23 Mart 2017 Perşembe25 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:29Güneş 06:56Öğle 13:18İkindi 16:42Akşam 19:27Yatsı 20:47
    • 20°C Adana
    • 13°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 3°C Ağrı
    • 10°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 19°C Antalya
    • 7°C Artvin
    • 22°C Aydın
    • 15°C Balıkesir
  • BIST: 89.764 -0.05
  • Altın: 145,200 -0.05
  • Dolar: 3,6300 0.37
  • Euro: 3,9131 0.12

İFTİRA, ÖLÇÜ… İHANET!

Halil Mert

28 Şubat’ın kötü günlerini hala anmak…

Maalesef son 30 yılın tüm kurgusu bu süreç üzerine.. Elbette bu sürecin geçmişi de var.

Fatih Kanunnameleri ile başlayan esaslardan, geleneklerden, töreden ve devlet geleneğinden çözülme, 2. Mahmut’un yeniçeri katliamı gibi kökten ve fes gibi şekilsel yeniliklerle devam etmiş, Sultan Abdulaziz’in katli, Abdulhamid Han’ın halli ve İttihatçı İktidarla çöküşle devam etmiştir.

Tabii şer cephe bir yana müspet görünen cephenin ham yobaz kaba softalarının dindarlık kisveli düşmanlıklarından da söz etmeliyiz. Sultan Abdulhamid Han’a Ermeni ve Yahudi’lerle beraber “Kızıl Sultan” diyen ferasetsiz İslam Âlimlerinden de. Devlet-i Aliye’yi İttihatçı Masonlarla kol kola yık, sonra git Koca Sultan’ın mezarında mersiyeler yaz, övgüler düz, kendi geçmişini “Eski” diyerek dışla. Eyvallah.. Sonucunda eski halini reddeden bu İslam Âlimlerinin yeni duruş ve sözde siyaseti reddeden siyasetlerini de sorgulamadık Milletçe. “Tövbe ettiler, pişman oldular.” diye. Ancak, gelinen süreçte kesinlikle her şahıs ve kurumsal kimlik kesinlikle sorgulanmalı..

28 Şubat Süreci’nde masonik gizli paralel yapılar, aleni, yasadışı bir tetikçi şebeke kurdular. BÇG… Batı Çalışma Gurubu.. Son 300 yıla baktığınızda 28 Şubat dâhil, düşman ve işbirlikçi duruşların tamamına yakınında Aleni İslam ve Türk Düşmanlığı vardı. Kalan az bir gurup ise dindar görünümlü ancak İslam’ı esaslarından uzaklaştıran ve Türk Milleti’ne üstü kapalı düşmanlık yapan sinsi guruplardı. Şunu biliniz! Tüm bu gayri milli unsurların başında Dış Güçler var. İngiltere var, Almanya var, ABD, İsrail, Fransa, Rusya var…

28 Şubat’taki ihanetleri bilen ve mağduru olan insanlar kin ile dolmuştuk.

Akabinde Milletimiz de kinlenmiş olacak ki, oylarımızı çoklukla hep AKPARTİ’ye verdik. Zulüm bitsin istiyorduk.

AKPARTİ Hükümeti kurar kurmaz, 28 Şubatçılar, bayrak Mitinglerine başladılar.. İnternet siteleri vs. aracılığı ile algı bozukluğuna sebep oluyor, psikolojik harp yöntemlerinin birçoğunu uyguluyor ve İhanet gözünü karartmış Milletimize saldırıyordu.

Akabinde Ergenekon Süreci başladı.

Süreç doğru başladı. Ama doğru devam etmedi.

Birileri, hükümeti de milleti de istismar ediyordu. Göremiyorduk. Sebebi ise, hala birilerinin Atatürkçülük, çağdaşlık vs. diye Ezan ve Millet Düşmanlığı’na devam etmesiydi. Hep birlikte “Bu Millet düşmanlarına fırsat verilmemeli…” diyorduk.

