Kerime Yıldız

Kerime Yıldız

Ya Nazım’dan Vazgeçin ya Kemalizm’den

Ya Nazım’dan Vazgeçin ya Kemalizm’den

Dozunda romantizm zarar etmez; doz aşımı iflâh etmez. Hele de santimantalizm. Allah korusun, ellere maskara eder.

Efsâne(!) dizi Karadayı ekranlara vedâ etti. Daha evvel, 8 Haziran’da biteceği basında yer aldı. Tam seçim ertesi nasıl bitirecekler diye merakla bekledim. Eğer, bu târihte final yapsaydı Deniz bebeğin doğmasıyla bitmiş olacaktı.

Seçimden Ak Parti zaferle çıkmış olsa, “Ümidini kaybetme. Denizler ölmez.” demek olurdu herhalde. Zannımca, seçim sonuçları bir bölüm daha uzattı.

Hesapta, yetmişleri anlatan dizi, baştan sona günümüze göndermelerle dolu olduğu için finalini Ak Parti ve seçimler üzerinden yorumluyorum.

Seçim sonuçları ma’lum. Ak Parti ne battı ne çıktı ama, yüzde on üç HDP oyları “solun zaferi” olarak görüldü. Hâl böyle olunca, yapımcılar, o biçim coşmuş; bebeğin adını, Nâzım Deniz koymuşlar.

Ne vardı dizide? Mehmet Saim Bey’in temsil ettiği zâlim ve mafya işbirlikçisi bir iktidar, Atatürk’ün en güzel kızı Feride (Ben değil, Nazif Baba böyle dedi) ve hukuk olmadığı için kendi usûlüyle adâleti sağlayan halk çocuğu Mâhir.

Halk çocuğu Mâhir ile beyaz Türk Feride filmin sonunda evlendi. Nişantaşı sosyetesi ve ezilenlerin partisi HDP de seçimde ittifak etti.

Yüzde on üç ile zafer sarhoşu olan yapımcı ve senaristler, uzatmalı bölümde ne döktürdü ne döktürdü… Feride’nin, oğluna, “Bizim babamız  sevgi dolu, adâletli, vicdanlı bir insandır. Kimseyi incitmez. Tam tersi, insanlara zarar verenlere hesâbını sorar; güçlülerin zayıfları, büyüklerin de küçükleri incitmesine asla izin vermez.” demesi, tam efsâneydi.  

Tabi tabi, sizin babalarınız, sâdece İstiklâl Mahkemesi kurup darbe yapıp asarlar. 

Kara âilesi, şöyle Rusya’ya nâzır bir Karadeniz yaylasına yerleşti. Nazif Dede, Nâzım Hikmet’in dilinden torununu Rusya’ya götürme sözü verdi:  

“Biraz ileride dağların ardında. Yârenime nasib olmadı ama, seni götüreceğim oraya çocuk. Birlikte denizle ağaçların buluştuğu yerde kuşlara şiirler okuyacağız. Motorları mâviliklere süreceğiz…” 

Sonra vasiyetini açıkladı:

“Şimdi sen varsın çocuk. Bütün yitirdiklerimin selâmısın sen. Benim yaşama sevincimsin. Yârenimsin. Dalyan Rızâ’yı götüremedim lâkin seninle güneşe yürüyeceğiz. Bizim kaldığımız yerden sen devralacaksın. Annenle babanın tahayyül ettiği dünyâyı kuracaksın.  Sevgi anayasa;, vicdânın, pusula. adâletin tek hakikatin olacak.

Düşlediğimiz özgür dünyâyı sen kuracaksın. Bizim elimizden gelen bu kadardı; bundan sonrası size vasiyetimiz olsun.”

Yüzde on üç ile bu kadar coştular; romantizm tavan yaptı. Hayal bu ya birgün yüzde elli falan alsalar motorları mâviliklere sürmeyi akıl edemeyip yüzerek Karadeniz’i geçmeye kalkar bunlar.

Nazif Dede’nin sözleri, gayet güzel, hoş laflar. İyi de anam babam, bu Nâzım Hikmet’i hangi rejim hapislerde süründürdü? Deniz Gezmiş’i hangi rejim astı? Nâzım Deniz büyüyüp bu soruları sorduğunda Nazif Dede ne diyecek?  
Kübalı şâir Miguel Barnet, ”Nâzım Hikmet’in Küba Seyahati” belgeselinde, Nâzım Hikmet ile karşılamasını anlatırken şöyle diyor:

“Türkiye’deki diktatör rejim yüzünden uzun yıllar boyunca hapse mahkûm oluşunun yarasını taşıyordu.”

Ellerin solcuları bile Kemalizmin ne olduğunu biliyor. Bunlar ise ne Nâzım’dan vazgeçiyorlar ne Kemalizm’den. Ne ezilenlerden vazgeçiyorlar ne Nişantaşı’ndan. Bu yüzden, ilelebet film yapıp Nâzım’dan şiir okuyacaklar. 

Zâten, film gibiler. Ancak, çocuk kandırırlar. Çok ama çok romantikler. 

Bunlar, iflâh olmazlar. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Kerime Yıldız Arşivi