23 Temmuz 2017 Pazar28 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:54Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:38Yatsı 22:19
    • 32°C Adana
    • 36°C Adıyaman
    • 30°C Afyon
    • 28°C Ağrı
    • 26°C Amasya
    • 29°C Ankara
    • 31°C Antalya
    • 22°C Artvin
    • 39°C Aydın
    • 32°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,689 1.13
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

NATO ve AB’nin tavrı samimi değil

Abdulkadir Özkan

Başlıkta belki ABD’yi de zikretmem gerekirdi. Ancak, ABD’nin tavrının çirkinliğini, ikiyüzlülüğünü dünkü yazımda ifadeye çalıştığım için bugün sadece AB ve NATO konusu üzerinde durmak istiyorum. Aslında AB konusundaki düşüncemin o kapının terk edilmesi, kendi hallerine bırakmak olduğunu okuyucularım bilirler. Çünkü AB bir Hıristiyan kulübü olduğunu her fırsatta dile getiriyor, Türkiye’yi de Müslüman olduğu için aralarına almak istemiyorlar. Ama Türkiye’ye ihtiyaçları da olduğu için tamamen çekip gitmesini de istemiyor, kapıda beklememizin yararlı olduğunu düşünüyorlar. Bu hususlar okuyucularım tarafından biliniyor olmakla beraber yönetim kademesinde bulunan esas bilmesi gerekenler ya bilmiyorlar ya da bilmezden gelmeyi tercih ediyorlar. Bu noktada Suriye’de çatışmaların sebep olduğu gelişmeler sebebiyle AB ve NATO ile ilişkilerin Türkiye’yi oyalamaya yönelik olduğunu, soruna çözüm bulmak hususunda AB’nin de NATO’nun da arada bir edilen bir takım laflardan öteye geçmediğini görmek gerekiyor.

Bilindiği gibi Suriyeli mülteciler ülkemize yığılıp, kendilerine sığınacak yeni yerler arama bazında çeşitli yollarla AB kapılarına dayanınca birdenbire AB ülkelerinin aklına Türkiye geldi. Çünkü yüz binlerce mülteciyi içlerine almak gibi bir niyetleri yoktu. Bunun için mülteciler AB kapılarına dayanmadan bir yerlerde tutulması gerekiyordu. Bunun için de en uygun ülke Türkiye idi. Zaten Türkiye inancı gereği ve insani duygularla mültecilere kapılarını açmış, insanımız da elindeki bir ekmeği kendisine sığınmış olan insanlarla paylaşıyordu. Kısacası Türkiye Suriyeli mülteciler için önemli bir toplanma yeriydi. Ancak, Türkiye de giderek sayıları artan mültecilerin ihtiyaçlarını karşılamada zorlanıyordu. İşte bunu fırsat bilen AB ülkeleri bir miktar maddi destek ve özellikle de vizelerin kaldırılması gibi iki maddelik bir teklifle geldiler. Bu arada vizelerin kaldırılması hususunda yerine getirilmesini istedikleri 72 maddelik bir listeyi de önümüze uzattılar. İktidar yoğun bir Meclis çalışması sonucunda bu listede yer alan hususların büyük bir bölümünü yerine getirdi. Ancak, AB bununla yetinmedi, ısrarlı bir şekilde Türkiye’nin terörle mücadelede elini zayıflatacak bir istekte bulundu. Terör tarifinin yeniden ve AB normlarına göre yapılmasını isteniyordu. Bu noktada ipler kopma noktasına geldi. Çünkü Haçlı ittifakı bir yandan Suriye’yi yaşanmaz hale getiriyor, insanlar yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalıyorlar ama bu ülkede barışın sağlanması için ciddi bir adım atmıyorlar, sürekli olarak IŞİD, PYD ve PKK gibi terör örgütlerine destek vererek bölgemizde çatışmaları kalıcı kılmaya çalışıyorlar, öbür yandan da Türkiye’nin terörle mücadelede elini zayıflatacak adımlar atmasını istiyorlar. Kısacası, gerek Suriye’deki çatışmalar, gerek terör örgütleri konusunda samimiyetsiz bir tutum sergiliyorlar. Bu konuda NATO da benzer bir ilgisizlik sergiliyor. Suriye’deki çatışmalardan ve IŞİD ile mücadelede en çok Türkiye’nin etkilendiği ifade ediliyor ama bu etkiyi azaltacak hiçbir adım atmıyorlar. Böyle olunca NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in, “Müttefikimiz Türkiye, DAİŞ’in şiddetinden ve ortaya çıkardığı karışıklıktan en fazla etkilenen NATO ülkesi” demesinin ve bu değerlendirmeyi sıkça tekrarlamasının bir anlamı kalmıyor. Çünkü Türkiye’nin etkilendiği tek konu DAİŞ değil, Suriye’deki karmaşa ve çatışmadır. ABD, AB ve Rusya gibi ülkelerin Suriye’de barışın sağlanmasını istememeleridir. Suriye’de barış sağlandığı takdirde terör örgütleri ele geçirdikleri alanları kaybedecek, ülkelerini terk emiş insanların tamamı olmasa bile önemli bir bölümü ülkelerine dönecektir. Kısacası, hem terör örgütleri etkisiz hale gelecek, hem de ülkemiz mülteci yığılmasının etkilerinden büyük ölçüde kurtulacaktır. Bu yönde hiçbir adım atmamış olan NATO ya da AB’nin arada bir şikâyetçi gibi görünmelerini iyi niyetli bir yaklaşım olarak nitelendirmek mümkün değildir.

Bir yandan NATO üyesi bazı ülkeler terör örgütlerine silah ve para desteği yaptıkları bilinirken öte yandan NATO Genel Sekreteri’nin oturduğu yerden bir takım açıklamalar yapması ciddiyetle bağdaştırılamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.