27 Mayıs 2017 Cumartesi2 Ramazan 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:36Güneş 05:30Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:33Yatsı 22:18
    • 25°C Adana
    • 26°C Adıyaman
    • 17°C Afyon
    • 18°C Ağrı
    • 20°C Amasya
    • 14°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 20°C Artvin
    • 24°C Aydın
    • 22°C Balıkesir
  • BIST: 97.533 -0.18
  • Altın: 145,781 1.23
  • Dolar: 3,5801 0.37
  • Euro: 4,0019 0.03

M. Kemal ve Chp’li aydınlarda dinsiz Tevfik Fikret tesiri

Ahmet Doğan İlbey

“Ben benim, sen de sen; ne Rab, ne ibâd (kullar)!” diyen, yâni insanın kendi başına bir fert olduğunu, kimsenin Allah’ın kulları olması gerekmediğini söyleyen Tevfik Fikret, Allah inancını reddetmiş bir dinsizdir.  

Dini ve peygamberleri olmayan, dünya hayatına karışmayan aklî bir Tanrı’ya, felsefi mânasıyla hem deizme ve hem pozitivizme inanan Tevfik Fikret’in M. Kemal ve ilk dönem Chp’li aydınlarda tesiri fazladır.

M. Kemal’in düşünce yapısı ve kişiliğinin oluşmasında dinsiz Tevfik Fikret’in büyük bir rolü vardır. “Cumhuriyet, sizden fikri hür, irfanı hür nesiller ister” sözünü Fikret’in “Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr ü bâl / (…) fikri hür, irfânı hür, vicdânı hür bir şâirim” mısralarından ilham ve fikir alarak söylemiştir.

Fikri hür olmak, İslâm’ın buyruklarından koparak, yalnızca aklın ve dini esas almayan biliminin gösterdikleriyle düşünmek ve bir mânada dinsiz olmak demektir. “Vicdanı hür olmak” da dinden arındırılmış bir vicdan kastediliyor.

“İrfanı hür olmak” tan da yine İslâm’ın bilgi ve hikmetleriyle irtibatı kesilmiş dinsiz bir bilgi ve kültür kastediliyor. Çünkü, “Kudret-i külliye’nin yerini kudret-i irfan…” mısraıyla bilimin kudreti Tann’nın kudretinin önüne geçeceğini söyleyen yine Fikret’tir.                                                        

İkisinin düşünceleri mukayese edildiğinde Fikret’in ümit bağladığı genç tipiyle, M. Kemal’in istediği genç tipi aynıdır. Pozitivist, yâni dinsizliğe dâvet eden “âmentüleri” birdir. Bu anlayışı başta M. Kemal olmak üzere Cumhuriyetin kurucusu Chp’li aydınlar “yeni bir iman” olarak kabul etmiş ve devletin ideolojisi hâline getirmişlerdir.

Tek Parti Dönemi’nde İlköğretim Genel Müdürlüğü de yapan Kemalist ve Chp’li Yunus Kâzım Köni koyu bir Fikret’çidir. “Haluk’un Amentüsü ölü fikir İslâm ananelerine karşı kudretle, cesaretle savunulmuş bir ümit sayhasıdır. (…) Garplı olan bu şairin Amentü’sünde Promete, ilahlara, Allah’a (…) karşı beşerî iradeyi (…) ifade eden bir semboldür.”

“Toprak vatanım, nev-i beşer (insanlık) milletim / İnsan olur ancak ona izanla (akılla /) inandım / Şeytan da biz, cin de, ne şeytan, ne melek var / Dünya dönecek cennete insanla, inandım” mısralarıyla dine bağlı milliyet ve vatan anlayışı olmayan keskin bir hümanistti Fikret.

M. KEMAL, FİKRET’İN DİNSİZ FİKİRLERİNİ DERS KİTAPLARINA GEÇİRİYOR

M. Kemal ve Chp’li aydınlar Fikret’in dinsizlik mânasına gelen hümanist (insaniyetçilik) düşüncesini Allah’ı ve peygamberi olmayan pozitivist düşünceyle birlikte1931’de yazdırılan “Liseler İçin Tarih Kitabı” na dâhil ederek Cumhuriyetin ideolojisi yaptılar. Onun şiirini tenkid edenlere M. Kemal ateşli bir sempatizanın öfkesiyle cevap verir:

