23 Mart 2017 Perşembe25 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:29Güneş 06:56Öğle 13:18İkindi 16:42Akşam 19:27Yatsı 20:47
    • 22°C Adana
    • 14°C Adıyaman
    • 14°C Afyon
    • 2°C Ağrı
    • 13°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 19°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 23°C Aydın
    • 15°C Balıkesir
  • BIST: 90.056 0.28
  • Altın: 145,047 -0.16
  • Dolar: 3,6129 -0.11
  • Euro: 3,8964 -0.30

Sorumluluğumuzu Unutmayalım

Cemal Nar

Yaşadığımız yerde koca bir yangın varsa ne yaparız?

Yangından şikayet mi?

Yangının çıkış nedenlerini araştırmak ve istatistikleri incelemek mi?

Yangınların birey ve toplumlara, devlet ve medeniyetlere verdiği zararı din, ahlak, iktisat, idare, hukuk ve içtimaiyat açısından tahlil ve terkibini yapmak, yangın felsefesini tartışmak mı?

Yoksa evvela itfaiyeye telefon etek, sonra da bir satır su alarak yangına doğru koşmak mı?

İşin maddi olan kısmında pek ihtilaf etmeyiz. Sanırım herkes son şıkkı seçer.

Peki ama işin maneviyat boyutunda neden bu kadar net değiliz?

Mesela İslamsızlık manevi bir yangındır ve İslam bizden hassas gönüller ister. Toplumda hidayet bekleyen birçok insan var. Bir Mü’min olarak bunda hem fikiriz. Fakat “neden ve niçin” tartışmalarına girerek ve uzun boylu konuşarak felsefe yapmak yerine, koşmalı ve  hidayet bekleyenlerin elinden tutmalı, hidayetine vesile olmalı değil miyiz?

Niçin bunu yapmada gevşeklik gösteriyoruz?

Cenâb-ı Hak buyuruyor: “Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonun Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir.” (Bakara, 148)

Rasûlullah (sav) da şöyle buyurur: “Allah’a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk’ın senin aracılığınla bir tek kişiyi hidayete kavuşturması, senin, en kıymetli dünya nimeti olan kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır.” (Buhârî, Fezâilü’l-ashâb 9, Meğâzî 38; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 34)

Kırmızı develer peşin verilseydi koşacağımız yerde, veresiye verilince ilgilenmemek, yoksa verilen söze inanmamaktan mı kaynaklanıyor?

Sakın öyle olmasın?!

İmâm-ı Âzam Hazretleri’nin, tıpkı ashâb-ı kirâm gibi kendisini toplumdan mes’ûl hisseden yüce bir İslâm şahsiyeti sergilediği şu misâl, bizler için güzel bir numûnedir:

İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe Hazretleri’nin komşularından ayyaş bir genç vardı. Bu genç, sabahtan akşama kadar içer, geceleri de yerinde duramaz nâralar atıp küfürler savurarak etrafı dayanılmaz derecede rahatsız ederdi.

 

Bir gece gencin attığı nâralar kesilince, İmam sabahleyin gidip gencin başına bir hâl gelip gelmediğini araştırdı. Arkadaşları, içki yüzünden kavgaya karışıp hapse atıldığını söylediler. Ebû Hanîfe Hazretleri bu duruma çok üzüldü. Hapishâneye giderek yetkililerden onu serbest bırakmalarını ricâ etti. Memurlar ancak kefâlet ile serbest bırakabileceklerini söyleyince İmâm-ı Âzam Hazretleri kefil oldu ve sarhoş komşusunu hapisten kurtardı.

Durumu öğrenen genç, derhâl İmâm’ın yanına koşup nedâmet gözyaşları döktü. Artık içkiye tevbe ettiğini söyledi. Bundan sonra ona lâyık bir komşu ve talebe olacağına söz verdi. Büyük İmâm, gence şefkatle baktı ve hüzünlü bir sesle:

“–Delikanlı; görüyorsun ya, seni gerçekten biz ziyân ettik! Sana ulaşma gayretini gösteremedik. Asıl sen bize hakkını helâl et!” dedi.

İmâm-ı Âzam Hazretlerinin bu şuurunu en güzel şekilde kavrayarak hayatımıza tatbîk etmeye ne kadar muhtâcız!

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.