24 Temmuz 2017 Pazartesi29 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:56Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:37Yatsı 22:18
    • 29°C Adana
    • 31°C Adıyaman
    • 19°C Afyon
    • 20°C Ağrı
    • 21°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 33°C Antalya
    • 22°C Artvin
    • 25°C Aydın
    • 21°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,669 -0.01
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

“Okuryazar mısın, Uyurgezer mi?”

Ahmet Doğan İlbey

Kahramanmaraş doğumlu, eğitim fakültesi mezunu, uzun bir aradan sonra târih fakültesine devam eden, velut bir okuyucu, kitap kurdu, Mostar dergisinde bir süre editörlük ve yayın müdürlüğü yapan, bu dergiden başka Aşkar ve Edebi Fikir dergilerinde yazan, Mostar Yayınları arasında “Kubbelerin Gölgesinde  İslâm Şehirleri” adlı başucu değerinde kitap yayınlayan ve “Semerkand-Mostar Gençlik Konferansları” koordinatörlerinden ve en mühimi de Fikir Dükkânı müdavimlerinden Mehmet Raşit Küçükkürtül’ün “Semerkand Genç Okur Kitaplığı” yayınları arasında Aralık 2015’de çıkan “Okuryazar mısın, Uyurgezer mi?” adlı kitabından bahsetmek istiyorum.   

Bu güzel ve faydalı kitap her soruya cevap veriyor. Şu sorudan başlayalım: “sözlü kültürden yazılı kültüre nasıl geçildi?” Elimizdeki kitabın bu başlık altında verdiği cevabı genç okuyucu ve yazar adayları iyi okumalı:“Büyük savaşlar, doğal âfet, kıtlık, göç, salgın hastalık gibi birçok sıkıntıyla karşılaşan toplumların; bunları destanlar, ağıtlar, masallar, hikâyeler yoluyla dilden dile aktardığını biliyoruz. Sözlü kültürler; kuvvetli hafızaların, güngörmüş ihtiyarların, türkülerin, şiirlerin üzerinden devam eder. Bu, toplumun 

dilini ve hafızasını koruyarak kendini koruma çabasıdır. ‘Söz uçar yazı kalır' vecizesi yazıyı yüceltmek için değil, sözü yüceltmek için söylenmiştir. Bugün hâlâ üzerine eklene eklene bir milyon mısraa yaklaşan Manas destanı, Kırgız toplumunun direnç göstermesinin bir örneğidir. Anadolu’da da hafızalarıyla öne çıkan körleri Kur’ân-ı Kerim hafızlığına göndermek bir gelenekti. Sözlü kültür, yani konuşma ve dinlemeyle sınırlı dil faaliyeti, toplumların varlıklarını devam ettirmelerine yetebiliyordu. Sözlü kültürle birlikte her toplum, kendi içinde büyük bir aile gibiydi. Ancak kabileyi aşıp millet olabilmek, ümmet olabilmek ve şeriatın, hukukun bir takipçisi olabilmek için yazılı kültür gerekliydi.” (s.12)

Demek ki millet ve medeniyet mertebesinde yazılı kültüre geçmek şart olduğunu öğreniyoruz. Hususen gençlerimiz hemen şu sorunun cevabını da merak edip okumalıdır: 

“YAZILI KÜLTÜRÜMÜZ NEREYE DAYANIR?” 

Hülâsa olarak, “… ilk yazıyı İdris (a.s.) yazdı. Birçok peygambere kitaplar ve sahifeler gönderildi. Bir resul, ahirete göçüp kendisinden sonra kitap yahut sahife bırakmışsa, bunların getirdiği hükümleri, şeriatı devam ettirmek gerekiyordu. Bazan kitapla gönderilen bir resulün ölümüyle bir başka nebinin gönderildiği ve kitap bırakan resulün şeriatını devam ettirdiğini görüyoruz. 

Kur’ân-ı Kerîm’in yirmi üç yılda peyderpey indirilip Kur’ân ve Sünnet’le bir milletin meydana çıkmasıyla büyük bir yazılı kültürün de temelleri atılmış oldu. Kur’ân’ı anlamak, yaymak, hayat tatbik etmek için kıraat, fıkıh, hadis, kelâm, sarf-nahiv, belâgat gibi birçok ilmî disiplin ortaya çıktı…”Bu kitaptan öğreniyoruz ki, yazılı kültür, dinin, şeriatın ve tezahürü medeniyetin devamı için elzemdir. 

“ÇOK OKUYAN İNSANLAR NEDEN VAR?”

