23 Eylül 2017 Cumartesi2 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:19Güneş 06:45Öğle 13:04İkindi 16:26Akşam 19:09Yatsı 20:28
    • 20°C Adana
    • 16°C Adıyaman
    • 12°C Afyon
    • 16°C Ağrı
    • 18°C Amasya
    • 14°C Ankara
    • 22°C Antalya
    • 23°C Artvin
    • 16°C Aydın
    • 16°C Balıkesir
  • BIST: 104.123 0.12
  • Altın: 145,809 0.26
  • Dolar: 3,4910 -0.49
  • Euro: 4,1702 -0.46

Bu adamla mı anayasa yapacaksınız?

Ahmet Kekeç

Eskiden, partilrin grup toplantılarını izlerdim. Genel başkanların iddialı ve (moda ifadesiyle) “atarlı” konuşmalarından, siyasetin önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceğine ilişkin kendimce çıkarımlar yapardım.

Sarmıyor artık.

Daha doğrusu, eski heyecanı duyamıyorum genel başkanları dinlerken.

Son grup toplantılarını izlemedim mesela.

Oysa tam da sıcak gelişmelerin ortasındaydık; bir yandan terör örgütüne yönelik operasyonlar, bir yandan “dışımızdaki” sıcak gelişmeler (İran-Suudi Arabistan gerginliği örneğin), bir yandan da liderler arasındaki “yeni anayasa” görüşmeleri...

Dolayısıyla, liderlerin ne söyleyeceği, partilerin hangi pozisyonu alacağı önem kazanıyordu.

Doğrusunu söylemek gerekirse, içimden gelmedi izlemek.

Çok şey kaçırdığımı düşünmüyorum.

Dün, haber özetlerini tararken baktım. Evet, bir şey kaçırmamışım.

En sürprizli olmayan ve şaşırtmayan konuşmayı yine Kemal Kılıçdaroğlu yapmış. Kim olabilir ki? Öyle bir konuşma ki, dinleyende istikrahla birlikte hayret duyguları uyandırıyor ve “Sen nerede yaşıyorsun birader? Bu ne aymazlık! Hatta bu ne sorumsuzluk!” dedirtiyor.

Çok şey kaçırmadığımı söylüyorum ama “aymazlığın” dibini bulan Kemal Bey’in söylevini kaçırmışım.

Mesela, Türkiye’nin başkanlık sistemiyle daha iyi yönetileceği fikrini kafadan reddediyor.

Olabilir.

Bir “yorum”dur bu...

Böyle düşünüyordur. Böyle düşünen mebzul miktar parlamenter sistem taraftarı var... Fakat Kemal Bey’in ne taraftarı olarak böyle bir yorumda bulunduğunu bilmiyoruz. Çünkü Kemal Bey’in parlamenter sistemle kurduğu ilişkinin niteliğini (bu sisteme nasıl baktığını) bilmiyoruz.

Sadece iyi bakmadığını biliyoruz.

Çünkü Kemal Bey, bugüne kadar, “parlamenter sistem” içinde yapılacak iyileştirmelerin tümüne karşı çıktı. Kuvvetler ayrılığı ilkesini tahkim edecek anayasa değişikliğine “hayır” dedi ve partisini bu yönde seferber etti. Parlamenter sistemi güçlendirecek ve vesayet kapılarını kapatacak düzenlemelere karşı geleneksel statükonun yanında saf tuttu.

Demek ki, Kemal Bey’in “ille de parlamenter sistem” diye bir derdi yok.

Parlamenter sistemle ülkenin daha iyi yönetileceğine dair bir fikri de yok.

Esasında Kemal Bey’in hiçbir konuda fikri yok.

Sorsanız: “Bir bölümü çifte Meclis uygulamasıyla geçen parlamenter sistem tarihi içinde üç tam, bir yarım darbe oldu. Bir post modern darbe yaşandı. Sayısız muhtıra verildi. Darağaçları kuruldu. Bakanlar, Başbakanlar asıldı. Milyonlarca insan işkenceden geçirildi. Binlerce insan faili meçhul cinayete kurban gitti. Kuvvetler ayrılığı ilkesi işletilmediği gibi, Meclis’in üzerindeki bürokrat vesayeti de kurumsallaşarak devam etti. Niçin bu sistemin muhafaza edilmesini istiyorsunuz?”

Buna bir cevabı olmayacak.

Çünkü Kemal Bey, başkanlık sisteminin, bir siyasetçinin fantezisi olarak görmek istiyor ve konuyu “Olamayacaksın kardeşim, olamayacaksın. Bunu bil...” gibi terbiye ve nezaket dışı sözlerle geçiştiriyor. Ülkenin bozuk bir idari yapıyla yönetildiğini, fiilen “başkanlık sistemi”ne geçtiğimizi ise bilmiyor. Çünkü bu ülkede yaşamıyor.

İdari yapı bozuldu, evet...

Bunu, “Türkiye başkanlık sistemiyle daha iyi yönetilir” diyen Erdoğan değil, Kemal Bey gibilerin de içinde bulunduğu konsorsiyum bozdu.

Meclis’e cumhurbaşkanı seçtirselerdi; e-muhtıralardan, 367 hokkabazlıklarından medet ummasalardı; Cumhurbaşkanı adayı Gül’ü ölümle tehdit etmeselerdi böyle olmayacaktı. Böylece, 21 Ekim 2007 referandumuna gidilmeyecekti. Eski sistem cari olacaktı.

Mesele birilerini “başkan” yapmak değil...

Mesele, 21 Ekim 2007’de bozulan idari yapıyı düzeltmek...

Bir tarafta “seçilmiş Cumhurbaşkanı”, diğer tarafta “seçilmiş hükümet...” Bu çift başlılığa “anayasal bir çerçeve” çizmek gerekmiyor mu? Bu iki seçilmiş odağın birbirlerine karşı pozisyonu ne olacak?

Mesele bu...

Ne yazık ki Kemal Bey bunun bile farkında değil.

Başbakan Davutoğlu da bu adamdan yeni anayasa sürecine katkıda bulunmasını bekliyor!

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.