“… O karanlıklar içinde bir nur gören ve halkı o nura doğru götürmeye çalışan Fikret, feryadı koparırken sizler neredeydiniz? Niçin içinizden kimse onun gibi feryat etmedi? Ben Fikret’e yetişemedim, onun sohbetlerinden istifade edemedim. Kendimi bedbaht sayarım, fakat onun bütün eserlerini okudum. Birçoğu ezberimdedir. O hem büyük şair, hem de büyük insandır. Fikret kimdir biliyor musunuz? O’nu tanıyanlar, benim ne yapmak istediğimi kavrayacak kimselerdir. Tarih-i Kadim’i yok mu; işte o, dünyada yapılması gereken bütün inkılâpların kaynağıdır.”                                     

M. Kemal’in onun için “karanlıklar içinde nur gören" demesi, idrakleri Cumhuriyetin ilke ve inkılâplarıyla kirlenen bir kısım hamakat ehli milliyetçileri aldatmasın. M. Kemal’in “Karanlıklar” dan kastı, Kur’an ve Hz. Peygamberimizin Sünnet’inden meydana gelen İslâm değerleri ve düzenidir. “Nur” dan kastı da Kur’an’ın nuru değil. Allah’ın vahyini reddeden maddeci akıl ve bilimle elde edilen dinsiz bir aydınlanmadır.

M. Kemal ve ilân ettirdiği la-dînî altı ok Cumhuriyetinin aydınları Fikret’i aydınlanmanın (dinsizleşmenin) öncüsü sayarlar. Onun düşüncelerinin şeriki olan Abdullah Cevdet’in, “Tevfik Fikret’in Aşiyan’ı akıl ve muhakeme insanlarının kâbesidir. Bu kâbenin ziyaretçilerinden biri de Mustafa Kemal’dir” sözü, Fikret hayranlığının en açık delilidir.

Bu güruha göre Fikret dînî inançlardan kurtulmuş ve M. Kemal’in sözüyle “Hayatta en gerçek yol gösterici olarak bilime inanmış bir insandı.”

Bu mânada “bilim”, İslâm’ın kaynak olarak alınmadığı pozitivist ve dinsiz düşüncelerden elde edilen bilgi demektir.

M. KEMAL VE CHP’Lİ AYDINLAR TANRISIZ AYDINLANMAYI FİKRET’TEN ÖĞRENDİLER

Montesquieu’u, Rousseau’yu, Voltaire’i, Diderot gibi diyar-ı küffarın dinsiz ve deist düşünürlerinin kitaplarındaki “Tanrısız” aydınlanmayı Türkiye’ye taşıyanlardandır. M. Kemal ve Chp’li aydınlar bu kitapları onun tesiriyle okudukları beyan etmişler, “Tarih-i Kadim’e Zeyl” adlı şiirinden ilham alarak deist ve pozitivist olmuşlardır.

“Beşerin böyle delaletleri var / Putunu kendi yapar, kendi tapar /Ara git dehrini (dünyayı), gez Kâbesini / Dinle tekbirini, işit çan sesini / Göreceksin ki, bütün boşluktur / Umduğun, beklediğin şey yoktur / Ben ne mabut, ne mubit (din adamı) bilirim / Kendimi hilkate (yaratıcıya) abit (tapan) bilirim / Müminim varlığa imanım var Enbiyadan (peygamberlerden), yaşarım müstani (çekinerek).”

Kâbe’yi, dini, tekbiri “boşluk” sayan, ben ne yaratıcı, ne de din bilirim, müminim imanım var, fakat bu iman peygamberlerden ve dinden azâdedir, diyen sözlerini M. Kemal daha tafsilatlı şekilde “Medeni Bilgiler Kitabı” na kendi sözleri olarak yazdırmıştır.

FİKRET, ÇANAKKALE SAVAŞINA, ŞEHİTLİĞE VE CENNETE İNANMAZ                                    

Çanakkale Savaşı’na karşı çıkan, İslâm ahkâmının sürdüğü topraklar mânasına gelen vatan mefhumuna, vatan için yapılan gâzâya ve şehitliğe inanmayan Fikret, Müslüman Türklerin “Bedrin aslanları gibi” cephede savaş yapmalarıyla istihza eder:

“… Haksız yere mahvoldu evet bunca şehidan (bu mısrada şehitliğe saygı değil, alay vardır) / Evlatları çıplak ve susuz kaldı perişan / Cennetteymiş hep babalar, bekleyedursun / Cennette değil cesetler yalçın kayalarda / (…) Cennette değil, cesetler… / Ey kutsal savaş sana lânet olsun! / Seni kutsal diye alkışlayan eller kopsun / Ey ulu serdar cihadınla geber!...”

M. KEMAL DE ÇANAKKALE’DEKİ ASKERLERİN ŞEHİTLİK VE CENNET İNANCINA İNANMAZ

Anlaşıldığı üzere, cennet ve cihatla alay ediyor, cihat yapanları ve komutanlarını “gebermek” derekesine düşürüyor. Dinsiz Fikret’in hayranı olduğunu söyleyen M. Kemal de Çanakkale’de savaşan askerlerin cihad, şehitlik ve cennet anlayışına inanmadığını Madam Corinne Lütfi Hanım’a Çanakkale’den yazdığı mektubundan hülâsa ettiğimiz şu birkaç satırla açığa vurmuştu:

“Gece gündüz başımızın üstünde durmadan şarapneller ve muhtelif topların daha başka mermileri patlıyor. Bir cehennem hayatı yaşıyoruz! Neyse ki askerlerin (…) kalplerindeki inanç da, ekseriya ölmeyi gerektiren emirlerimin ifasını fazlasıyla kolaylaştırıyor. Onlara göre ancak iki semâvî netice olabilir: Ya gâzi, yâni muzaffer, ya da şehid olmak, dosdoğru Cennete gitmek! (…) Benim adamların şehâdet peşinde koşmakla hiç de aptallık etmiyorlar! Peygamber ne kadar akıllıymış! Nasıl da erkeklerin hakiki ihtiraslarının farkındaymış. Ben şahsen, bu mü’minlerle aynı hasletlere sahib olmak gibi kabiliyetten maatteessüf mahrum bulunuyorum. Erkeklere o kadar hûri ve daha başka hoş eğlenceler vaad eden Muhammed’in kadınlar için hiçbir taahhüdde bulunmaması pek tuhaf. Kan revan içinde geçen bir hayata alıştıktan sonra (…) bizzat Allah’ı tenkid etmek için kâfi vakit bulabiliyorum. (…) Bu muhayyel istirahete kavuşmak için Allah’ınızın Cennetine gitmeye öyle kolaycacık râzı olmak istemiyorum.” (Derin Tarih Dergisi, Kasım 2014)

CHP VE ATATÜRKÇÜLERİN İÇİNDE TEVFİK FİKRET’LER EKSİLMEZ

Fikret’e göre Kur’an-ı Kerim’in fikirleri eskimiş, köhnemiş, boş fikirlerdir.  İstikbâlin modern Türkiye’sinde Kur’an-ı Kerim’e yer yoktur.

“Yırtılır ey kitab-ı köhne, yarın / Medfen-i fikr (düşünce mezarı) olan sayfaların diyerek Kur’an-ı Kerim’e küfreden dinsiz Fikret’in bu düşünceleri, bizzat M. Kemal’in yazdığı “Kur’an’ın Muhammed’in düşünceleridir, Allah fikri siyasetin gereğidir, toplum tarafından icat edilmiştir…” şeklinde genişletilerek ders olarak okutulan tarih kitaplarında girmiştir.

İnkılâpçı Cumhuriyet yanlısı Sabiha Sertel’e göre Fikret, “Cemiyetleri idare eden kanunların ilahî bir iradeye tâbi olduğu inancını kabul etmez. Materyalistlerle beraber cemiyetin inkişaf kanunlarını da, tabiatın inkişaf kanunları gibi maddî kuvvetin idare ettiğini söyler. Garbın tekniğine, fikriyatına, medeniyetine kül olarak intibak taraftarıydı. O, şeriatçıların bedbaht zinciri ile ölmüş medeniyetlere bağlanmak isteyen bir değildi. Cumhuriyet döneminde Fikret’i eleştirmek Atatürk ilke ve inkılaplarına da ters düşmek demektir. Fikret’e yapılan saldırı Cumhuriyet’in ilericiliğine yapılan bir saldırı olarak okunmalı. Çünkü Fikret, yaşadığı dönemin değil gelmesi kaçınılmaz olan bir devrin ideolojisini yapmıştır.” (Prof. Dr. Mete Tunçay / Türkiye’de Sol Akımlar)

Anlaşıldığı üzere Fikret, M. Kemal’in desteğini alan ve “M. Kemal’i yaratan adam” unvanıyla laikçi Cumhuriyet inkılâplarına kaynak olarak görülür ve dini reddeden dâvası, Cumhuriyetin dâvası olarak kabul edilir. Onlara göre, “Fikret, istibdadın karanlık günlerinden geleceğe seslenen bir kahin, Türkiye Cumhuriyeti’nin muştucusudur.” 

