Ahmet Kekeç

Ahmet Kekeç

O katil hendekteki arkadaşın senin... Kızma!

O katil hendekteki arkadaşın senin... Kızma!

Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısında sert çıkmış... Taziye çadırını ziyaret eden HDP Van milletvekili Tuba Hezer’e veryansın etmiş. 

Önce ne dediğini okuyalım: “Teröristin taziye çadırına gitmek doğru değildir ve bu ülkeye ihanettir, asla kabul etmiyorum. Parlamentoya geleceksin, Türkiye Cumhuriyeti’nden aylık alacaksın, ‘namusun ve şerefin üzerine’ yemin edeceksin, sonra kalkacaksın teröristi ödüllendirir, terör eylemini özendirir gibi çadırına gideceksin. Kınıyoruz ve kabul etmiyoruz.”

Hiç kuşkusuz, altına imza atacağımız sözler.

Hanımefendinin, bu davranışıyla, bize ne söylemeye çalıştığını izah etmesi gerekiyor.

Niçin gitti o çadıra?

Kamuoyuna hangi mesajı verdi?

Hangi hakikate uyandırdı bizi?

Masum insanların canına kasteden gözü dönmüş bir katili savunmak ve rezil eylemini “meşrulaştırmak” (idealize etmek) dışında ne yapmış oldu?

Bir “yiğitlik” mi vehmetti o intihar saldırısında?

Bir “yurtseverlik” mi süzdü?

Barışın ve kardeşliğin ancak cinayetlerle tesis edilebileceğini mi söylemiş oldu?

Ne halt karıştırmaya gitti o çadıra?

Kılıçdaroğlu “kınadığını” ve “asla kabul etmediğini” söylüyor.

Kınama hafif kalır.

Bir bedeli olmalı bu aleni cinayet güzellemesinin ve azmettiriciliğinin... “Yasal bedel”den söz etmiyorum sadece... Yargı, üzerine düşen bir şey varsa, gereğini yapar. Yapar ya da yapmaz. Bilemeyiz... Polis değiliz, savcı değiliz, hâkim değiliz.

Hiç değilse, “siyasi ve ahlaki” bir bedeli olmalı bu hayâsızca davranışın...

Ki, cinayetler, toplu öldürümler ve “devrimci şiddet” adı altında sergilenen kepazelikler “norm” haline gelmesin.

Bu cümleden olarak, “Hendek kazıp barikat kuran arkadaşların alınlarından değil, ellerinden öpüyorum” diyen Selahattin Demirtaş’la, hendek kazan serserilere “arkadaş” muamelesi yapan Kemal Kılıçdaroğlu’nun “yüksek teşvik” içeren sözleri de bir şekilde yaptırıma bağlanmalı.

Kemal Kılıçdaroğlu, öfkesinde haklıdır ama sonuçta Tuba Hezer pek de “yabancı” sayılmayan bir yere taziyeye gitti...  

Ölen kişi, Kemal Bey’in hendekteki “arkadaşları”ndan biri sonuçta!

HAMİŞ:

İsmin yok, cismin yok, görüntün yok...

Bana “trol” diyorsun!

Nerede oturduğun, nerede eğleştiğin, kimlerle düşüp kalktığın, hangi işi tuttuğun, gerçek mi sanal mı olduğun belli değil...

Bana trol diyorsun!

Bir klavyeye sahip olmak, bir “sosyal medya hesabı”nın arkasına gizlenmek, “yumurta kafa”yla görüntü vermek dışında görünür bir vasfa sahip değilsin... 

Bana trol diyorsun!

Hakikati öğrenmeye sabrın varsa, bir kez daha tekrarlayayım:

Devrimci olmak, başkasının hayatına son verme hakkı vermez insana. Böyle bir “hak” yok... Cinayet işleyene “katil” denir.

PKK, katil bir örgüttür...

HDP, “katil örgüt” PKK’nın uzantısı ve yardakçısıdır.

Demirtaş ve benzerleri ise, adı adınca, “cinayet azmettiricisi”dir.

Budur durumunuz!

Hemen aklıma Doğan Akın’ın sitesinde yayımlanan “Ulaş” başlıklı yazı geliyor. İsmi lazım gelmez bir yazar “Ulaş” diye birinden söz ediyor: Bir devrimci. Bir kahraman. Bir “öncü” kişilik... Okuyanların tüyleri diken diken eden “destansı” bir yazı... Yazının hemen altında, Yaşar Kemal’in, yine “Ulaş”a övgüler düzen epik bir şiiri yer alıyor. Bakıyoruz, “Ulaş kimdir?” diye... Ulaş bir katilmiş... Bir yabancı diplomatı kaçırıp öldürmüş. Hepsi bu. Ulaş’ın, yıllar sonra ölçüsüz övgü olarak dönecek marifeti bundan ibaretmiş...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Kekeç Arşivi