Ahmet Kekeç

Ahmet Kekeç

Contaları yaktı... Nokta!

Contaları yaktı... Nokta!

Hasan Cemal “ünlemli, noktalı” yazılarına devam ediyor. Neredeyse her yazısını, aynı ünlemli ifadeyle bitiriyor. 

Böylece “son nokta”yı koymuş oluyor.

Hem son noktayı koymak, hem de başa dönüp “bozuk plak” düzeninde ünlemek nasıl bir halettir?

Muhtemelen espri vehmetti. Ya da, etki uyandırdığını düşünüyor.

Benden başka da etkilenen (!) yok, niyeyse! Yazdıklarını bu sütuna taşımasam, kimselerin haberi olmayacak. 

Denilebilir ki, “O zaman niye ciddiye alıyorsun? Bırak kendi kendine konuşsun dursun.”

Ben de tam aksini göstermeye çalışıyorum. Ciddiye almadığım için köşeme taşıyorum.

Matbuatımızda “Hasan Cemal tıynetine sahip” mebzul miktar isim var. Kendi kendilerine konuşup duruyorlar ve ciddiye alınmadıkça “rezillik çıtasını” daha da yükseltiyorlar.

Çünkü söyledikleri/yazdıkları, üzerinde tartışabileceğimiz, siyaseten yararlı ve iş görecek itirazlar değil... Sadece itiraz etmiş olmak için itiraz ediyorlar ve “delirmiş” edasıyla sağa sola saldırıyorlar. Bu tutumun toplumda (siyaseten) bir karşılık bulmadığını/bulmayacağını ve asla ciddiye alınmayacağını tanıtlayan bir örnek olduğu için Hasan Cemal’in sabuklamalarını sütunuma taşıyorum. Ben de çok hoşnut değilim durumdan.

Hasan Cemal’i tanırım. Daha doğrusu, tanışırız.

Dost ortamlarında bir-iki kez karşılaştık. Yarenlik ettik, birbirimize takıldık, birlikte yemek yedik, güldük, eğlendik, filan... Başka da bir yakınlığım bulunmuyor.

Eskiden, fikren anlaşamasak da (muarız olduğumuz 28 Şubat sürecinde bile) saygı duyardım, namusu mücessem bir muarız olarak görürdüm ve galiba önemserdim. Samimi de bulurdum. (“Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım” adlı kitabını, önce tarihsel bir tanıklık, sonra da samimi bir iç dökme girişimi olarak gördüm ve önemsedim. Hasan Cemal, bir dönem karıştırdıkları haltları, hiç perva göstermeden, nedamet getirerek, tekerrürünün başımıza açacağı gailelerin farkında olduğu izlenimi uyandırarak anlatıyordu ve aslında iyi de ediyordu. Böylece, “devrimci şiddetin tarihsel meşruiyeti” diye atıp tutan sosyalist önderlere, “Bırakın ‘darağacında üç yiğit’ edebiyatını, siz önce elinizdeki kanı temizleyin” diyebiliyorduk.)

Bugün Hasan Cemal’e saygı duymuyorum.

Hayır, siyaseten ayrı düştüğümüz için değil.

Namuslu ve dürüst bir muarızlığı seçmediği, hâlâ yalanlardan ve bir sözün çarpıtılmasına dayalı yorumlardan medet umduğu, utanmamayı tercih ettiği, utanma duygusunun enikonu bir değer/bir haslet olduğu düşüncesinden uzak olduğu için...

Daha önce birkaç kez yazdığım için detaya girmiyorum.

Şu “Afedersiniz Ermeni” sözündeki (o sözün çarpıtılmasına dayalı yorumlardaki) ısrarı bile, Hasan Cemal’in namusu ve kalitesi hakkında fikir veriyor.

Bir sözü çarpıtıp (bağlamı dışına çıkarıp) sürekli tekrarladığınızda bir şey söylemiş olmuyorsunuz. “Bakın, o mesele sizin öne sürdüğünüz gibi değil, bilakis Ermeniliği tahkir nedeni sayanları eleştirmek için söylenmiştir o söz” denildiği ve bu konuda onlarca, yüzlerce yorum yapıldığı halde bu ısrarı sürdürüyorsanız, orada başka bir halet aramak gerekir... Demek ki, kendinizi “patolojik hal”le ilişkilendirilebilecek bir “vaka” haline getirmekten hoşnutsunuz.

Hasan Cemal, ünlemli yazılarına aldığı ünlemli karşılıklarda bir problem görmüyor.

Problemli bir durumdur oysa bu.

Barış konuşulurken savaşı savunmak, savaş başlayınca “barış” diye tutturmak da enikonu problemli bir durumdur.

Bu cümleden olarak, dağ bayır dolaşıp “Sakın silah bırakmayın. Ne karşılığında silah bırakacaksınız ki?” diye PKK’lı ayartmak da, hem problemli, hem de “ahlak dışı” bir durumdur.

Düne kadar, “Nedamet getirir. Hiç değilse, Erdoğan nefretine dayalı yazılarına yalanı alet etmez. Utanır. Normal insan utanır çünkü...” diye düşünüyordum.

Dün yayımlanan ve içinde bolca “Saray’daki Sultan” ifadesinin geçtiği yazısıyla, bilakis, bu satırların yazarını utandırdı ve “Bu adam contaları yakmış” dedirtti.

Bize düşen, hastayı kendi haline bırakmak...

Öyle yapıyorum.

Hastayı kendi haline bırakıyorum ve çekiliyorum!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Ahmet Kekeç Arşivi