Bu arada Gezi Olayları başladı. İhanet ete kemiğe bürünmüş saldırdı fütursuzca. Düşünün, İngiliz’inden Alman’ına, ABD’lisinden İsraillisine, İranlısına, Rus’una, Fransız’ına.. Herkes oradaydı. En İlginci, Apo resimli PKK bayrakları ile M. Kemal resimli Türk bayrakları yan yanaydı. Evet, birilerine düşmanlıklarında fırsat verilmemeliydi.. Onlar da İttihatçıların, masonik işbirlikçi kesimlerin ülkemizdeki seküler, Millet Düşmanı uzanımları değil miydi?

Tüm ilgimiz bu husumet cephesine karşı durabilmedeydi. “Allah!” dediğine inandığımız herkes sanki tek cepheydi. Gezi de sadece AKPARTİ, MHP, SP ve BBP’nin bayrakları ve seçmenleri yoktu. Adeta 12 Eylül öncesi cephelere dönmüştü ülke…

Hele de bu net ayrışmada “BİZDEN!” görünenlerle ilgili endişeye mahal mi vardı? Oysa Gezi’de bile “Bizden” görünen birileri altımızı oyuyormuş..  

2010 yılında “ERGENEKONDAN SONRAKİ YAPI” diye bir yazı yazmıştım.

Bu yazımdan bir bölümü aktarmak istiyorum.

“Ergenekon bu kadar çözülecektir. Daha ileriye derinlik olarak gidilmeyecektir. Yan yapılardan varsa tasfiye edilecek birileri oralara girilebilir. Sonrasında yeni oluşacak yapı da bazı emareler vermektedir ki bunlar;

1. Yeni yapıda asker-istihbarat-güvenlik kökenlilerden ziyade Ticarî/finans/para operasyonlarını yapacak unsurlara daha çok ağırlık verecektir. Türkiye’ye bu kadar sıcak parasını sokan emperyalizm, bu varlıklarını kiminle takip ve kontrol edebilir? Kime emanet edebilir ki? Daha sivil, daha işadamı, daha siyasî profillerle. Dolayısı ile yeni yapıda bu unsurlar ön plânda olacaktır.

2. Yeni yapı daha sinsi ve acımasız olacaktır. (Tüccarlar, askerlerden daha serttir. Karar alırken daha bencil davranırlar. Bu yaptıkları işin tabiatında vardır.)

3. Gerçek bir numara, kamuoyunda tartışıldığı gibi bir general, siyasî vb. değildir. Bana göre bir işadamıdır ya da İşadamlarını da kontrol edebilen biri. Uluslararası güçler, hiç atanan, görevli iken gücü olan, bir gün emekli olacak, yasal güçleri bitecek bir generali ya da bilmem kaç kez gidip gidip gelen, popülist kaygıları olan bir siyasiyi bir numara yaparlar mı? Dolayısı ile yeni yapılanma ile ve yeni kadrolarla bir numara daha da rahat siyasî, ticarî ve bürokratik operasyonlar yapabilecektir. Yeni BİR NUMARA, Para konusunda amatör devlet memurları ile oyalanmayacak, daha hızlı hareket edebilecektir. Bu arada bürokrasinin durumu ortadadır, Ergenekon Operasyonu ile askeri bürokrasi de doğal olarak hedef alınmış ve zayıflatılmıştır. Bu yönü ile de bakıldığında, BİR NUMARA, finans operasyonunu yaparken bürokrasiden de hizmetkârlar bulacaktır.

4. Çökertilen Ergenekon’da radikal lâik uygulayıcılar vardır. Bunlar topluma nüfuz etmekte zorlanmışlar, nitekim bu yaklaşımla muvaffak olamayacağını gören emperyalizm yeni yapıyı;

a. Dindar yâda muhafazakâr görünümlü. Bu manada geçmişte, ABD’nin “YEŞİL KUŞAK” oluşturma projesinin hedefinde olduğumu hisseder, Müslümanların böyle bir şeye alet olamayacağına inanır ve çok kızardım bundan söz edenlere. Ancak gelinen süreçte görüyoruz ki; “At izi ile it izi” birbirine karıştı.

b. Milli hassasiyeti olmayan, küreselci, dini ve milli değerleri de kolayca kullanabilecek, istismar edebilecek kişilerden,

c. Çevredeki diğer İslâm ülkelerine de kolayca sızabilecek unsurlardan seçecektir.

