Gerçek Bayramların Özlemiyle…

Gerçek Bayramların Özlemiyle…

Ramazan bitiyor. Bayram geliyor. Herkes bayram hazırlığı ve bir koşuşturma içerisinde…
Geleneksel alışkanlıklarımızın bize verdiği duygularla, yaşanması gereken bir süreç olduğunu düşündüğümüz, inandığımız ve şartlandığımız bir bayram mı yaşıyoruz?
Acaba gerçekten bayram mı yapıyoruz; yoksa bayram yapıyor gibi mi yapıyoruz?
Acaba gerçekten bu bayramı hak ediyor muyuz; yoksa neyin bayramını kutluyoruz?
Bu Bayram dini bir bayram… Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.v.) yaptığı için kutladığımız bir bayram.
Peki her vesile ile dine ve dindarlara saldıranlar, namaz kılmayanlar, oruç tutmayanlar, fitre vermeyenler, kendilerini Allah’a karşı sorumlu hissetmeyenler niye benim bayramıma şeker bayramı adını vererek kutluyorlar?
Bayram, bir mutluluğun toplumca paylaşımı değil mi? Gerçekten biz hangi duyguları, hangi ortamları, hangi imkânları paylaştık da bayramını kutluyoruz?
Biz hangi mutluluğu paylaşıyoruz?
Ramazan Bayramı, diğer adıyla “iydul fıtr” fitre bayramı…
Toplumca bir ay boyunca medya eşliğinde dinsel ve ruhsal; kafa ve gönül karışıklığı ve çalkantılar içinde geçiriyoruz. Eğlence ve hokkabazlık ayına dönüştürülen Ramazanı gerçek anlamından uzak bir şekilde yaşadıktan sonra üstüne bir de bayram mı yapıyoruz?
“Ey Ramazan, nasıl da seninle dalgamızı geçtik!” “Bu sene de seni atlatmayı başardık.” der gibi.
Acaba gafilce girdiğimiz Kur’an ayından yine gafilce mi çıkıyoruz?...
Kur’an’ın nuru beyinlerimizi ve gönüllerimizi hiç aydınlatmadan mı geçip gitti yoksa bir ay…
Bu ayda Kur’an’ın anlamını okumaya ne kadar zaman ayırdık, yiyip içmekten mahrum kaldığımız gündüzlerin gecelerinde, kaç kilo aldık?
Kur’an’ın gösterdiği yolu, Kur’an’ın rehberliğini öğrenmek, kavramak adına kazanımlarımız ne oldu ki, kadir gecesini ve bayramı kutladık?
Gerçekten bu bayram bizim bayramımız mı; biz bu bayramı hak ediyor muyuz?
Hz. Peygamberin döneminde olduğu gibi Kur’an anlaşılmasın diye gürültü eden, el çırpıp, alkış tutan sapkın medya eşliğinde mi bu bayramı kutluyoruz?
İnsanların yardımlaşma duygularını körelten şer odaklarının oyunlarına geldikten sonra mı bu bayramı kutluyoruz?
Hiçbir iyilik yapmadan, yardımlaşmadan, etrafımızdaki yetimlere, yoksullara, çaresizlere bakmadan, birbirimizi ağırladığımız iftar sofralarının ardından bayram yapacağız öyle mi?
Dünyanın her yerinde açlık, sefalet, ölümler, zulümler, haksızlıklar kol gezerken, “Müslümanlar kardeştir.” Ayetini bir tekerleme gibi algılayıp, zor durumdaki kardeşlerimize yardım elimizi uzatmayı aklımızdan geçirmeden nasıl bayram yapabileceğiz?
Ramazanda Allah’ın istediği gibi; on bir ay da kafamıza göre yaşayabileceğiz diye mi bayram yapıyoruz?
Hayır, bunlardan Allah’a sığınırız, diyorsanız;
“Allah’ın vahyi gönlümüzü aydınlatmaya başladı, Bir ay değil bir ömür Kur’an’ın rehberliğinde yeni bir hayata adım attık, Müslüman kardeşlerimizle sağlam bir bağ kurduk, yetimleri görüp gözetmeye, yoksulları, düşkünleri, çaresizleri, ihtiyaç sahiplerini fark etmeye başladık. Asıl onların bayram yapması için elimizden geleni yapıyoruz” diyebiliyorsanız…
Bayramınız kutlu olsun!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi