27 Temmuz 2017 Perşembe3 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:00Güneş 05:48Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:34Yatsı 22:14
    • 36°C Adana
    • 39°C Adıyaman
    • 32°C Afyon
    • 32°C Ağrı
    • 40°C Amasya
    • 35°C Ankara
    • 31°C Antalya
    • 39°C Artvin
    • 32°C Aydın
    • 34°C Balıkesir
  • BIST: 108.410 1.12
  • Altın: 143,491 0.09
  • Dolar: 3,5304 -0.64
  • Euro: 4,1292 -0.05

Bu adam delirmiş!

Ahmet Kekeç

İpek Holding’e operasyonu duyar duymaz, hemen Bugün TV’ye koşuyor... Muhataralı dönemlerde hiç insan içine çıkmayan, hep uzletinde kalarak savaş veren Ahmet Altan’ı, böylece, kendisini normal insanlarla eşitleyecek bir etkinlik içinde görüyoruz ve inanın çok mutlu oluyoruz.

Soylu bir babaannenin torunundan beklenen bir davranış değil.

Bu “insanlar arası eşitlenme” durumu seçkinliğine halel getirecektir, aristokrasisini bozacaktır, “uzak ve gizemli yazar” imajını sarsacaktır.

Hiç önemi yok...

Pensilvanya’nın askerleri için gerekirse çiğ tavuk bile yer...

Evet, İpek Holding’e operasyonu 
duyar duymaz, elinin mürekkebiyle (çünkü her zamankinden kötü olacağını garanti edeceğimiz yeni bir romanın hazırlığı içinde) kalkıp Bugün TV’ye geliyor ve yapay bir öfkeyle konuk koltuğuna kuruluveriyor.

Hemen hatırlatmalı:

Bu yazı, İpek Holding’e yapılan operasyonun haklılığını ya da haksızlığını tartışmıyor. “Bu operasyon doğrudur ya da doğru değildir” diyebileceğim bilgilere sahip değilim. Sadece şunu söyleyebilirim: Yargıya güvenelim... Ergenekonsoruşturması sürecinde, Ekrem Dumanlı ve paralelindeki arkadaşlar, yargı kararları konusunda şüphe içinde olmamamızı telkin ediyorlardı; Nedim Şener’in durumuna itiraz ettiğimizde mesela, “İddianameyi bekleyin, görün bakalım neler olacak!”diyorlardı. Ben de şimdi aynı şeyi söylüyorum: Yargıya güvenelim ve iddianameyi bekleyelim. Görün bakalım neler olacak!

Hakkaniyet gereği, şunun da altını çizmem gerek:

Meslektaşlarımıza yönelik baskı beni mutlu etmez. Hangi görüşü savunurlarsa savunsunlar, hangi tehlikeli ilişki içinde olurlarsa olsunlar, gazetecilik faaliyetinin bir “masuniyet alanı” içinde kalması gerektiğini düşünür, savunurum... Fakat burada, Ahmet Altan’ı coşturup soluğu stüdyoda aldıracak bir durum yok. Çünkü İpek Holding’e yönelik operasyon, bir medya operasyonu değil... Bir medya soruşturması da yürütülmüyor... Dolayısıyla, “Polis kapımızda... Bugün bize, yarın filanca gruba...” türünden ortam kızıştırıcı açıklamaların bir dayanağı yok.

Şimdi gelelim Ahmet Altan’a...

Dediğim gibi, ilk kez insan içine çıkıp kendisini diğer insanlarla eşitleme gereği duydu ve elinin mürekkebiyle Bugün TV stüdyosuna koşarak birbirinden “atarlı” açıklamalar yaptı.

Mümkün olsa da, neler söylediğini “tümüyle” aktarabilsem.

Konuşmasını dinlerken ilk izlenimim şu oldu:

Hep uzletinde kalan, “uzak ve gizemli yazar” imajına yaslanarak bizi şaşırtan açıklamalar yapan, dolayısıyla hep bir konfordan bakmaya alışmış Ahmet Altan, kendisini normal insanlarla eşitlediğinde, ortaya “delirmiş ama neye delirdiği belirsiz” öfkeli bir şakirt portresi çıkarıyor.

Diktatörün (“diktatör” kendi ifadesi) ülkesinde konuşuyor ama bir diktatörlükte böyle bir konuşmanın mümkün olmadığını/ olamayacağını bilmek istemiyor.

Böyle bir konuşmanın, mütekâmil demokrasilerde de mümkün olmadığını/olmayacağını ve “Bir dakika hemşerim... Ne demeye çalışıyorsun sen? Şöyle savcılığa kadar gelir misin?” şeklinde mukabele göreceğini de bilmek istemiyor.

Esasında bir şey demeye çalışmıyor.

Direkt söylüyor, ne söyleyeceğini...

Memleketin kurtuluşunu “Tayyip’ten kurtulma” şartına bağlayan, bunun da ancak “iç savaş, kaos, darbe” gibi, bizlere çok acı çektirecek “büyük bir altüst oluş”la mümkün olacağını söyleyen yazarımız, öfke çıtasını daha da yükseltiyor: “Bunlar giderek Mursi’leşiyor. Mursi’ye yargılanma hakkı tanındı ama bunlar o şansı da bulamayacak...”

Ne olacak Ahmet Altan?

Seçilmiş bir yöneticiyi, “Artık yargılanma hakkın bile bulunmuyor!” diye tehdit etmek nasıl bir halete işaret ediyor?

Ne yapacaksınız?

Kurşuna mı dizeceksiniz? (Çavuşesku örneğini veren mebzul miktar liberal dostunuz var.)

Kaddafi’ye reva görülenleri mi reva göreceksiniz?

Evet, öyle olacakmış.

Mursi’ye tanınan yargılanma hakkıyla yetinmeyen Erdoğan, Libya’dakine benzer bir durumu davet ediyormuş. Ahmet Altan’ı korkutan da buymuş işte... Çünkü bu darbeciler (hangi darbeciler olduğunu söylemiyor), sadece Erdoğan’ı değil, hepimizi yok edecekmiş.

Başlıkta, “Bu adam delirmiş” demiştim.

Siz başka bir tanım bulabilirsiniz.

Çünkü “delirmiş” sözcüğüyle açıklayamayacağımız bir durumla karşı karşıyayız ve galiba bu durumun “psikiyatri”de bile bir karşılığı yok!

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.