çok gelişmeyi ama henüz ‘dönüştürücü’ bir etkimizin olduğunu söylememiz çok zor. 

KÜRESEL AKTÖRLERİN ‘BÜYÜK OYUNU’

Yerel idarecilerin hırslarını küresel aktörlerin ‘büyük oyun’ları besliyor. Rusya’nın Avrasyacı politikaları, ABD’nin yenilenmeyen enerji kaynaklarına erişim ve Rusya ve Çin’i frenleme siyaseti bölgede stratejik ve uzun vadeli bir siyaset izlemelerini netice veriyor. Sadece ABD üzerinden bir örnek vereyim: 2006’da renkli devrim uzmanı ‘kurt diplomat’ Richard Miles’ın başına geçtiği Açık Dünya Liderlik Ajansı’nda eski Sovyetler Birliği bölgesinden 17 bin parlak beyin eğitimden geçirildi. Bu şu demek: Geleceğin bölge liderleri iyi birer Amerikan hayranı olarak yetiştiriliyor. Buna mukabil “Türkiye bölgede neler yapmalı ve yapıyor?” diye cesaretle sormamız gerekiyor artık. 

ORTA ASYA’DAN  İSLAMOFOBİK HABERLER

Son haftalarda özellikle Özbekistan ve Tacikistan’la ilgili İslami hayatı daraltan yasak haberleri artarak gelmeye başladı. Mısır gibi önemli ve göz önündeki bir ülkede gerçekleşen darbeye ve katlima karşı dünyanın sessizliği bu ülke rejimlerini daha da cesaretlendiriyor ve ellerini güçlendiriyor. En son Tacikistan’da 35 yaş altındakilere haccın yasaklanması haberi olanların sadece küçük bir örneği idi mesela. Türkiye basınına yansımayan bir çok yasak geçtiğimiz haftalarda ama özellikle Mısır darbesinden sonra peyderpey uygulanmaya başlandı. Şu an tesettür, namaz, dini eğitim neredeyse tamamen kanunla ve Cumhurbaşkanlığı talimatıyla yasaklandı. 35 yaşında altındakiler sadece hacca değil camiye de gidemiyorlar artık. İşyerlerinde namaz kılmak, başörtüsü ile sokakta gezmek, tesettür malzemesi satmak da yasak. Tacikistan’daki bu gelişmeler yaklaşan felaketin habercileri. İlişkilerimizin özellikle 2006’dan beri oldukça gergin olduğu Özbekistan’daki duruma girmiyorum bile…

Türkistan coğrafyasındaki bu baskıcı durum yeni değil ama son İslamofobik gelişmeler özellikle Mısır darbesi sonrası küresel konjonktürün etkisi olarak yorumlanabilir. Artık müstebit rejimler, İslami hareketlere veya genel anlamda dindar kesimlere karşı baskılarını meşrulaştırma sorununu daha az yaşıyorlar. 

Orta Asya’da son yaşananlar bizdeki tek parti dönemindeki uygulamaları ve darbe zamanlarını andırıyor. Türkiye’nin geldiği durum ve yaşanmakta olan normalleşmenin kıymetini bilip güçlendirmek sadece bizim için değil tüm İslam Dünyası için de hayati önemde. Kahire’den Duşanbe’ye ‘darbe etkisi’ni kırmak Ankara’nın darbelere karşı direnci ile doğrudan irtibatlı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Cihangir İşbilir Arşivi