24 Temmuz 2017 Pazartesi29 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:56Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:37Yatsı 22:18
    • 34°C Adana
    • 35°C Adıyaman
    • 27°C Afyon
    • 30°C Ağrı
    • 28°C Amasya
    • 27°C Ankara
    • 39°C Antalya
    • 25°C Artvin
    • 35°C Aydın
    • 32°C Balıkesir
  • BIST: 107.115 0.25
  • Altın: 143,813 0.79
  • Dolar: 3,5581 0.61
  • Euro: 4,1457 0.60

Sorun sistemde ama sistemin sorumlusu kimler?

Abdulkadir Özkan

Tek parti iktidarında koalisyonlarda yaşanan benzer bir siyasi kriz ortaya çıktı. İktidar yanlısı medya bu krizi kişisel bir takım sürtüşmelere değil, sisteme bağlıyor. Bu yaklaşımda haklılık payı olmakla birlikte bugün sorumlu tutulan sistem kimin eseri? AK Parti iktidarının değil mi? Bu soru üzerinde nedense hiç durulmuyor. Siyasi sistemler kendiliğinden ortaya çıkmaz. Ya seçilmişler ya da darbeciler eliyle oluşturulur. Ülkemizde uzun yıllar darbecilerdin isteği doğrultusunda oluşturulan, seçilmişleri asker-sivil bürokratların denetiminde tutan bir sistem hâkim oldu. Bu sistem sakıncalı idi. Buna son verilmesi asker-sivil bürokratların siyasete müdahalesinin önlenmesi gerekiyordu. Özellikle her Cumhurbaşkanı seçimi öncesi bir takım çevreler kimin seçilmesi gerektiği hususunda devreye girdiler. Meclis üzerinde oluşturulan baskılar nedeniyle de asker-sivil bürokratların seçilmişler üzerindeki etkisini sürekli kılacak isimler Cumhurbaşkanı seçildi. Meclis zaman zaman bu zorlamalara direndi ama ciddi kriz dönemleri yaşandı. Bunun sonucu olarak tek başına Cumhurbaşkanı’nı seçebilecek çoğunluğa sahip AK Parti’ye adayını seçtirmeyecek bir takım yasal engeller icat edildi ve maalesef Cumhurbaşkanı seçilemeden Necdet Sezer ile erken seçime gidildi. Seçimlerin ardından AK Parti kendi adayı Gül üzerinde ısrarını sürdürdü ve neticede seçilmesini sağladı.

Gelecekte benzer sıkıntıların yaşanmaması için en sağlıklı yol Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesiydi. Bu yönde yapılan anayasa değişikliği referandumda kabul gördü ve yürürlüğe girdi. Böylece siyasette gereksiz krizler yaşanmayacak deniyordu. Ancak, geldiğimiz noktada Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmiş olması sebebiyle siyasete siyaset dışı müdahale ortadan kalktı ama Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında sürtüşmelerin yaşandığı kulaktan kulağa fısıldanmaya başlandı ve sonuçta Başbakan Davutoğlu AK  Parti’yi olağanüstü kongreye götürme kararı aldı. Bu kararı kendi iradesiyle mi yoksa Cumhurbaşkanı’nın isteği ile mi aldığı aslında çok önemli değil. İktidara yakın bazı isimlerde Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki ihtilafı, “AK Parti duruma el koydu süreci Erdoğan yönetti” diyerek gelişmelerde Başbakan Davutoğlu’nun fazla bir dahli olmadığını belirtiyorlar. Aslında bu da çok önemli değil. Önemli olan bugünkü anayasal durumun sahibi olan AK Parti yöneticilerinin hesap vermesi gerekmez mi? Yani, yapılan anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesinin önü açılırken yapılması gereken daha önemli bazı hususların unutulmuş ya da atlanmış olduğunu, bunun sebeplerini millete izah etmeleri gerekmez mi? Ciddi bir kriz yaşanıyor ama olay genellikle kişisel değil sistem sorunu olarak izah ediliyor. Elbette bugün gelinen noktada sistemin önemli payı var. Ama aynı partiden kişiler daha uyumlu bir şekilde ülkeyi yönetemezler miydi? Geçmişte yaşananların sebebi siyasete siyaset dışı güçlerin müdahalesiydi. Bugün için böyle bir durum yok. Olsa bile bu yöndeki niyetler ortaya çıkmış görünmüyor.

Derdim birilerini suçlamak değil. Sadece AK Parti iktidarının işler terse gittiğinde ya da bir kriz ortaya çıktığında birilerini suçluyor, yönetimde olanların hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi davranıyor olmasına dikkat çekmek istiyorum. Bazen aldatıldıklarını, bazen yanıldıklarını söyleyip sorumluluktan kurtulma yoluna gidiliyor. Son krizin sistemle yakından ilgili olduğu kabul edildiğine göre yapılan anayasa değişikliği niçin eksik bırakıldı. Yıllardan beri gündemde olmasına, iktidar partisi sözcüleri tarafından ısrarlı bir şekilde savunulmasına rağmen ilk anayasa değişikliğinde bu tür krizleri önleyecek düzenleme niçin yapılmadı? Kısacası, başkanlık sistemine o zaman niçin geçilmedi? Bugün ısrarlı bir şekilde iktidar yanlısı medya başkanlık sistemine insanımızın hazır olduğu vurgusunu yaparak, devlette ikilik olamayacağını, bunu önlemenin yolunun da başkanlık sisteminden geçtiğini vurguluyor. Tekrar ediyorum bu söylenenlerde önemli ölçüde gerçeklik payı var ama bir kalemde yıllar önce sağlanmadı da, başkanlık sistemine geçiş takside mi bağlandı?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.