23 Mayıs 2017 Salı27 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. Ankebût, 29/7
  • “Allah’ım! Senden iman içinde sağlık, güzel ahlâk içinde iman, peşinden rahmet, âfiyet, mağfiret ve rıza gelen bir kurtuluş istiyorum.” (Hakim, "De’avat", No: 1919)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:41Güneş 05:33Öğle 13:08İkindi 17:03Akşam 20:30Yatsı 22:13
    • 20°C Adana
    • 16°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 13°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 24°C Antalya
    • 12°C Artvin
    • 28°C Aydın
    • 22°C Balıkesir
  • BIST: 97.717 1.37
  • Altın: 144,131 -0.08
  • Dolar: 3,5713 0.27
  • Euro: 3,9962 -0.12

Tarımı, yanlış politikalar vurdu

Abdulkadir Özkan

Türkiye Ziraat Odaları Başkanı Sayın Şemsi Bayraktar 2008’in ikinci üç aylık döneminde tarımda yüzde 3.5 küçülme meydana gelmesini kuraklık ile mazot ve gübre gibi ana girdilerdeki yüksek fiyat artışına bağlamış. Bu değerlendirme elbette doğrudur. Kuraklığın yol açtığı sıkıntıları artık açıkça görüyoruz. Barajların kurması, musluklarımızdan akan suların renginin ve kokusunun her geçen gün değişmesi kuraklığın giderek tehlike arz etmeye başladığını gösteriyor. Bu bakımdan kuraklık sadece tarımı vurmuyor, insan hayatını her yönüyle tehdit ediyor.

Özellikle tarımsal üretimde su en başta gelir. Su olmadan tarım yapmak mümkün olmaz. Elbette su olmadan hayat da olmaz. Tarımsal sulamada genelde akarsular ve barajlardan ya da sondaj kuyularından elde edilen sulardan yararlanılır. Ancak; şimdi hem akar sularımız giderek azalıyor hem de yer altı suları azaldığı için sondaj kuyuları giderek daha da derinlere iniyor. Yıllardan beri kullanılan kuyulara yeniden sondaj vurularak daha derinlere inmek mecburiyeti ortaya çıkıyor. Bu ise suyun yüzeye çekilmesi ve tarlalarda kullanılmasında daha fazla masrafı gündeme getiriyor. Bu bakımdan kuraklık ciddi tehlike olmaya devam ediyor. Elbette kuraklığın tarımsal alanda gerilemede önemli bir rolü vardır. Bunun yanında mazot ve gübre gibi temel girdilerdeki hızlı fiyat artışları da elbette çiftçiyi korkutuyor, bu alandan başka alanlara kaymasına yol açıyor. Diyebiliriz ki ekilen tarım alanları giderek daralıyor. Emeğinin karşılığını alamayan insanların başka alanlara kaymasını yadırgamanın da anlamı yoktur. Ne var ki, tarımdan başka alanlara kaymak da sanıldığı kadar kolay değil. Ülkemizde 10 milyon civarında işsizin bulunduğu düşünülürse tarım alanlarının giderek daralması işsizler ordusuna yenilerinin katılması anlamına eliyor. Yani olay sadece tarım ürünlerinde azalmadan ibaret değildir.. Birileri tarımsal ürünlerdeki azalmayı ithalat yoluyla karşılayacaklarını düşünüyorlarsa yeni işsizleri nasıl iş sahibi yapacakları sorusunun cevabın vermek durumundadırlar.

Bu bakımdan tarımdaki gerilemeyi kuraklık, mazot ve gübre fiyatlarındaki yüksek artışla izah etmek mümkün olmakla birlikte bize göre yeterli değil. Bu gerilemede yukarıda sıraladığımız sebeplerin rolü kadar uygulanan politikaların yanışlığının rolü çok daha fazla diye düşünüyorum. Çünkü, yıllarca çiftçi teşvik ediliyor diyerek ekilmeyen topraklara para ödendi, bu ise insanımızı oturduğu yerden para kazanmak gibi kolaycılığa itti. Tarlaya değil, elde edilen ürüne teşvik verilmesi gerektiğini bu köşede çeşitli kereler dile getirdik. Buna bazıları karşı çıktılar. Sanki çiftçiye keyf bağışlamak gibi algılayanlar oldu. Halbuki üretime teşvik verilmesi bir emeğin değerlendirilmesi ve çiftçimizin ayakta kalmasına katkı iken, ekilmemiş araziye para ödenmesi tembelliğe prim verilmesi anlamına geliyordu.

Hatta daha da ileri gidersek çiftçimizi desteklememek başka ülkelerin çiftçilerini desteklemek anlamına geliyordu. Çünkü, çiftçimizi açlığa mahkum ettiğimiz sürece tarım alanında üretimi artırmak mümkün olmayacak, bu ise tarımsal ürünlerin ithalatının artırılması anlamına gelecektir. Kendi çiftçimizin ürettiği söz gelimi elmayı 2 liraya pazardan ya da marketlerden almak mümkün iken ithal elmayı 4-5 liraya almaya mahkum hale geleceğiz. Gidin çarşıya pazara bakın özellikle ithal meyveler yerlilere oranla çok pahalı. Halbuki çiftçimiz ürettiğinin karşılığını alabilse biz ithal meyvelere mahkum olmayacağız. Bu noktaya ise uygulanan yanlış politikalar hatta politikasızlık sebebiyle geldiğimizi tespit etmeden tarım alandaki gerilemeyi tam olarak izah mümkün olmaz.

Özal ile başlayan ithalata dayalı ekonomi tarım alanında giderek ülkeyi bir çıkmaza sürükledi. Çiftçimize teşvik olarak vereceğimiz desteği çok gördük ama şimdi yığınla döviz ödüyoruz. Kendi çiftçimizi de yoksulluğa ve işsizliğe mahkum ettik.

Böyle politika olmaz. Niçin başka alanlarda sanayicilere esirgemediğimiz teşviği çiftçimize çok görüyoruz? Bu uygulamaları hükümetlere telkin ve tavsiye edenler kimler?

Hemen belirteyim ki Sayın Bayraktar’ı tekzip etmek için bunları yazıyor değilim. Maksadım tarımda yaşanan felakete dikkat çekmeye, bu alanda gecikmeden tedbir almak gerektiğine vurgu yapmaya çalışıyorum. Ve artık çiftçimize vereceğimiz desteğin boşa atılan para olmadığını, aksine ülkemiz ekonomisinin ayakta kalması için gerekli olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Unutmayalım ki yakın zamana kadar tarımsal ürünler bakımından kendi kendine yeterli altı ülkeden biriyken şimdi tarımı tüketiyoruz. Sanayileşmek adına tarımı hafife alanlar varsa bindikleri dalı kesiyorlar. Çünkü, giderek beslenme yani tarım çok daha önem kazanıyor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.