17 Ekim 2017 Salı27 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:45Güneş 07:11Öğle 12:57İkindi 15:57Akşam 18:29Yatsı 19:49
    • 17°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 11°C Afyon
    • 6°C Ağrı
    • 9°C Amasya
    • 11°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 8°C Artvin
    • 18°C Aydın
    • 17°C Balıkesir
  • BIST: 106.991 0.49
  • Altın: 151,567 -0.18
  • Dolar: 3,6762 0.88
  • Euro: 4,3196 0.38

Hangi Millettensiniz?

Cemal Nar

Bizim yaşımızda olanlara derim ki, biraz hafızanızı zorlayınız bakalım, acaba hatırlar mısınız, çocukluğumuzda gayr-ı resmî olarak hocaya, o günkü adıyla “okumaya” giderdik. Bize ilmihal dersi verirken hocamız:

- Hangi millettensiniz? derdi. Biz de onun öğrettiği gibi hep bir ağızdan bağırırdık:

- İbrahim milletinden.

Sonra okula gidince öğretmen bize sordu:

- Hangi millettensiniz? Hep beraber yine bağırdık:

- İbrahim milletinden.

Bu sefer öğretmen bize bağırdı:

- Hayır! Siz Türk milletindensiniz!

Biz de ilk şaşkınlığı ve kafa karışıklığını okulda yaşadık. “Acaba biz hangi millettendik? İbrahim milletinden mi, yoksa Türk milletinden mi? Acaba hangisi doğru söylüyorsu; hoca mı, öğretmen mi?”

Ondan sonra hep çatışma yaşadık. Okulda öğrendiğimiz kimi bilgiler ile evde ve “okuma” dediğimiz hocaların derslerinde öğrendiğimiz bilgiler ters düşüyordu. Fakat bir şey daha vardı; okulda öğrendiklerimizi öğretmenimiz her yerde söylememizi isterken, evde ve okumada öğrendiklerimizi öğretenler, “aman bunu okulda konuşmayın, gizleyin” diye tembih ediyorlardı. Öğretmenin tembihi ona güç ve kuvvet verirken, ailemizin ve hocalarımızın tembihi “gizem ve haklılık” veriyordu. Ve böylece şahsiyet kırılması da diyebileceğimiz “ikili duyup düşünme ve yaşama” biçimi sanki gayet normalmiş gibi gelip hayatımıza yerleşiyordu. Hayatın şu alanlarında şöyle, bu alanlarında böyle olunacaktı ve bu çok normalmış gibi yaşanacaktı...

Her neyse, aslında şuurlu Müslümanlar, aldıkları dini eğitimle böyle bir oyuna gelmemeli, bu zokayı yutmamalı, bu zehiri içmemeliydiler. Mesela şu soruları sormalıydılar: “İyi ama “Müslümanlık” ve “Müslümanım” demek varken “milliyetçilik” ve “milliyetçiyim” demeye ne gerek vardı? “Müslüman” adı bizi tanımlamaya yetmiyor muydu? “Milliyetçi” kavramı “Müslüman” kavramına göre hangi artı değeri ifade ediyordu?  “Türk milliyetçisi” söylemi ırkçı bir bakış açısı getirmez mi idi? Bu ise başkalarını dışlamak değil midir? “Dışlamak” değilse, yarın Kürtler “Kürt  Milliyetçisi”, Araplar “Arap Milliyetçisi”, Ermeniler “Ermeni Milliyetçisi” gibi başka ırklar da aynı “milliyetçilik” söylemini kullanırlarsa vaziyet ne olacaktır? “Dışlamak” ise otomatikman bölünme ve parçalanmaya zemin hazırlamak demek değil midir?”

Sonuçta “ırkçılık” yerine bu “milliyetçilik” kelimesi kullanılmamalıydı. Bu yanlış kullanım işte görüyorsunuz, başımıza bir sürü bela açmıştır. Çünkü Batıcı, laik, seküler bir hayata talip, dini sadece bir folklor olarak gören “milliyetçiler” veya daha doğru bir tabirle “ulusalcılar” için hüküm vermek kolaydır. Allah hidayet versin. Ama ya hem “şeriatçi” hem de “ümmetçi” olduğunu söyleyen “milliyetçi” için ne diyeceğiz?

“Varsa” gibi bir itirazı kabul etmiyoruz. Diyelim ki var, ne diyeceğiz? Sırf bir saptırılmış kavram için onları dışlamaya içimiz el verecek mi?

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.