ALTI OK CUMHURİYET İÇİN FİKRET, “ESKİ’NİN (İSLÂM’IN) REDDİ, YENİ’NİN (BATI’NIN) TERCİHİDİR”

1930’larda Kemalist ve Chp’li aydınların ortak görüşünü dinleyelim: “Fikret ‘eski’nin (İslâm medeniyeti kastediliyor) reddi, ‘yeni’nin ( Batı uygarlığı) tercih edilmesi mânasına geliyor. İlericiliği Cumhuriyetin ilericiliği demektir. Eskiye (Osmanlı-İslâm dönemi) ters düşen fikirleriyle Fikret hem eskinin olumsuzlanmasına hem de yeninin olumlanmasına hizmet etmiştir. O, bize inkılâp fikirleri verdi. Bugünkü laik teşekkül tarzına genç nesli ısındıranlar arasında Fikret yok mudur? Klerikal zihniyetle mücadele edenlerin başında bu şaire elbette şeref vereceğiz.”

ZİYA GÖKALP: “FİKRET, ŞİİRİYLE ÜMMET RUHUNA DARBE İNDİREREK, MİLLİYET ŞUURUNUN YOLUNU AÇMIŞTIR”

Cumhuriyet ideolojisine ve M. Kemal’e birinci derecede fikir desteği olan laik-Türkçü Ziya Gökalp, “Tevfik Fikret ve Rönesans” adlı yazısında pozitivist Durkheim’in nazariyeleriyle insanlığın geçirmiş olduğu içtimai safhaları “aşiret devri”, “kavim devri”, “ümmet devri” ve “laik medeniyet devri” olarak sıraladıktan sonra bu fikirlerin Fikret’in şiirlerinde görüldüğünü söyler: “Ümmet ruhunun çözülmesiyle millet cereyanının hazırlayıcısı olarak Fikret, şiiriyle ümmet ruhuna darbe indirerek, milliyet şuurunun yolunu açmıştır.” (Prof. Dr. Mehmet Kaplan / Tevfik Fikret, Devir-Şahsiyet-Eser)

                                                                                                                                                 Chp’lilerin önderleri ve aydınları böyledir işte. Kendine has zihnî ve fikrî hususiyetleri bulunan bir anlayış hareket ne kadar biçim, kisve ve dil değiştirirse değiştirsin aslî karakterini kaybetmez. Mayasında bâtıl ve lâ-dînî düşünceler bir kez yer etmiş olan anlayış ve siyasî hareketler eninde sonunda açık verir, aslî kimliğini ortaya koyarlar.

------------------------------------------

“KALBİN FETHİ”

İmanında zafiyet oluşan, yüreğine lekeler düşen ve idraki kirlenmiş de haber olmayan zamanımızın zavallı insanları hamaset damarı kabardığında fetihten, fütühat bahseder. Fakat fetih yapılacak ilk yerin neresi olduğunu öğrenememiştir daha. Kalbinin kirliliğinden, örtülü olduğundan haberi yok. Tezkiye edilmemiş, yâni fetihle örtülü yüzü açılıp temizlenmemiş kalbiyle diyâr-ı küffarı fethetmeğe hamleder.

Bilmez ki insan önce kendi kalbini fethetmesi gerek. Âlimler ve fâzıllar böyle söylüyor. Fetih şuuruna evvel emirde kalbimizin fethiyle başlamak gerektiğini şuurlu bir şeklide kavramak için Semerkand Dergisi Mayıs 2015 sayısında Ali Yurtgezen hocanın T. Ziya Ergunel müstearıyla yazdığı “Kalbin Fethi” yazısını okuyup tâlim ediyorum. Haddim değil ama fetih yoluna çıkmaya niyetli olanların da mutlaka okumasını dilerim:

 

“Geçmişte mücahitler ‘Allah Allah’ zikriyle bu memleketleri fethederek oradaki küfür perdesini açmış, insanların İslâm’ın tebliğine muhatap olmalarını, iman nuruyla aydınlanmalarını sağlamışlardır. Mad em böyledir, insan kalbindeki zulmeti, yani iman nuruna mâni olan karanlığı da yine Cenab-ı Hakk’ı zikrederek dağıtabilecektir. (…) Esasen bütün cihat türlerinin ilk hedefi kalplerin fethedilmesidir. Küffara karşı muharebe ile girişilen cihatlarda dahi asıl maksat öldürmek değil, onları imanla diriltmektir. Fakat Müslümanın bu cihat şuurunu kazanması için önce kendi kalbini fethetmesi gerekir. Çünkü cihat mükellefiyetini ihmal ettikçe Müslümanın kalbini de zulmet kaplayabilir. (…) Öyleyse, Îlâ-yı Kelimetullah için önce kendi kalbimizi fetheylemek üzere mücahiterin tâlimine kemal-i ciddiyetle devam…”

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.