29 Mart 2017 Çarşamba1 Recep 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Ey îmân edenler! Allâh’tan ittikâ edin ve sâdıklarla berâber olun!” (Tevbe, 119)
  • “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim (mârifet ilmi) öğreten âlim ve (Hakk’a lâyıkıyla kul olmak için) tahsil gören talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:18Güneş 06:46Öğle 13:16İkindi 16:45Akşam 19:33Yatsı 20:54
    • 24°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 16°C Afyon
    • 7°C Ağrı
    • 17°C Amasya
    • 17°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 14°C Artvin
    • 23°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 89.412 -0.85
  • Altın: 146,694 -0.37
  • Dolar: 3,6411 -0.18
  • Euro: 3,9163 -0.89

Beşinci kol, aydın müsveddesi, hain...

Ahmet Kekeç

Bunlar kime söyleniyor? Bunlar, “silahlar sussun, katliam dursun, devlet şiddetine derhal son verilsin” biçiminde özetlenebilecek akademisyenler bildirisine imza atan değerli aydınlara söyleniyor. 

Sayıları şimdilik 1128...

Haklarında başlatılan soruşturmadan sonra bu rakam “hatırı sayılır” oranda düşebilir. Kim bilir, aralarında kaç kişi çıkıp, “Ben o sırada pişpirik oynuyordum, kendimde değildim, bastım imzayı” ya da “Toplu konut dilekçesi sanmıştım, o yüzden imzaladım” diyecektir.

Mahallelerinin “şirin, tonton” despotu Kenan Paşa’ya karşı bildiri imzalayan aydınların önemlice bir bölümü kendilerini bu şekilde savunmuşlardı ve cezadan yırtmışlardı... Hani, Aziz Nesin’in öncülük ettiği ünlü “Aydınlar Dilekçesi...”

Bu hatırlatma, bir koşutluğa işaret etmiyor elbette.

Mezkûr “Aydınlar Dilekçesi”yle, bizim Koray Çalışkan’ın da imzacıları arasında bulunduğu akademisyenler bildirisi arasında bir benzerlik ya da özdeşlik bulunmuyor...

Birincisi (yani Aydınlar Dilekçesi), bir haklılığın sonucuydu...

Binlerce insan tutuklanmıştı, yüz binlerce insan gözaltına alınmıştı, “işkence tezgâhları” kurulmuştu, “Sıkıyönetim Mahkemeleri”nden yüzlerce “idam” kararı çıkmış ve infazlar başlamıştı... Aydınların (ki, aralarında İbrahim Tatlıses, Bülent Ersoy, Fikret Hakan gibi isimler de bulunuyordu) durumdan vazife çıkarmaları beklenebilir bir gelişmeydi ve haysiyetli bir çıkıştı.

İkincisi (yani 1128 imzalı akademisyenler bildirisi), bir haklılığa işaret etmiyor...

Hasan Cemal ya da Erdoğan düşmanlığıyla kafayı yemiş güruh tatmin olsun diye hazırlanmış bir bildiri sanki bu...

Bildiride öne çıkan hususlar (önermeler) şunlar:

Bir; müzakere koşulları hazırlansın ve “kalıcı barış” için tüm çözüm yolları denensin... Hükümet, Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını derhal oluştursun... Müzakere görüşmelerinde, toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemciler bulunsun... (Böyle bir bağımsız gözlemciler grubu oluşturulursa, bu 1128 aydın gönüllü olarak heyet içinde yer alacakmış... “Bunu şimdiden beyan ediyoruz” diyorlar.)

İki; siyasi iktidarın, muhalefeti ortadan kaldırmaya yönelik baskıları durdurulsun. (Bu baskılara şiddetle karşı çıktıklarını söylüyorlar...)

Üç; devlet şiddetine ve “terörle mücadele” adı altında gerçekleştirilen “katliam”a hemen son verilsin... (Bu katliamın suç ortağı olmayacaklarını şimdiden duyuruyorlarmış...)

İlk bakışta makul taleplermiş gibi görünüyor...

Elbette talepler dikkate alınsın,  müzakereler başlasın, bir yol haritası çizilsin, şiddet sona ersin... Olabiliyorsa, toplumun geniş kesiminden bir “bağımsız gözlemciler heyeti” müzakerelere eşlik etsin...

Kim bunlara itiraz edebilir ki?

Fakat bir de “realite” diye bir şey var.

Devlet şiddetinden söz edip, roketatarlı militanlara karşı operasyonu “katliam” alarak değerlendiren 1128 akademisyen, PKK şiddetini hiç görmüyor. (Bildiride bir tek kez bile PKK ismi geçmiyor...)

Bugüne kadar bölgede, 300’e yakın sivil öldürüldü.

Hepsi de, PKK militanlarının silahlarından çıkan kurşunlarla öldürüldü.

Devlet şiddetinden söz eden aymazlar, “Bu roketatarlar ve uzun namlulu silahlar da nerden çıktı? Bu hendekler niçin kazılıyor? Bu mayınlar niçin döşeniyor? Yollara dökülüp asker ve polisin bol olduğu bölgelere sığınan 200 bin Kürt vatandaşı kimin şiddetinden kaçıyor? Selo sen bu işe ne diyorsun?” diye sormuyor.

Müzakere masası kurulsun, yol haritası oluşturulsun, tamam da...

Bir masa vardı... Müzakereler başlamıştı... Toplumun geniş kesiminden bir “bağımsız gözlemciler heyeti” müzakerelere eşlik ediyordu... Sıra, PKK’nın Kandil’de toplayacağı “Silah Bırakma Kongresi”ne gelmişti.

Bütün bunlar olurken, kendilerine “aydın” diyen bu 1128 aymaz PKK’ya çağrı yapıyordu; “Demokrasi olmadan barış olmaz... Erdoğan’ın sizi aldatmasına izin vermeyin. Sakın silah bırakmayın...”

Hayır, “beşinci kol, aydın müsveddesi, hain, satılmış güruh” demiyorum, Sedat Peker’in tehditlerini de şiddetle kınıyorum ama bu tutuma da bir ad bulmak gerekiyor!

Barış olurken savaşı savunmak, savaş olurken “barış” diye tutturmak nasıl bir halettir?

Nedir bu arkadaşların derdi?

Nihayetinde ne olmasını istiyorlar?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.