Bu manada değerlendirildiğinde yeryüzünde Türk Milletinin etkin olmasını isteyen, İslâm coğrafyasındaki kanın durmasını isteyen tüm fertlerin bir araya gelebilmesi, ortak plâtformlarda koordineli hareket etmesi gerekmektedir. Emperyalizme hizmet edecek bu yeni yapının olumsuzluklarını Müslüman Milletimiz anlayamaz. Maalesef bu durum uzun dönemde milletimizin tasfiyesi demektir ki, tedbir alınamazsa durumumuz çok zordur.

Bu tarz yapılanmaları tek başına da değerlendirmemek gerekir. Topyekûn yeni düzen, algılama ve milletimizin şahs-ı manevîsine yapılacak tahribat ve taarruzun sadece ilgili kısmıdır bu oluşumlar. Milletimiz kendisine hasım her bir yapının karşısına ancak;

1. O yapıyı doğru analiz edip çözerek,

2. Karşısına daha etkin yapılanmaları kurup koyarak,

3. İlâve alternatif yapılar oluşturarak,

4. Güçlü ve hızlı malzeme toplayıp çözüm üretecek AR-GE’ler ve DÜŞÜNCE KURULUŞLARI kurarak,

5. Konusunda uzman kadroları oluşturarak,

6. Uluslararası sermayeye alternatif sermaye ve onu yönetecek finansal bilgi ve siyasi güce sahip olarak başa çıkabilir.

7. Mevcut yapılara ise, anlayıp nüfuz etmeli ve o yapıları Milletimizin büyük menfaatleri lehine çatlatmalı oyunlarını bozmalıdır. Yıllardır, Milli birliğimizi bozup yıkmayı hedef alan unsurlar bunu yapmışlardır. Kocaman Devlet-i Aliye içyapısına sızan gayri milli, gayri Müslim unsurların oyunları ile onların oyunlarını göremeyen kendi evlâtlarının mahareti ile yıkılmıştır. (ki Necip Fazıl ne güzel söylüyor, “ham yobaz, kaba softa” diye. Bu taassup şu anda lâikçi kesimlerde de mevcuttur. Elbette “Tayyip gitsin gerekirse Türkiye yıkılısın.” diyenler de de..

Düşünün 28 Şubat sürecinde insanımız kullanılmıştır. Maalesef bu ülkenin, mütedeyyin insanları da oynanan oyunu tam kavrayamamış, karşı mücadele yöntemi belirleyememiş, sadece, bir şey olmamış gibi davranmakla yetinip önüne bakmayı tercih etmiştir. Milletimizin toplumsal manadaki bu dirençsizliği de sorgulanmalıdır.

Sözün özü, Müslüman feraseti ile cesareti ile imanı ile bilinir. Bu menfi yapılar ve taarruzlar sırtını Allah (C.C)’a dayanıp, imanından güç alarak hareket eden insanımızın gözünü korkutmamalıdır. Tarihimiz alçaklığın her türünü görmüş şanlı dedelerimizin aziz hatıraları ile doludur. Ötesinde Peygamberimizin (S.A.V) ve diğer peygamberlerin hayatları birer ibret vesikasıdır.

Ders alırsak, tarih tekerrür etmez.

Ders alırsak, yeniden Güçlü ve büyük Türkiye’yi birlik beraberlik içinde ihya ederiz.

Ders alırsak, hepimizin üzerine farz-ı ayn olan “İttihad-ı İslâm”ı ihya ederiz.

Ders alırsak, insanlığa ümid olur, zulme “DUR!” deriz.”

Kanımca 2010 yılında yazdığım, “Ergenekon’dan sonraki yapı” aktif.. Şimdi iftiralara bakın. Hükümeti de uyarıyorum. Çünkü bu iftiralar büyük suç ve cinayet..

