26 Mayıs 2017 Cuma1 Ramazan 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:37Güneş 05:31Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:33Yatsı 22:17
    • 27°C Adana
    • 28°C Adıyaman
    • 20°C Afyon
    • 20°C Ağrı
    • 23°C Amasya
    • 13°C Ankara
    • 22°C Antalya
    • 24°C Artvin
    • 26°C Aydın
    • 26°C Balıkesir
  • BIST: 97.565 -0.15
  • Altın: 145,228 0.85
  • Dolar: 3,5680 0.03
  • Euro: 3,9893 -0.28

Filistin meselesinin neresindeyiz?

Ahmet Taşgetiren

Hamas lideri Halid Meşal Ankara’da idi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu ile görüştü.

Konuştukları konunun, Türkiye - İsrail ilişkilerinde gelinen nokta olduğunu tahmin etmek zor değil.

Bir soru şu: Acaba görüşme talebi Erdoğan ve Davutoğlu’ndan mı geldi Meşal’den mi?

Diğer soru şu: Acaba görüşmede Cumhurbaşkanı ve Başbakan, “İsrail’le görüşmeler şu çerçevede cereyan ediyor, abluka konusunda şu durumdayız, İsrailli askerlerin yargılanmasında İsrail’in tavrı şu, İHH’nın tavrı şu, bunu nasıl karşılarsınız?” diye mi sordular?

Yoksa Halid Meşal“İsrail tarafından yapılan açıklamalar bizde kaygı uyandırdı. Yoksa Türkiye ablukanın kaldırılması şartından vaz mı geçiyor?” gibi bir soru ile mi geldi?

“Türkiye sıkışınca Filistin’i sattı” temalarının İslam dünyasının sokağını etkilemeye matuf olarak tedavüle sokulduğu malum. Yine “Dünya Yahudiliği ‘one minute’ diyenlere bir fatura ödetir” yaklaşımının da ısıtılıp devreye sokulduğu malum.

Benim nezdimde bunun cevabı şöyle:

Ne Cumhurbaşkanı Erdoğan ne de Başbakan Davutoğlu Filistin’i satmaz. Bu iki lider için bunun söz konusu edilmesi bile abesle iştigaldir, he iki liderin böyle bir konu için adlarının geçmesini zül addedeceklerinden adım gibi eminim.

Özellikle bu konuya duyarlı islami çevrelerde hemen “kuşku” diline yönelinmesini de garip bulurum.

Bir kere yaşanan olayın, Filistin için Türkiye ağırlığının devreye konulduğu ve Filistin için en iyinin arandığı bir durum olduğunu görmek gerekiyor.

İlginç olan şu ki bütün İslam dünyasında konuya Türkiye kadar sahip çıkan bir ikinci ülke yok.

Üstelik Türkiye, HAMAS’ın birçok Arap - İslam (?) ülkesi tarafından “terör örgütü” ilan edildiği zaman, Hamas’ı savundu bütün uluslararası platformlarda. Yiğidi öldür hakkını yeme, sözünü burada da hatırlamak gerekir şayet insaftan söz ediyorsak.

Bazen dışarıdaki insanlarda mesela cephedeki adamdan daha fazla “cihadçı” olmak gibi duygu savrulmalarına tanık olunur. Cephedeki adamın verecek canı kalmamıştır mesela, ona hala “Can versene kardeşim” çağrısı yapılır.

Türkiye Filistin davasına gerçekten bütün ağırlığını koydu, eminim ki koymaya da devam edecek. Bir “İslam ülkesi” olarak Mısır’la, Körfez ülkeleriyle, bir miktar Suudilerle ilişkilerin gerilmesinde bile Türkiye’nin Filistin meselesindeki duyarlılığının etkisi vardır.

Soru şu:

Türkiye bu mücadelenin bir yerinde kuvvet değerlendirmesi yapmak durumunda kalır ve farklı yöntemler uygulama zarureti hissederse bunu nasıl karşılamak gerekir?

Diriliş Postası’nın dünkü nüshasında İsmail Yaşa’nın başyazısının son cümlesi şöyle idi:

“Türkiye -İsrail ilişkilerinin ve Türkiye - Mısır ilişkilerinin normalleşmesi için ileri sürdüğümüz şartlardan da vaz mı geçeceğiz?

O kadar zor durumda mıyız?”

Bu sorunun bugün pek çok insanın duygu dünyasında deveran ettiğini tahmin edebiliyorum.

Bir kere konunun “Bu kadar zor durumda mıyız?” boyutunda ele alınmasını, diplomatik ilişkilerin psikolojik zemini açısından hiç sağlıklı olmadığını belirtmek isterim. Yani “Tıkandık, İsrail’le Mısır’la ilişkileri düzeltiyoruz” demek kadar bir diplomatik ilişkiyi zaafa düşürecek bir yaklaşım olamaz. Ancak “karşılıklı çıkarlar”dan söz edilebilir ve o zeminde farklı arayışlar içine girilebilir.

Yani soruyu neden “İsrail, Türkiye’nin şartlarının sürmesinden çok mu memnundu ya da Mısır, ya da her iki ülke Türkiye ile ilişkileri düzeltmek için çare aramıyorlar mıydı?” diye sormuyoruz? İsrail’i özür dilemeye ve tazminat ödemeye mecbur eden de, “Filistin’in arkasında bütün fedakarlıkları göğüsleyecek ölçüde duran bir Türkiye var” algısını oluşturan da Türkiye değil mi?

Bence şu sıralar dostça ve de gerçekçi değerlendirmelerin “Türkiye zorda kaldı da bazı adımlar atıyor” yaklaşımından ziyade, “Türkiye her durumda Filistin için yapabileceğinin en iyisini yapmaya gayret eder” çerçevesinde olması gerekir. Bunu en iyi Halid Meşal’in ve Filistinlilerin anlayacağını düşünüyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.