26 Mayıs 2017 Cuma1 Ramazan 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:37Güneş 05:31Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:33Yatsı 22:17
    • 27°C Adana
    • 27°C Adıyaman
    • 17°C Afyon
    • 19°C Ağrı
    • 23°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 22°C Antalya
    • 23°C Artvin
    • 23°C Aydın
    • 22°C Balıkesir
  • BIST: 97.565 -0.15
  • Altın: 145,228 0.85
  • Dolar: 3,5680 0.03
  • Euro: 3,9893 -0.28

UYVAR ÖNÜNDE BİR TÜRK GİBİ KUVVETLİ

Ahmed Gürkan

Avrupa’nın en müstahkem kaleleri Osmanlı ordusunun karşısında fazla direnemiyordu.

Önce Balkanlar, ardından da Orta Avrupa’ya yönelen Osmanlı fütuhatı neticesinde “Ehl-i Salib”in beli iyice kırılmıştı.

Tuna gerdanlığını bir inci gibi süsleyen kalelerin burçlarındaki üç hilâlli sancaklar bölgeye vurulan Türk-İslâm mührünü ispat edercesine dalgalanıyordu.

Hristiyan âlemini temsil eden Roma evvela Hun Türklerinin akınları ile ikiye bölünmüş akabinde ise İslâm ordularının saldırıları ile iyice sarsılmıştı.

11. asırdan itibaren doğudan gelen Oğuzların hücumlarına dayanamayan Roma İmparatorluğunun son kalıntısı ise 1453’te Şanlı Peygamberimizden (aleyhisselam) müjdeli “Genç Hakan”ın hücumu ile sükût edecekti.

İlerleyen süreçte Almanya, Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu olarak Roma’nın mirasına sahip çıkmaya çalışacak, o vakit ise önlerinde Hazret-i Fatih’in torununun oğlu Kanunî’yi göreceklerdi.

Kanunî Sultan Süleyman Hân’ın karşısına çıkacak cesareti olmayan Almanya’nın en mühim kalelerinden Uyvar ezan sesine müştak bir halde Türk atlılarını bekliyordu.

Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğunun yönetim merkezlerinden olan Viyana’ya üç günlük mesafedeki bu kalenin alınması Türkler için zaruri bir hale gelmişti.

Uyvar, Viyana’nın kapısıydı.

Viyana ise Roma’nın anahtarıydı.

Ve elbette ki gâye ne Uyvar, ne Viyana, ne Roma idi.

Gâye yalnız ve ancak i’lâ-yı kelimatullah idi, aksi halde fetih değil, işgal mevzu-u bahis olurdu.

Uyvar, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa’nın Serdar-ı Ekrem olarak kumanda ettiği Osmanlı ordusuna ancak 38 gün dayanabilmişti.

Serdengeçtilerin, Sekbanların, Topçuların, Lağımcıların ve bil cümle leşker-i gazânın gayretiyle Uyvar fethedilmişti.

Avrupa’nın Viyana’dan sonraki en kudretli kalesi dar’ul İslâm hâline gelmişti.

Türk askeri, Uyvar kalesi önünde öyle azim bir cenk etmişti ki, bütün bir Batı âlemi aylarca bu harbi konuştu.

Avrupa’da gittikçe yaygınlaşan matbaalar hüzünlü bir şekilde Uyvar’ın fethini haber veren neşriyatları basıyorlardı.

İslâm’ın küfre, Doğu’nun Batı’ya, Asya’nın Avrupa’ya üstünlüğü bir kez daha tasdik edilmişti.

Ordu-yu Hümayun’un kal’â önündeki azîm gayreti Avrupa lisanlarına “Uyvar önünde bir Türk gibi kuvvetli” deyişini kazandırdı.

Müslüman Türk Batı lisanlarına kadar giren bu kudrete haiz olmasaydı yukarıda bahsettiğimiz “tasdik”e vesile olamazdı.

Türk, İslâm olması ve lâyıkı ile yaşaması hasebiyle ruh, gönül, kalp bakımından yani ma’nen Avrupa’dan üstündü. Lâkin bu üstünlüğünü zahirî üstünlük ile de taçlandırmıştı.

Her Türk erkeğinin mukadderatı belliydi. Fi sebilillah -Allah yolunda- ya şehid yahud gâzi olacaktı.

Gazâ ve cihad yolunda her Türk, çocuğunu bir asker gibi yetiştiriyordu. Çocukluktan itibaren binicilik, güreş gibi cihada yönelik idmanlara ehemmiyet veriliyordu.

Bu sebeptendir ki seyyahların ifadelerinde Türkler, düzgün yapılı, endamlı, gürbüz insanlar olarak resmedilmiştir.

“Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı”nın güçsüz bir bedene sahip olması da düşünülemezdi.

700 metreye ok atabilen, tek mızrak darbesiyle ard arda sıralanmış kalkanları delen, 200 okkalık gürzleri kaldırabilen IV. Murad gibi devletlûlerin milleti de elbet güçlü olacaktı.

İlmen ve siyaseten geriye düştüğümüz Osmanlı’nın son zamanında dahi namlı pehlivanlarımız Batılı rakiplerini “Türk gibi kuvvetli” sözünü hatırlatırcasına yere seriyorlardı.

Çoğu Evlad-ı Fâtihan torunu olan bu pehlivanlarımızdan Koca Yusuf Avrupa’da kendisine rakip kalmayınca ABD’deki turnuvaya katılıyor ve orada da dünya şampiyonları dâhil kefere takımını yeniyordu.

Sultan II. Abdülhamid Hân’ın aslanı olan Koca Yusuf’un akıbeti çok hüzünlü oldu. ABD dönüşünde bindiği geminin batması üzerine filikaya binmeye çalışırken teknedekiler tarafından elleri bileklerinden kesilerek okyanusun serin sularında can verdi.

Kurtdereli Mehmed, Kel Aliço, Hergeleci İbrahim ve daha niceleri o devrin diğer büyük pehlivanlarıydı.

Tarihten “hâl”e geldiğimizde ise kudretli ecdadın torunlarının fiziken çelimsiz olduğunu görüyoruz.

Her biri bir spor dalında ihtisas yapması gereken gençler zamanlarını bilgisayar oyunlarında, kızlı-erkekli kafelerde oturup ma’lâyâni konuşmalarda, her beş saniyede bir bakma ihtiyacı hissettikleri akıllı telefonlarda tüketiyorlar.

Sporun, avret yerleri tam kapalı olmayan futbolcuların seyredilip üzerine saatlerce yorum yapmaktan ibaret zannedildiği ülkemizde “cihad için spor” anlayışını yeniden tesis etmek ne de elzemdir.

Sağlam yapılı bir nesil için mekteplerdeki beden eğitimi müfredatı yeniden tanzim edilmelidir.

Günlük, haftalık düzenli spor alışkanlığı kazandırılmalı ve kız erkek bütün gençlere millî nitelikte bir savunma san’atı talim ettirilmelidir.

Yaylalarda kamplar açılarak, şehrin pisliğinden bunalan gençlerin yayla havası soluması sağlanmalıdır.

Millî Piyade Tüfeğimiz MPT’nin kullanımı başta olmak üzere gençlerimize silah kullanma eğitimi verilmelidir.

Büyük Türkiye akıl-beden-ruh üçlüsü terakki etmiş nesillerin omuzlarından yükselecektir.

Başa oynayacaksak ordu-millet anlayışını yeniden hayata geçirip, disiplinli, gayretli bir nesil inşa etmeliyiz.

Şuan ki genç neslin bir kısmı “gezi kafalı” çapulculardan, bir kısmı ise Gülen’in sünepeleştirdiği, uyuşturduğu, millî-manevî kıymetlerini yani namusunu müdafaa etmekten âciz silik tiplerden meydana gelmektedir.

Mukaddesat kaygısı çeken, imanının öfkesini yaşayan bir gençlik kitlesi de mevcut olup, bunların çoğu birbirinden habersizdirler ve tam manasiyle organize olamamaktadır.

Türkiye’nin ve İslâm âleminin felahı bu üçüncü saydığım gençlik kitlesinin kendisini fikren, bedenen ve kalben en güzel şekilde yetiştirip, en doğru şekilde sevk ve idare olunmasından geçiyor.  

*Bayır Bucak Türkmen Dağı bölgesi, Halep ve Suriye’deki birçok yer ağır Rus bombardımanına maruz kalmaktadır. Aziz Allah mücahidlerin, Türkmen ve Arap kardeşlerimizin yardımcısı olsun. Masum halkı katletmek tarihten beri Rusların yaptığı bir şey olup, Türkistan, Kafkasya, Balkanlar ve Kırım bölgelerinde milyonlarca soydaşımızı, dindaşımızı öldürmüşlerdir. Rabbimiz bizleri, emperyalizmin katlettiği her bir Müslüman’ın intikamını alacak kudrete haiz eylesin.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.