Esasında, Ergenekon ve Balyoz İddialarında da iftiralar varmış. Maalesef sonradan öğrendik. Ama hepimiz inandık cami bombalama planının varlığına. Nedeni de açık! Balyozun başındaki Org. Çetin Doğan’dan bu tarz şeyler bekliyorduk. Ama iftira sadece O’na değilmiş. Plana imza attı diye suçlanan devre arkadaşım J. Kur. Alb. Hüseyin Özçoban’ın ki kendisi, iftira atanlardan daha imanlı, ehl-i kıble, fedakâr bir subay iken bile iftiraya maruz kalıyor. Ne için biliyor musunuz? Başarılı bir subay. Yarın generallik sırasına gelince, birilerinin önüne geçecek. Neden mi? Çünkü ömrü dağlarda mücadele ile geçmiş, Harp Akademisine paralelciler gibi soru çalarak değil, bileğinin hakkıyla girmiş. Yiğit, imanlı bir Kurmay Subay... Diğer bir devre arkadaşım aynı şekilde vatansever, imanlı, birikimli bir subay olan J. Kur. Alb. Mustafa Koç bunu açıkça ifade de etti. “TSK’nde ilk sıralarda, geleceği parlak olanları topladılar ki kendi adamlarının önü açılsın. Tırları durduran adam terfi etsin diye bizleri aldılar..” Düşünebiliyor musunuz? Kendi adamını askeri liseden itibaren kayırarak adaletsiz bir şekilde orduya sok, subay olunca tayinlerde kayır. Akademi sınav sorularını ver. Yetmedi.. Çoğu hımbıl ve tedbir diye şahsiyetsizleştirdiğiniz. Kılıktan kılığa, boyadan boyaya soktuğunuz adamlarınız general olsun diye diğer başarılı insanlara iftira at.

Şimdi tüm bunları biliyor olmalarına rağmen menfaatleri için hala paralel yapıya itaat eden özellikle TSK ve Emniyette kim varsa yazıklar olsun. Bu adamların şahsiyetinden şüphe ederim. İnsanlığından da namusundan da.. Bu arada Paralel yapı içinde bulunup, ya da alet olup şimdi gerçekleri görüp pişmanlık duyanlara da sürekli hor bakmak uygun değil. Onlar gerçek kişilerini çok iyi gizlerler. Zannedersiniz ki burası bir İslam ülkesi olan Türkiye değil, Ermenistan.. Onlar da Ermenistan’da bir gün bağımsızlık mücadelesi verecek gizli Müslümanlar… Eskiden İslam ve iman düşmanları orduda zulmediyordu. Tedbir deyip, büyük günahlara bile ruhsat vermiştiniz. Ya şimdi?

Şimdi iftiralar böyle yerel değil. Doğrudan devleti, milleti, kurumlarımızı, hükümeti hedef alıyor.

İftiracı, namussuz müfteriler halkın içinde, sanki hepsi aynı yerden emir alıyorlar, kurs görüyorlar. Her biri başlı başına istihbaratçı ve etki ajanı.

Artık birilerini savunmuyorlar, paralelci ya da cemaatçi görünmüyorlar, hatta onlara da küfrediyorlar. Ne güzel değil mi? Eeeee tedbir! Ama kazın ayağı öyle değil işte. Diyorlar ki; “AKP ve Tayyip, Doğu Perinçek’in ve Ergenekoncuların kontrolüne girdi. Güneydoğu’da vurulacakların listesi birkaç gün önceden Perinçek gurubunca, TSK ve Emniyete bildiriliyor. Bunların cemaat mensubu olduğu söylenmeden ima ediliyor. Çünkü örnekler önemli. Abdullah Gül’ün koruması iken polisimiz, şehidimiz sürülmüş, orada da şehid olmuş. Ya Hakkari’li şehit Jandarma Teğmen Abdulselam Özatak… Cemaat mensubu olduğu için şehid olmuş. Neden? Çünkü kardeşlerini cemaatçi diye polis yapmamışlar..” İftiralar korkunç..

