23 Ekim 2017 Pazartesi3 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:51Güneş 07:17Öğle 12:56İkindi 15:50Akşam 18:21Yatsı 19:40
    • 22°C Adana
    • 21°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 12°C Ağrı
    • 16°C Amasya
    • 18°C Ankara
    • 21°C Antalya
    • 16°C Artvin
    • 24°C Aydın
    • 21°C Balıkesir
  • BIST: 107.303 -1.09
  • Altın: 152,979 1.22
  • Dolar: 3,7134 1.17
  • Euro: 4,3645 0.93

PKK’nın hiç şansı yok

Ahmet Taşgetiren

Barış süreci bir devlet merhameti idi.
Bir grup Kürt genci, tıpkı 1968’lerden beri pek çok Türk gencinin de heyheylenerek sokağa sürülmesi gibi dağlara sürülmüş, oradan devlet çıkacağına ümitlendirilmişlerdi. 

Vurdular, vuruldular, 40-50 bin insan gitti.

Devlet safında can verdi insanlar, örgüt safında can verdi.

Belki danışıklı dövüşler oldu vs.

Bir gün örgütün lideri teslim edildi Türkiye’ye.

Örgüt anlamalıydı ki, lojistik destek sağlayarak dağlarda on yıllarca var olmalarına imkan sağlayanlar, bir gün en tepedekini teslim edebiliyorlardı.

Türkiye’nin o dönemdeki Başbakanı (Ecevit) bile hayret etti bu işe:

- Acaba neden teslim edilmişti Öcalan?

Acaba onun üzerinde örgüt düşündü mü?  

Çözüm sürecinden önceki günleri hatırlamalı örgüt.

Hani “Vur ve kal” hesabının devreye sokulduğu, hani “Halk savaşı”nın devreye sokulduğu ve yaşı 18’in altında binlerce Kürt çocuğunun Gabar’da, Cudi’de askerlerin önüne sürüldüğü günleri...

Binlerce Kürt çocuğu gitti o karşılaşmada.

İstese devlet, dağa sürülen diğerlerini de öldürür, belki o halk savaşı (!) dağlara gömülürdü. Çünkü savaşa katılan bir halk yoktu. Halkın çalınan çocukları vardı sadece.

Orada Tayyip ErdoğanAbdullah Gül ve onlara refakat eden devlet birimleri, bir “Barış yolu” açalım dediler.

Çözüm süreci girdi devreye.

Zaten hükümet olarak bu kadro, birçok toplum kesimi ile birlikte devletin Kürt vatandaşlarına yönelik tavrını da önemli ölçüde restore etmişlerdi. Red, inkar, asimilasyon politikalarının devreden çıkarıldığı, bölgenin mağduriyetini giderecek ekonomik - sosyal adımların atıldığı dönemlerdi.

Devlet, bu işin aslını - faslını görebildiği farz edilen örgüt lideri Öcalan’la iletişime geçerek bir barış imkanı bulabileceğini düşündü. Ne de olsa Öcalan, örgütle oynayan dış odaklardan uzakta, bir ölçüde steril vaziyetteydi.

Süreç, süreç, süreç...

Epeyce ilerlediği farz edildi.

Ama bir gün Türkiye, Kuzey Irak’taki Kürtlerle, Amerika’nın hoşuna gitmeyen bir petrol anlaşması yaptı. Ve o arada çözüm sürecinin baş mimarıErdoğan “One Minute” gibi bir manifestoya imza attı.

İşte o arada Rojava çıkarıldı, Kürt siyasetine el koyan gruplar, ayrı bir oyun oynayabilecekleri konusunda ümitlendirildi, Türkiye içinde barıştan öte, belki de bölgesel bir PKK yapılanması imkanı olabilirdi.

Haydi yeniden savaşa!

Meğer barış dönemi bile, maalesef ki devletin göz yumması ile, savaş yığınağı yapmakla geçirilmiş.

Başlatıldı savaş.

Şimdi o dönemi yaşıyoruz.

Devlet de “Peki öyleyse savaşsa savaş” dedi.

Tabii, devlet içinde paralel yapı vs. gibi, Erdoğan’la hesaplaşmayı ülke ile hesaplaşmaya vardıran, bunun için iç - dış bütün millet düşmanlarıyla el ele tutuşabilen yapılar var. Onlar mücadeleyi çürütebileceklerini sanıyorlar.

Ama bu işte PKK’nın da hiç şansı yok, iç - dış millet düşmanlarıyla el ele tutuşanların da hiç şansı yok.

Tehdit büyük görünüyor. Hakikaten terör örgütünün içte yaptığı yığınaklar ve ortaya koyduğu eylemler, insanları ürkütüyor, kaygılandırıyor.

İnsanlar o kaygı ile soruyor:

- Ne olacak bunun sonu?

Bu kaygıyı, bir de seçimlerde Ak Parti’ye oy veren Kürtler’in önemli bir kısmının bile PKK uzantısı partiye oy vermeleri artırıyor.

“Acaba Kürtleri kayıp mı ediyor Türkiye?” sorusunun bu kaygı ile seslendirilen soru olduğu muhakkak.

Bence hayır, Kürtler Türkiye’yi bırakmaz. Kürtler Türkleri de bırakmaz. Tıpkı Türkler’in Kürtleri bırakmayacağı gibi. Öcalan’ın belki de hayatında söylediği en doğru söz “Bin yıl İslam bayrağı altında birlikte yaşayan bu iki halk” sözüdür.

Biz ayrılamayız, bu tarihin hükmü.

Bu iki halkı ayırmaya çalışanların tamamı bu iki halka düşman olanlardır.

Gelelim PKK eylemlerinin kıymet-i harbiyesine..

Anadolu’da bir söz var:

- Karınca kanatlanınca zevalini bulur, denir.

Bu cinayetler sadece zeval işareti.

Kürt çocukları bir kere daha savaş alanına sürüldü.

Kandil’deki savaş baronları canlarını çok sevdikleri için ön mevziye bir kere daha binlerce Kürt çocuğunu sürdü.

Maalesef ölümler olacak.

PKK’nın aklı olsa, 1984 - 2013 arasındaki çatışmalı dönemde gerçekleşen ölümlerin oranına bakar. PKK’nın aklı olsa, çözüm sürecinden önceki kalkışmada dağlarda ölen Kürt çocuklarına bakar. PKK’nın aklı olsa yeniden başlayan şu çatışmalı dönemde verilen kayıplara bakar. Nihayet PKK’nın aklı olsa, Şırnak’ta yürüyüşe geçen Kürt halkına, başçavuşu ve eşini örgüt militanlarının elinden alan halka bakar.

PKK’nın hiç şansı yok, evet.  

Bu defa devletin aklı varsa, PKK’yı akıllandırıncaya kadar kudretini gösterir.

Tabii halk için şefkatini asla ve asla ihmal etmeden...

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.