27 Mart 2017 Pazartesi29 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:22Güneş 06:49Öğle 13:17İkindi 16:44Akşam 19:31Yatsı 20:52
    • 12°C Adana
    • 7°C Adıyaman
    • 9°C Afyon
    • -1°C Ağrı
    • 8°C Amasya
    • 4°C Ankara
    • 14°C Antalya
    • 9°C Artvin
    • 12°C Aydın
    • 8°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,263 -0.10
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

Medyanın büyüsü çözülürken...

Hüseyin Gülerce

Doğan-Erdoğan karşılaşması üzerinden tartıştığımız medya-siyaset ilişkisinin, temel sebebi üzerinde durmak gerekiyor.
Cumhuriyet projesi, halkın seçtiklerine itibar etmeyi, Millet Meclisi'ni esas almayı savunduğu halde, asker-sivil bürokrasi, bu hedefi sürekli ertelemiştir. Çünkü halkın Cumhuriyet'e hazır olmadığı kabul edilmiştir. Ehil olmayan halkın, önce Cumhuriyet'e hazır hale getirilmesi düşünülmüştür. Kaba tabiriyle "cahil halkın seçtikleriyle bu proje gerçekleşmez" denilmiştir.

İşte bu ülkede basın yayın, bugünkü adıyla medya, bu zihniyetin emir eri, hınk deyicisidir. Cumhuriyet Gazetesi'nin patronuna 1923'te Soma linyitlerinin işletmesi verildiğinde kimse Yunus Nadi'nin kömürcülükten ne anladığını sorgulamış mıdır? Medya, Cumhuriyet elitlerinin ve onların nemalandırdığı yeni sermaye-işadamı kaymak tabakasının aracısı, taşeronu, göz bağcısı, kamuoyu oluşturucusu, manipülasyon merkezi, eli ayağı, gözü kulağıdır. Olağanüstü dönemlerde gazete manşetlerini rütbelilerin atması, andıç numaralarıyla yazarların kapı önüne konması, başka ne anlatabilir ki... Nitekim, çok partili hayata, dış konjonktür dayatmasıyla geçildiği halde, halkın Demokrat Parti'yi iktidara getirmesi karşısında "demedik mi bu cahil halka güvenilmez" diye tepki verilmiş, "bu demokrasi belasını başımıza İsmet İnönü açtı" diye hayıflanılmıştır. Çıkar yol olarak da askerî darbe kabul edilmiştir. Medya o gün de millet iradesinin yanında değil, bürokratik zihniyetin saflarında mevzilenmiştir. Millet seçmiş, Cumhuriyet elitleri, medya marifetiyle "hadi oradan" demiştir. Demokrasiye indirilen her darbenin ardından, halk, Cumhuriyet elitlerinin istemediklerini medyanın bastırmasına rağmen, inadına iktidara taşımıştır.

Millet, "madem demokrasi diyorsunuz, madem seçmen iradesi diyorsunuz, o zaman buna saygılı olun. Bizi küçümsemeyin, aşağılamayın bu bir.. ikincisi, sizin zihniyetinizle millet olarak bizim problemimiz var. Siz bizim değerlerimizi dışlayarak, bize rağmen bir yönetimi sürdürmek istiyorsunuz" demiştir. Yani ortada "cahil" inatlaşması değil, asırlar boyu imbiklerden geçmiş bir milletin feraseti, kendi değerleri üzerinde, kendisi kalarak, ayağa kalkma dirayeti vardır.

Cumhuriyet elitleri ve onların inşa ettiği medya, bu hakikati hiç kabullenmek istemiyor. Vesayetçiler, "tek doğru var, o da bizim doğrumuz" diyorlar. Darbe dönemlerinde idamlarla, işkencelerle, insanları işinden aşından ederek bu "doğru"yu acımasızca dayatıyorlar. Medya da, numaradan tepkilerle ama özde hep hınk diyor.Bugün durum epeyce değişik. AB üyeliği yolunda demokratikleşme onları iyice köşeye sıkıştırıyor. Daha önce "biz de demokrasiye, laikliğe saygılıyız" diyor, geniş kitleleri kandırmaya çalışıyor, vaziyeti idare ediyorlardı. Ama artık alternatif medya, şuurlanan bir toplum var. Efsunlama devri kapanıyor, ezberler bozuluyor. Onlar "demokrasi" dedikçe toplum, "iyi de sizin demokrasiniz, demokrasiye benzemiyor. Aslı öyle değil ki" itirazını patlatıyor. Onlar, "laiklik" dedikçe, toplum, "iyi de bu sizin anladığınız laiklik. Biz, Avrupa'nın savunduğu 'demokratik laiklik' istiyoruz" diyor... Demokratikleşme, medyanın büyüsünü çözüyor.

Velhasıl, kavga Doğan-Erdoğan kavgası değildir. Millet iradesiyle, bu ülkede seçilmişleri vesayet altında tutmakta direnen Cumhuriyet elitlerinin mücadelesidir. Aydın Doğan ve Tayyip Erdoğan isimleri, bu mücadelenin bugünkü sembolik isimleridir. Ancak Erdoğan, millet iradesini savunma konusunda, kendinden öncekilerden daha sağlam ve kararlı duruyor. Üstelik dış konjonktür de onun lehinde. Bu iktidar döneminde, bölgesinde itibarı ve gücü giderek artan bir Türkiye var ve dünyada artık demokrasiden geriye dönüş yok.

Tabii bir de, medeniyetler çatışmasını engellemenin yolu, İslam coğrafyasında demokratik ve güçlü bir ülkeden geçiyor. Bu tarifin adresi de tek: Türkiye... Vesayetçilerin işi gerçekten zor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.