Anlatıyorsunuz.. Polisimiz de askerimiz de tayin olur. Dün Cumhurbaşkanı koruması yarın, Van’da görev yapar. Hele de Teğmenimiz.. Kendisi arkadaşları şehid olunca dilekçe vermiş. İsteyerek JÖH olmuş ve operasyonlara katılmış. Siz bu mübarek şehidin şehadetini bile, diğer şehidlerin şehadetlerini de nasıl vicdansızca iftiralarınıza alet edersiniz? Zaman gazetesinde de benzer haberler okudum. “Paralelci diye sürüldü, şehid olunca kahraman oldu.” filan diye…

Eyyyy 28 Şubat’ın hainleri, Ey şimdi bu iffetsiz iftiralarla milletimizi mahvetmeye çalışan alçaklar güruhu… ve bu fitneye susan ben dahil herkes!....

Unutmayınız ki, Milletimiz büyük bir millettir. O kahraman şehid teğmen, gönüllü olarak kahramanca PKK’lı hain itlerle savaşırken siz, medyanızda, PYD haberleri yazıyor, PKK seviciliği yapıyordunuz.

Evet, paralelciler başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, herkesi bir şekilde kullandı, maalesef birilerini de menfaatleri buluştuğu için kullanmaya devam ediyor. Ancak iftiranın da bir boyutu ve sınırı olmalı.

Şimdi herkes haykırmalı.. “Bu şehitler bizim şehitlerimiz.. Paralelci, solcu, sağcı, ülkücü, dinci, Kemalist…” Şehitler bizim. Onlar değil mi ki ülkem, milletim, dinim ve birliğimiz için canlarını ve kanlarını mübarek toprağımıza verdi. Kanımızdaki al rengi kanlarıyla yeniden canlandırdılar, şahadetleri ile ülkemize yeniden ruh verdiler. Şehidler hepimizin…

Gelelim Hakkari’li şehidimiz Jandarma Teğmen Abdulselam Özatak’a… O bu vatanın Kürt Balasıydı. Evlattı. Tıpkı, Diyarbakır Bağlar’da bayrağımızı yerden alıp göndere çeken Kürt Çocuklarımız gibi. Bizim ve bizden. Evet Kürt onlar.. Yeni mi duydunuz? Kürt diyorum Kürt.. Bizim Kürt’ümüz. 100 yıl önce kadınlarımızın kızlarımızın ırzına geçen Ermeni TAŞNAK, HINÇAK ve akabinde ASALA ve PKK soysuzlarına malzeme olmamış Asil Kürtler.. Bizim Kürtlerimiz.. İran’da da varlar, Kazakistan’da da, Suriye’de de.. Onlar ki İstiklal Marşımızda ifadesini bulan; “Kahraman ırkıma bir gül..” diyor ya Akif, işte o kahraman ırka mensuplar…

Hakkari’li şehidimiz Jandarma Teğmen Abdulselam Özatak mı? O Mekteb-i Şahane Harbiye’den mezun. Harbiye Marşı’nda diyor ya hem de ilk mısrasında; “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız..” Evet, O Kürt Bala da İstiklal Marşı’ndaki o “Kahraman ırk’a mensup ve “Yıldırımlar yaratan bir ırkın” evladı…

Bu ırk sizin bildiğiniz ırklardan değil.. Kanında ve mazisinde, Gül Muhammed (SAV) var, Hoca Ahmed Yesevi var. Hamza var, Allah’ın Arslanı Ali var, Alparslan, Kılıçarslan, Selahaddin var. Fatih, Ulubatlı var.. Abdulhamid Han var. Koca Seyid var.. Biz Anadolu’da Onlara Türk dedik.. Bunu söylerken bir etnik kimliği değil, sosyal bir statüyü, duruşu, zalim ve barbar küffar karşısında haysiyet, fedakârlık ve şerefle duran Mü’min insanları kast ettik.

İftiralar acımasızdır, toplumda yeni yaralar açabilecek boyuttadır. Durdurulmalıdır. İftira edenler cezalandırılmalıdır.

“İftira edenlere hesap soramayan Hükumete, Orduya, adalet sistemine yarın Allah hesap sorsun..” diyeceğim bu dur.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.