23 Ekim 2017 Pazartesi3 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:51Güneş 07:17Öğle 12:56İkindi 15:50Akşam 18:21Yatsı 19:40
    • 20°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 13°C Afyon
    • 6°C Ağrı
    • 11°C Amasya
    • 15°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 15°C Artvin
    • 19°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 107.303 -1.09
  • Altın: 152,986 1.22
  • Dolar: 3,7141 1.19
  • Euro: 4,3624 0.88

Kaçırılan goller

Engin Ardıç

Savaş kazanılmış, Almanya ezilmişti... Faşizm tehlikesi ortadan kalkmıştı.
İçeride de, yalnız muhalefet edenler değil, ileride muhalefet edebileceğine dair en küçük bir kuşku bulunanların hepsi öldürülmüştü!..
"Kollektivizasyon" tamamlanmış, üretim biçimi ve ilişkileri değiştirilmiş, aristokrasi ve burjuvazi tasfiye edilmişti...
Artık rejimin demir kasnakları azıcık gevşetilebilir, insanlara azıcık daha nefes alma olanağı sağlanabilir, rejim güleryüzlü olmasa bile azıcık sırıtabilirdi...
Ortadan kaldırılmış olan "özel hayat" azıcık geri gelebilirdi...
Yıl 1945, 1946 falan... Ülke, Sovyetler Birliği...
Herkes, başta Rus aydınları olmak üzere, Stalin'in artık azıcık da olsa "yumuşayacağını" sanıyor, bunu umuyor, bunu bekliyordu...
Stalin tam tersini yaptı.
Toplumu büsbütün sıkıladı.
Zaten derin bir umutsuzluk içinde bunalmış, şaşırmış kalmış olan Sovyet insanını iyice yalnızlığa, umarsızlığa itti. Erkekler alkolik, kadınlar orospu oldular. Yaşamanın ne tadı vardı ne tuzu... Çalışmanın da, üretmenin de hiçbir keyfi ve anlamı kalmamıştı.
Buna benzer müthiş bir hayal kırıklığı, aynı yıllarda başka bir ülkede de yaşandı. Türkiye'de.
Savaş bize bulaşmadan sona ermişti, yoksulduk ama hiçbir köşemiz yanmamış yıkılmamış, bir vatandaşımızın bile burnu kanamamıştı (Refah gemisiyle birlikte batanlar hariç)...
Devletin kasası altın doluydu, döviz doluydu. Paramız değerli ve önemli bir paraydı.
Devrimler tutmuş, cumhuriyet rejimi oturmuş, "gericilik" ezilmişti.
Ya da hiç olmazsa öyle görünüyor, öyle sanılıyordu...
Herkes, İsmet İnönü'nün artık nihayet bir "kalkınma hamlesi" başlatacağını, bir yatırım ve sanayileşme atılımına girişeceğini sanıyordu. Altyapı hazırlanmış, vakit gelmişti. Artık "önce eğitim" bahanesine gerek kalmamıştı.
İnönü, hiçbir şey yapmadı.
Çankaya'da beş yıl daha oturdu. Öylece oturdu.
Diktadan vazgeçti, "çok partili hayata" yeniden döndü, 1925'te rafa kaldırdığı sisteme 1945'te dış güçlerin baskısıyla yeniden izin verdi ama...
"Çok partili düzende seçim kazanmak" için hiçbir şey yapmadı, kılını bile kıpırdatmadı!
Futbolcunun takım arkadaşına "al da at" demesi gibi, Demokrat Parti'ye "gel de geç" dedi sanki. Kimbilir hangi cahil spor yazarının son yıllarda yeni uydurduğu bir deyimle, "asist yaptı".
Tıpkı bugün de, partisinin, seçim kazanmak için hiçbir şey yapmadığı gibi.
Öyleyse, kazanamayacaktır.
"Stepne" bile değildir, bir siyasi zavallılık anıtıdır çünkü. İki yolsuzluk yakalayıp iki puan alınca seviniyor...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.