23 Temmuz 2017 Pazar28 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:54Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:38Yatsı 22:19
    • 28°C Adana
    • 31°C Adıyaman
    • 21°C Afyon
    • 20°C Ağrı
    • 21°C Amasya
    • 24°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 22°C Artvin
    • 30°C Aydın
    • 26°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,669 -0.01
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

İslam İttifakı bir eksen oluşumu

Ahmet Taşgetiren

"Teröre karşı İslam ittifakı” diye bir yapı. Suudi Arabistan öncülüğünde ve komuta merkezi Riyad olmak üzere. 

Türkiye de yapının içinde, Mısır’la birlikte.

İran, Irak, Umman yok.

Amerika destekliyor bu yapıyı. Rusya kuşku ile bakıyor.

Hemen akla gelen pek çok soru var, kuşkusuz. Dün Diriliş Postası’nda İsmail Yaşa, haklı olarak bunlardan bazılarını sıralamış bile.

Mesela şunlar;

- Böyle bir yapının oluşma sürecinde Türkiye’nin bilgisi var mıydı, önceden görüşmeler vs. yapıldı mı?

- “Teröre karşı İslam ittifakı”ndan söz edildiğine göre “terör ne, terörist kim?” sorularının cevabı belli mi?

- Mısır’a ve BAE’ye göre Müslüman Kardeşler Teşkilatı terörist olarak kabul ediliyor, bunda ittifak var mı? Tayyip Erdoğan’ın bütün mitinglerde halkla paylaştığı “Rabia” işareti terör 
sembolü mü?

- İttifak içine giren 34 ülke ve dışarıdan destek veren 10 ülke, mesela PKK’yı terör örgütü olarak kabul ediyor mu?

- Koalisyonun İsrail terörüne, Rusya ve İran terörüne karşı mücadele etmesi söz konusu mu?

İsmail Yaşa’nın yazısının son paragrafı şöyle:

“Abdülfettah Sisi’yle, Muhammed Bin Zayed’le ve Muhammed Dahlan’la omuz omuza verip hangi teröre karşı mücadele edeceğiz?”

Tüm bu sorular, “İttifak”a karşı kuşkulu yaklaşıldığının işareti. Ayrıca haksız sorular da değil. Belli ki ittifak konusu bir hayli su götürür nitelik taşıyor. İslam dünyanın en hayati sorunlarında devreye girip çözüm üretemeyen İslam İşbirliği Teşkilatı gibi yapıların işlevsizliği dikkate alındığında bu tür oluşumların ölü doğma kuşkusu İslam dünyasında hep var olagelmiştir. Yukarıdaki sorular da, bu kuşkunun formülasyonu içinden çıkmıştır.

Ancak oluşumun bölgedeki gelişmeler noktasında anlaşılabilir bir yanının bulunduğu da düşünülebilir.

Rusya - İran - Esed ekseni ve onun Irak, Umman, Ermenistan gibi uzantıları yanında Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ekseni ve uzantıları... Amerika burada mı, Mısır  nerede ve İsrail nereye konabilir?

Ya DAEŞ?

DAEŞ herkesin ortak düşmanı olmak zorunda. Yani bu coğrafyada hangi tür oluşum içinde görünürseniz görünün, ilk deklare edeceğiniz duruş “DAEŞ karşıtlığı” olmalı, bu tartışılmaz.

Ancak kim gerçekten DAEŞ’le mücadele etmek için yola çıkıyor, kim bölgede nüfuz - etkinlik hesabı ile hareket ediyor, bu ayrı bir konu.

ABD Savunma Bakanı Carter “Rusya DAEŞ’le mücadele ediyor gözüküp muhalifleri vuruyor” derken nasıl Rusya’nın nüfuz hesabını ifşa ediyorsa, Amerika’nın Esed terörü karşısında yarım yamalak duruşunun da DAEŞ’le mücadeleden çok öte hesapları içerdiği muhakkaktır.

Türkiye için de Suudiler için de konu sadece DAEŞ’le sınırlı değildir ve herkes bunun bilincindedir.

Bu bağlamda bakıldığında Suudiler öncülüğünde”Teröre Karşı İslam İttifakı”, bir yandan “Teröre karşı” olmak gibi bir “ilk şart”ı yerine getirmiş oluyor, bir yandan da, Rusya - İran eksenine karşı bir yeni eksen oluşumuna yöneliyor. Burada Türkiye ve Mısır’ın bulunmasını, Suudiler’in bu iki büyük İslam ülkesi arasındaki çatlamayı onarma yolunda yürüttüğü diplomasinin uzantısı olarak görmek gerekir. Bunu Amerika’nın da istediği unutulmamalı. Benzeri bir çabanın, belki Amerika tarafından Türkiye - İsrail ilişkilerini onarmak için de gösterildiği tahmin edilebilir. Buradan bakıldığında “İslam İttifakı” hadisesinin Ortadoğu’nun yeniden yapılanma sürecinde bir hamle olarak okunması mümkündür.

Ne kadar fonksiyonel olur sorusu hala bakidir. Suudiler’in son zamanlarda bölgede daha etkin oyuncu olmaya yöneldiği de gözleniyor. Türkiye belki böyle bir hamlede “ikincil pozisyon”da kalmayı tercih etmiş olabilir.

Olayın dikkat çekici yönü, İran’ın dışarıda kalması bakımından, İslam dünyasında bir ayrışmaya işaret etmesidir. “İslam Devrimi” sürecinde İran’ın İslam dünyasına açılım politikası can çekişiyor, “Fars - Şii kilitlenmesi” duruma hakim. Bakalım Rusya ile ne kadar yol yürüyecekler

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.