Modern zamanlarda çok okumak ve çok okuyan birisi olmak bir statü hâline geldi. Oysa bu zararlı ve kendi kültürümüzü hatmetmenin bir yolu değil. Bu hastalıklı iptilânın sebep ve çâresini yine “Okuryazar mısın, Uyurgezer mi?” kitabının 19. sayfasından okuyarak öğreniyoruz. Unutulmamalı ki, sözüm evvela gençleridir Hülâsası şu:

“… ‘Çok kitap okuyun’ propagandasına maruz kalmayan var mı? Evet, mutlaka hepimiziz.  Çok kitap okuyan birini nasıl hayâl ederiz? Bir kere gözlüklü ve ukala biridir. Bir kitabı bitirir, öbürüne geçer. Yığınla kitabı vardır. Bu çok kitap okuyan kişi, genelde orta yaşlı bir erkektir. Kitap rafları arasına gömülmüş bir insan… Çok kitap okuyan bir insan olmak ne sıkıcı bir ödevdir!  Bir de hepimize vicdanî bir baskı uygularlar. ‘Çok okuyun, çok okuyun!’ Çok kitap okuyun propagandası modern bir hurafedir.  Çok kitap okuyan adam ise bu modern hurafenin doğurduğu bir tiptir.”

“ÇOK KİTAP OKUYUN! HURAFESİ NASIL ORTAYA ÇIKTI” 

Demek ki modernler, yâni Batının hayat tarzı ve zihniyetini tavsiye edenler, bizi kandırmışlar, beynimizin sulanmasını, dolayısıyla kendi kültürümüzün temel kitaplarıyla âşina olmamızı engellemek istemişler. Bizi bu modern hurafeden kapılmamamızı hatırlatan elimizdeki kitaba döne döne teşekkür etmemiz lâzım. 

İnanın, yetişkinler de dâhil gençler bu hurafenin pençesinde kıvranıyorlar.   

Kitabı sürmeye devam edelim:

“MATBAA İYİYDİ DE BİZ Mİ İSTEMEDİK?”

“…Bu hurafe birçok sevimsiz şeyin ortaya çıktığı Avrupa’da kök salmaya başladı. … Modern hayat kendine uygun tekniği de üretmiştir. …Matbaa, belirtileri görülmeye başlayan modern kültürün unsurlarından biri olmuştur. Millî dillerin, siyaset, ticaret, edebiyat gibi sahalarda kullanılması, kitap sayısının matbaa faktörüyle çoğalması, ‘çok kitap okuyun’ hurafesine doğru gelinmesinde önemli bir faktörlerdir.  Matbaa başlarda çok ilkel ve kalitesizdi. Bizim matbaayı istemeyişimizin sanıldığı gibi, ‘Hattatlar işinden olur!’ düşüncesinden değildi. Matbaadan çıkan bir kitap, aslında bugün bile kalite, dayanıklılık, estetik gibi ölçülere vurulduğunda hattatların, ciltçilerin, müstensihlerin vb. elinden çıkan kitabın çok gerisindedir. Gayrı Müslimlere benzememeyi kendine şiar edinen Müslümanlar ,’gâvur icadı’na biraz da bu yüzden mesafeli davranmışlardır. Çünkü gâvurun itikadı bozuk olduğu için kötü bir hayatı ve anlayışı vardı; elbette onun çıkardığı icat da düşük olacaktı. ‘Çok kitap okuyun!” modern hurafesini doğuran en güçlü sebepler ise iktisadî, yâni ekonomik sebeplerdir. … Sanayileşme ile nüfus patlaması oldu. …’Zorunlu eğitim’ çıktı. Fabrikatörlere ‘biraz okumuş’ insan lâzımdı. Okuryazar sayısı hızla arttı. Geniş kitlelerin okuyazar olabilmesi için temel eğitim basitleştirildi. Okuryazar olabilmek kolaylaştırıldı.  ‘Tüketim çılgınlığı’, reklâm ve pazarlama sektörleri yeni üretim-tüketim tarzının sonuçlarıydı.  Kitap da bundan etkilenecekti. …görgüsüzlüklerden, ve zorbalıklardan doğan modern hayata uygun bir ‘kitap’ mantığı çıktı.  Zorunlu eğitimle birlikte ucuzlaşma, basitleşme geldiyse; kitapta da benzeri görüldü. Daha çok kitap satma, reklâmla ve pazarlama teknikleriyle kitap satma revaç buldu.  Fantastik kitaplar, vampir romanları revaç buluyorsa başka bir dönemde serüven ve polisiye kitapları öne çıktı.”

