24 Eylül 2017 Pazar3 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:20Güneş 06:46Öğle 13:03İkindi 16:25Akşam 19:07Yatsı 20:27
    • 25°C Adana
    • 22°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 19°C Ağrı
    • 21°C Amasya
    • 18°C Ankara
    • 29°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 18°C Aydın
    • 19°C Balıkesir
  • BIST: 104.123 0.12
  • Altın: 145,971 0.37
  • Dolar: 3,4910 -0.49
  • Euro: 4,1702 -0.46

Çavuşoğlu: ABD sözünde durmuyor

Abdulkadir Özkan

Aklınıza kafayı ABD ile bozduğum gelebilir. Çünkü ABD’ye yönelik eleştirilerimi sıkça dile getiriyorum. Ama bu benim tercihim değil. Çünkü Türkiye uzun yıllar önce ABD’yi kendisine değişmez dost ve müttefik kabul ederken bu hatayı yapmış. Soğuk Savaş yıllarında iki kutuplu dünyada Sovyetler Birliği’nin rejim ihracı ve yayılmacı politikalarından korkulduğu için kendimizi diğer kutbun kanatları altına attık diyelim. Sovyetler dağıldı ama ABD bölgemizdeki sömürüsünü her gün biraz daha pekiştiriyor. Türkiye uzun yıllar Sovyetlere karşı ABD’nin himayesinde olmasaydı şimdi ortadan silinip gitmiş mi olacaktı? Bu soruya herkes kendince cevaplar verebilir. Özellikle de, ‘geçmişin şartları ülkeleri iki güçten birinin yanında yer alamaya itiyordu’ denebilir. Ama o günler bitti. Dünyada dengeler yeniden kuruluyor. Hatta ABD’nin en çok borçlu olduğu ülkenin Komünist Çin olduğu düşünülürse sanki bizi birileri bulunduğumuz noktaya çelik çivilerle çivilemiş, hareket edemiyor, farklı pozisyonlar alamıyoruz. Diyelim ki, yabancı sermayeye olan ihtiyaç yeni bir pozisyon almamızı engelliyor, iyi de o zaman biz hayatiyetimizi toptan kaybetmiş olmaz mıyız? Bir diğer ifadeyle canlı cenaze konumuna gelmez miyiz? Sorumluluk mevkiinde olanlar bizim gibi rahat hareket edemez, rahat konuşamazlar. Ama Cumhurbaşkanı’ndan, Başbakan’a ve Dışişleri Bakanı’na kadar her gün yapılan açıklamalar ABD’nin ikiyüzlülüğü, sözünde durmayışı, Türkiye’yi değil terör örgütlerini muhatap aldığına dair. Açıklamanın ötesinde pozisyon değişikliği yapma imkânı yok ise bu açıklamaların da yapılmaması gerekmez mi? Bu noktada Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun birkaç cümlesini aktarmak istiyorum:

“Biz işin İncirlik Üssü’nün kapatılması noktasına gelmesini arzu etmeyiz. Ama ABD’nin de bunun gereğini yapması lazım ve terör örgütüne destek vermemesi lazım.

………..

ABD’nin HIMARS füze sistemleri Mayıs’ta Türkiye’ye gelecekti. Şimdi Ağustos demeye başladılar. ABD ne yazık ki, vardığımız anlaşmada sözünü tutmuyor. Maalesef ABD ve Rusya bir terör örgütünü ortak olarak görüyor ve destek veriyorlar.”

Bu açıklamalardan sonra oturduğumuz yerde biraz kımıldasak, yeni bir pozisyon alsak istiyor insan. Gerçi bu tür değerlendirmeler bazı AK Partilileri çılgına çeviriyor ve yazımın altına iki satır bir not iliştirerek, tüm meselelerin başkanlık sistemine geçilmesi ile düzeleceğini iddia ediyorlar. Doğrusu böyle bir yaklaşımı yandaşlığında ötesinde bir nitelendirmeli. Çünkü birilerinin başkanlık sistemi geldiğinde ABD’ye karşı tavrımızda ne gibi bir değişiklik yapılabilir? Bugün onun yapılamayışını engelleyen nedir? Birilerinin cevaplaması gerekir.

Aslında bu engellerin neler olduğunu görmek zor değil. Ekonomik bağımsızlığa sahip olmamak, küresel sermayeye duyulan ihtiyaç gelişmekte olan ülkelerin hareket alanını daraltıyor. Geçen hafta Sigorta Haftası’ydı ve hafta münasebetiyle çeşitli etkinlikler düzenlendi ve bu çerçevede Türk sigorta pazarının durumu tartışıldı. Tartışmalar sırasında Türk sigorta pazarında yabancı sermayenin payının yüzde 72 olduğu belirtildi ve aradan geçen yaklaşık bir haftaya rağmen bu değerlendirmenin yanlış olduğuna dair bir açıklamada gelmedi. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın (İMKB) bir zamanlar yüzde 70’inin yabancı sermayenin elinde olduğu ifade ediliyordu. Doğrusu şu anda bu oran düştü mü, daha da yükseldi mi tam bilmiyorum. Ancak, biliyorum ki, yabancı sermaye istediği an borsayı yükseltip düşürebiliyor. Bu yolla dışarıya yüksek oranda kâr transfer ediyor. Ancak, Sigorta Haftası’nda yapılan konuşmalarda yabancı sermeyenin karlı alanlara değil, risk taşıyan alanlara geldiği söylenmiş ki bu açıklama bana doğru gelmedi. Bu arada insanın aklına son zamanlarda hızla yükselen zorunlu trafik sigorta primlerinin sigorta pazarındaki yabancı payının yüksekliği ile bir ilgisi olabilir mi? sorusu geliyor. Yabancı sermaye kâr etmeyeceği bir alana niçin yatırım yapsın. Ancak, kesin olan şu ki sigorta pazarının yüzde 72’si İMKB’de olduğu gibi yabancı sermayeye geçmiş. Yabancı sermayenin gelişi ülkemize duyulan güven ile izah ediliyor ama ortaya çıkan bağımlılık görmezden geliniyor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.