28 Temmuz 2017 Cuma5 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:01Güneş 05:49Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:33Yatsı 22:12
    • 28°C Adana
    • 33°C Adıyaman
    • 20°C Afyon
    • 28°C Ağrı
    • 22°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 27°C Antalya
    • 24°C Artvin
    • 26°C Aydın
    • 25°C Balıkesir
  • BIST: 107.700 -0.64
  • Altın: 143,961 0.56
  • Dolar: 3,5286 -0.12
  • Euro: 4,1426 0.49

Unutma, unutturma!

Saliha Sultan

Baudelaire, 40’lı yaşlarında yazdığı bir şiirinde “sanki bin yıl yaşadım, o kadar çok anım var” der. Seçime birkaç gün kala, televizyonlarda; meydanlarda gördüklerim sıklıkla bu mısraı getiriyor aklıma. Siyasetçilerin bol keseden dağıttığı seçim vaadlerini duydukça beni bir gülme alıyor. Eski anılarıma geri dönüyorum. Oy kullanamayacak yaşta olduğum yıllarda, kendi cebinden çıkarıp verecekmiş gibi meydanlarda “herkese iki anahtar” vaadinde bulunan Tansu Çiller’e safça inananları hatırlıyorum. 18 yaşıma girdiğim gün Çiller’in açıkladığı ve tarihin en büyük “kemer sıkma politikası” olarak anılan 5 Nisan Kararları’yla işi batan dayımın bana verdiği doğum günü sözünün güme gidişini... Bugün meydanlarda asgari ücreti “iki katına” çıkaracağını söyleyenlere de inananlar oluyor muhakkak. Eh. İnsan bu, kanar… 

Onbeş yıl evvelinin karikatür dergilerini hatırlayan var mı? Her sayfada belindeki kemere yeni bir delik daha açan, açlıktan bir deri bir kemik kalmış garibanlar resmedilirdi. Şimdilerde ise insanları hayvan figürleriyle resmetmekten başka yaptıkları bir şey yok. Bir zamanlar milletin yağ, şeker kuyruğu çilelerini göstererek izleyiciyi ekrana kilitleyen televizyonların bugünkü en popüler programları ise, ünlü doktorlarca yağsız, şekersiz diyet listeleri verilen yapımlar…

Geçenlerde Fas’tan gelen ve israf üzerine sohbet ettiğimiz bir arkadaşım ülkesindeki bir yöneticinin kılık değiştirip, sokakları gezdiğini ve “çöplerde yemek gördüm, sevindim, ülkemde insanlar aç değil” dediğini anlattı. Cumartesi günü Kazlıçeşme’de gerçekleşen HDP mitinginin ardından sahil boyunca sağa sola yığın yığın bırakılıp gidilmiş ekmekleri görünce her ne kadar israf edilişine üzülsem de, ne yalan söyleyeyim ben de “sevindim”. Demek ki ülkemde insanlar aç değil. Benim çocukluğumda, ekmeği bırak çöpe atmak; kırıntısının bile sofraya düşmesine müsaade edilmezdi…

Madem eskileri hatırladık, vakti zamanında başörtülü Merve Kavakçı Meclis’e girince, bu hanıma insanlık dışı söylemlerde bulunarak “haddini bildirenlerin”, bugünkü seçim reklam çalışmalarında başörtülü kadınları kullanışı karşısındaki şaşkınlığımı da belirteyim. Tamam, huylu huyundan vazgeçmiyor; başörtülüleri bir bankada, bir mahkeme salonunda, bir okulun sınıfında resmetmiyor lâkin onları bu hale getirmek de büyük bir başarı… 

Yazarken düşündüm de, bundan on küsur yıl önce aynı meydanlarda “ülke geriye gidecek” diye feveran edenlerin hiçbir dediği de olmamış. Karanlık deyince, aklıma geldi. Bugün on dakika elektrik kesintisi olduğunda sinirden küplere binen çocuklarıma, bütün çocukluğumun evde en sevdiğim filmi izlerken birden kararan televizyon ekranı önünde gecelerce “şeytan git ceyran gel” diye bağırarak geçtiğini anlattığımda bana gülüyorlar. Okulun ilk günü dağıtılan ders kitaplarıyla eve geldiklerinde, her seferinde eski günleri hatırlayıp, kendi öğrenciliğim boyunca yaz boyu bir üst sınıfa geçenlerden kitap dilendiğimi anlatmam ise onlara fıkra gibi geliyor. Hastaneye gittiğimizde on dakika bekledik diye sabırsızlandıklarında, yine çocukluğumda sabahın beşinde hastaneye gidip öğlene kadar sıra beklediğimizi söylediğimde ise sanırım bana pek inanmıyorlar. Yüzlerinden anlıyorum…

Olsun. Ben de çocukken fırının önünde uzayıp giden ekmek kuyruğunda saatlerce ekmek bekleyip eve döndüğümde şikâyet edince, rahmetli dedemin “kızım, biz un bulamıyorduk, fındık kabuklarını değirmende öğütüp ekmek yapıyorduk” sözlerine pek inanmazdım. İnsan bu, yaşadıkça öğreniyor… 

Yaşadıkça dertler de başka başka oluyor elbette. Karnın tok, sırtın pekse; parktaki ağaçlara, soyu tükenen kuşlara bakıp kederleniyorsun mesela… Düne kadar Doğu’da ölüm kalım mücadelesi veren Kürt kardeşimiz, bugün meydanlarda özgürce “eşcinsellere, gaylere, lezbiyenlere özgürlük” diyerek oy toplamaya uğraşıyor. Demek ki, halimiz gayet iyi. Öyleyse şimdi bir kere daha boş sözleri bir kenara bırakıp, hepimizin hatırladığında gözleri dolduğu o karanlık günlere “geriye gitmemek” için, bugünümüzü sağlayanların hakkını teslim etme vakti. Seçim meydanlarında bol keseden konuşanlara değil, iktidara gelip söylediklerini yapanlara yine ihtiyacımız var. Malum, sırada artık içine sığamadığımız sınırları aşmak var. 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.