“KİTAP MODASI”

Modernizmle birlikte hayatın her cephesini moda sardı. Her şeyin modası var ve bir süre sonra yeni moda çıkıyor, öncekinin hiçbir değeri yok ve çöpe atılıyor. Kitap da bundan nasibini aldı. Günümüzde insanlığa zarar veren bu problem hâlâ çılgınca sürüyor.  Kitap modası ciddî bir problem…  Elimizdeki gerçekten faydalı ve uyarıcı kitap bu hususta ne diyor. İşte bu birkaç cümle:“…O kitaptan öbürüne geçmek gibi alışkanlıklar doğmuş oldu. Çok tutan filmin hemen devamının çekilmesi gibi kitap serileri çıkmaya başladı. Saatlerce zaman ayırıp beş altı kitaptan oluşan bir seriyi okuyorsunuz, bitiyor? Sonrası yok, aslında iki saatlik film izleme ‘eğlence’sinin kitaplaşmış hâli. Dün cebinizde kumaş mendil taşırken, bugün kağıt mendil taşımaya başladınız. ‘Kullan at’ mantığı işlesin ki yeni kağıt mendil alasınız. Dayanıksız, kullanışsız…. Kitap da üretilirken böyle dayanıksız, kullanışsız üretildi. Kağıt kalitesi ve cilt, maliyet adına çok çok düşürüldü. Kitap bu kadar ucuza getirildiğine getirildiğine göre demek ki içindeki de korunmaya o kadar layık bulunmuyordu…

“OKUYALIM MI, SATIN MI ALALIM?”

“… ‘Çok kitap okuyun’ hurafesinin kökeninde biraz da ‘Çok kitap satın alın!’ propagandası yatar. İhtiyacınız olanı değil, popüler olanı alıyorsanız siz de bu tuzağa düşmüşsünüz demektir. Türkiye’de 2013 yılında 40.000’den fazla kitap yayımlanmıştı. Bunun kaç tanesi vitrinlerde görülmüştür? Kitap, modern dünyanın üzerinde yükseldiği zorbalık, görgüsüzlük, kirlilik ve anlayış kıtlığından zararları bugünkü şeklini almıştır. …. Kitap fabrikada üretilir gibi ucuz, dayanıksız bir mala dönüştürüldü. Reklâmcıların, pazarlamacıların kışkırtmalarının ve yersiz abartmalarının pençesine düşmüştür.  Bugün vitrinlere, rafa giren kitapların birçoğu bu zafiyeti taşımaktadır.”

“ÇOK KİTAP OKUYUN HURAFESİNDEN ÖNCE BİZ NE 

YAPIYORDUK?”

Genç okuyuculara söylüyorum; bu başlık altındaki satırları iyi okuyun ve bir nebze olsun modernizmin kirlettiği idrakiniz temizlenecektir. Modern zamanlardan önce biz ne okur, nasıl okurduk? Elimizdeki kitabı dinleyelim:“Bu hurafeye nasıl kapıldık? Bu hurafeye kapılmadan önce ne yapıyorduk? Nasıl bir okuma tarzımız vardı? Meselenin en önemli kısmı burasıdır. … Bu kadar sıkıcı bir okuma tarzımız yoktu. Modern okuma tarzı yüzünden, yâni bizim okuma kültür kodlarımıza ve hayat tarzımıza uymayan bu ‘okuma davranışları’ yüzünden birçoğumuz okumaktan gıcık kapıyor. Okumaya uzak duranların davranışları, şikâyetleri bunu gösteriyor. Bizim kendimize ait okuma tarzımız hakkında fikir ve bilgi olursak, nasıl olur?”

“HAYATIN MERKEZİNDE HEP O VAR!”

“… biz Müslümanların hayatının merkezinde Kur’ân-ı Kerîm vardır. Bir Ancak içinde bulunduğumuz modern okuma hurafelerine kapılmamızda 1928 yılı bir dönüm noktası olmuştur. 1928 yılında Kur’an harfleri terkedilerek hıristiyanların kullandığı Latin alfabesine geçildi. Halbuki bizim okuma kültürümüzü baştan sona Kur’an belirlemiştir. Kitabı elimizde nasıl tutacağımız gibi gündelik davranışlarımızdan tutun da okuma fiilinin nasıl gerçekleşebileceğine kadar hemen her şeyde yüce kitabımızın tesirini görürüz. Meselâ bugün kitapları rafa dik bir vaziyette, yan yana diziyoruz. Eskiden kitaplar dik vaziyette değil, yatırılıp üst üste koymak suretiyle dizilirdi. Bugünkü tarzda kitabın raftan çekip alma kolaylığı var. Ancak uzun vadede kitabın kenarlarından, sırtından ayrılmaya ve dağılmaya başladığı görülür. …. Eski tarzda ise istenilen kitabı almakta zorluk vardır. En alttaki kitabı almak için istif edilmiş kitapları kaldırmak sonra da istenilen kitap alınınca tekrar aynı yere istif etmek zahmeti vardır. Fakat uzun vadede kitap zarar görmediği, cildinin kapağının korunduğu görülür. Bu, bir Müslümanın eşyayla kurduğu ilişkinin bir tezahürüdür, inceliğidir…” (s. 25- 26)

