24 Temmuz 2017 Pazartesi29 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:56Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:37Yatsı 22:18
    • 25°C Adana
    • 22°C Adıyaman
    • 14°C Afyon
    • 16°C Ağrı
    • 16°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 26°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 22°C Aydın
    • 18°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,669 -0.01
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

Dokunmatik Vicdanlılar

Saliha Sultan

İki kadının telefonda konuştuğunu düşünün. Bir ülkedeki diktatörün devrilmesinden bahsedip, “darısı bizim başımıza” diyorlar. Peşinden bu iki kadın istihbarat tarafından evlerinden alınıyor. İşkenceye maruz kalıp, evlerine geri gönderiyorlar. Sonra ailedeki çocukların bu hadiseye canı sıkılıp bir okul duvarına “halk bu düzenin yıkılmasını istiyor” yazmasıyla o küçücük çocuklar da okul müdürünce istihbarata ihbar ediliyor. Küçücük çocuklar da işkence görüyor. Aileler gidip çocukları geri istiyor. “Yenisini yapın” diyerek geri gönderiliyorlar. İtiraz eden öldürülüyor. Olmaz mı böyle şey? Dört yıl evvel Suriye’de oldu. Sonrasında bu dört yılda binlerce çocuk, yüzbinlerce insan sadece o iki kadının telefondaki sıradan bir konuşması sebebiyle başlayan olaylar neticesinde Esed tarafından öldürüldü. 

“Bir zulmü engelleyemiyorsanız, onu herkese duyurun”

Suriye’de Esed’in zulmünü engelleyemesem de, diğer vicdan sahipleri gibi elimden gelen yegâne şeyi yapmak, duyurmak için Suriye sınırına, konsolosluklara, eylemlere gittim. Yazılar yazdım. Yardım kampanyalarına koşturdum. Etrafımda gördüğüm herkese Suriye halkının maruz kaldığı zulmü anlattım. Bütün bunları yaparken, Suriye’deki zulümden kaçıp gelen mazlumlara kucak açan bir devletimizin olmasıyla gururlandım. Amerika gibi gidip bir ülkeyi özgür(!)leştiremiyorduk ama en azından ülkesindeki zulümden kaçan insanları barındıran, onları şefkatle kucaklayan bir ülke olduk. Mülteci kamplarına gittim. Çizdikleri resimlerde savaşın korkunç yüzünü resmeden çocuklarla görüştüm. Çocuklarının geleceğinden endişeli annelerle. Ailesine güvenli bir gelecek sağlayamadığı için başı eğilmiş babalarla. Ve onlara kol kanat gererek devletin yükünü hafifleten STK’lar, yardıma koşan gönüllüleri gördüm. Gururlandım. Bir zulmü engelleyemiyorduk ama onu herkese duyuruyor, zulümden kaçanlar için elimizden gelen her şeyi yapıyorduk.

Bir yandan da “Suriyelileri geri gönderin” diyen, vicdan yoksunu insanlarla muhatap olduk. Katıldığım eylemlerdeki insanları saysan sen, ben, o. Yardım kampanyaları sırasında “Suriyelilerden bize ne? Bizim ülkemizde fakir yok mu?” diyen düşünceli(!) insanları görünce kanımız dondu. Bahsettikleri fakir(!)ler ise hiç düşünmeden son kuruşlarını Suriyelilere bağışlıyordu. Sokaklarımızda gezinen Suriyeli çocuklara tekme savuran kalpsiz insanlar da oldu; durup sırtına bir mont alan, karnını doyuran merhamet sahipleri de. O çocukların geleceğini karartan Esed’i ziyaret edip, katille objektiflere gülümseyerek poz veren siyaset adamlarımız da. Bu kısmı onları değil ama bizi çok utandırdı. 
Son dört yılda dünya olanları sadece seyretti. İnananı vicdansızlaştıran komplo teorileri ortaya saçtı. Ülkemizde STK gönüllülerinin topladığı yardımları bölgeye ulaştırmaya çalışan tırları durdurmak için bin bir senaryo üretildi.

Mazlum insanlara insani yardımı engellemek için ellerinden geleni yaptılar. Ülkemde insan olanlar bu engellemelerle yılmadı, olmayan ise o vicdansızlarla bir oldu. 

Şimdi ise yıllardır bütün bu zahmetlere ve suçlamalara göğüs gererek mazluma kucak açan benim güzel ülkemi “Türkiye insanlık suçu işliyor” diye dünyaya şikâyet ediyorlar. Bunu yapanlar, eylemlerde, yardım kampanyalarında, sokaklarımızda Suriyelilere merhamet ederken görmediklerimiz. Daha birkaç gün evvelki seçim vaadlerinde “Suriyelileri geri göndereceğiz” diyen vicdansızlar. Ülkemizdeki 2 milyon mülteciyi görünce karşı kaldırıma geçenler.

Katil Esed’le sırıtarak kameralara poz verenler. Dört yıldır vicdansızlıklarını gördükçe, insafa gelsinler diye dua ettiklerimiz. 

Hasıl-ı kelam, insafa geldiler mi açıkçası ben pek emin değilim. Öyle ya, dokunmatik telefondan sonra, dokunmatik vicdan diye bir şey de çıktı. Birileri vicdanlarına dokununca, bir kerelik de olsa vicdanları  dile geliyor. 

Ama yağma yok. İki gün boyunca “Türkiye insanlık suçu işliyor” diye Türkçe, İngilizce tweet atmak bedava, insanlık ise bedel ister. Şimdi kendilerinden Suriyelilere yardımları iki katına çıkarmalarını bekliyoruz. Malum iki gün evvel “sınırı sivillere açın” diye haykırdıkları Suriyeliler, içerideki iki milyon mülteciye eklendi. Esas şimdi görelim vicdanlarını. 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.