“KİTAP DENİNCE NE ANLAŞILIR?”

Kitap kavramını, kitabın ne mânaya geldiğini, bizim medeniyetimizde bütün kitapların kaynağını ne olduğunu modern eğitim ve okuma sistemi öğretmez, dolayısıyla modernler de kitap asıl mânasını bilmezler. Bu can alıcı mevzuun cevabını yine “Okuryazar mısın, Uyurgezer mi?” kitabından alalım:“Kitap kavramının oluşmasında, kitaba ne gözle bakacağımızın belirlenmesinde birinci derecede rol oynayan yine Kur’ân-ı Kerîm’dir. Kur’an ile birlikte bütün insanlığın kitaba bakışı değişmiştir. Yâni kitaptan ne anlaşılacağı köklü bir değişime uğramıştır…. Kitap kelimesinin kendisi, Kur’ân-ı Kerîm’in özel adlarından biridir. Özel bir ad, genelleşmiş ve bir miktar sayfayı iki cilt arasına aldığımız bütün nesnelerin adı olmuştur...”

Hâsıl-ı kelâm, mevzu ettiğimiz kitabın okuryazarlık ve kitap hakkında bir hayli faydalı, düşündürücü bölümleri var. Okuryazarlık hususunda ciddî ve samimi olanların, kitaptan başlıklar verdiğimizde eminim alâkaları artacak ve bu kitabı âcilen okumak ihtiyacını duyacaklardır:

 Kitap Yalnızca Seçkinler İçin Değildir /

Kitap okumak karın doyurur mu? / 

Kitap okurken nasıl niyet edilir?/ Kim bu okuryazar? /

Elifi mertek sananlar / Binâ Okuru / Bildiğin okuryazar /

Bilgiç kurbağa / Can sıkıcı 

dört göz / Allâme-i cihan / Kitap Okuma alışkanlığı kazanmak istiyorum / 

Çevremizde kimler var? / Derdini söyle kitabını bul! / Kitap ne işe yarar? / 

Kitaba hayatında nasıl yer açarsın? / Okuma koltuğu/ Kitap nasıl okunur? 

/ Kitap türü neden önemli? / Niçin okuyacağınıza karar ver! / 

Okuduklarınızı geleceğe saklama yöntemi / Zamanı ve mekânı iyi belirle / 

Okumak yalnızca gözlerle olmaz / Kitap okuma âdabı / Babaannem nasıl 

okuyor? / Okumaya nereden başlamalı? / Kitaplar nasıl çöpe atılır? / 

Nereden başlayacağını bilemeyenler için… / Kur’ân-ı Kerîm okumak / 

Başucu kitapları / Kütüphâneleri nasıl değiştiririz? / Kütüphâne ne işimize 

yarar? / Kütüphânelerden nasıl istifade ederiz? / İdeal kütüphâne nasıl 

olur? / Kendi kütüphâneni nasıl kurarsın? Kendi kütüphâneni kurarken… 

/ Bu kitapların hepsini okudunuz mu? /Arşiv tutarsan ne olur? / Mustafa 

Zülkadiroğlu’nun arşivine ne oldu? / O kitabı satın almak istediğinden 

emin misin? / Kitap satın alırken nelere dikkat etmelisin? / Kitaplar pahalı 

mı? / Kitap aldıktan sonra… / Hızlı okuma kavramı nereden çıktı? / 

Mesajınız iletilemedi! / İletişim kurarken / Görüş ve Kanaat ifade ederken / 

Kendini daha doğru ifade edersin! / Konuşarak mesajlaşma / Yazışarak 

mesajlaşma / Yavaş oku, hızlı yaz / Not defteri kullanmak ne işine yarar? / 

F Klavyede on parmak yazmayı öğren / Dolma kalem kullan / İyi bir 

defterde aranacak özellikler / Kitaplığındaki defterler / emel yazma 

becerilerini neden kazanamıyoruz? / Okuryazarlık bir bütündür

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.